  
50 Şampanya da benden..
Keşke harcayacak o kadar param olsaydı da, 50 şampanya da ben açtırsaydım.. Gidinin tatlı su solcuları.. Dünya nerde, siz nerde kalmışsınız..
Adam, yani tekstilci Ender Koç, krizden çıkmak için adeta sembol bir hareket yapıyor..
Bir gecede 2.5 milyar harcıyor..
Hayda manşetlerde..
"Türk insanı krizle nasıl başa çıkacağını düşünürken, bir tekstilci milletle alay edercesine, şarkıcı sevgilisi için 2.5 milyar liraya 50 şişe şampanya patlattı.."
Ne kadar kolay değil mi?..
İşte at gözlüğü dediğim bu.. Hala 40 yıl öncenin kafası ile bakarsanız olaylara, bu başlığı atmak zor değil.. Beş yaşında bir ana okulu öğrencisi de atar.. Düşünmeye gerek yok.
Bir yanda kriz.. Bir yanda 50 şişe şampanya.. Mal buldun ya mağribi.. Atarsın manşeti geçersin..
Bir an, bir saniye düşünsen, aslında adam krizden çıkışın yolunu gösteriyor..
Harcama gücü olan harcasın.. Hatta abartsın.. Hatta israf etsin.. Onun harcadığı yanıyor, yok olmuyor ki.. Bu ekonominin içinde kalıyor..
Ama hareket yaratıyor.. Onun harcamaktan çekinmediği 2.5 milyar lira, bu paranın onda birine şiddetle ihtiyaç duyan onlarca ailenin geçimi oluyor..
50 şişe şampanya belki abartılı.. Ama milletin elindeki her kuruşu "Aman ha" diye saklamaya çalıştığı bir kriz ortamında, krizden çıkış için böyle abartılı simgelere ihtiyaç olduğu düşünülemez mi?..
Asıl medyacılık bu değil mi?.. Aklı başında kafa böyle çalışmaz mı?..
Yahu krizden çıkmanın yolu, duran ekonomiyi çalıştırmak.. Yani milleti harcamaya teşvik etmek.. Yöneticisi, esnafı, iş adamı, medyası ile.. Biz tam tersini yapıyoruz, gerzek medya da yangına körükle gidiyor..
Yahu harcamaların durması, tüketimin durması demek değil mi?.. Tüketim durursa, üretim durmaz mı?.. Yani fabrika bacaları tütmez olmaz mı?.. O zaman ne olur?..
Bir işten çıkarmalar başlar.. İki.. İş adamı da tasarrufa başlar.. Bu ülkede ilk tasarruf kalemi reklamlardır, benim gerzek medyam, yani senin hayat suyun reklamlar.. Krizi körüklersen, olan senin reklamlarına, yani sana olur en başta, bunun farkında değilsin.. Bu kabus haberlerine hiç kimse meraklı olmadığı için tiraj ve reyting kaybedeceğin gerçeği de ayrı..
Bazan Engin Ardıç'a gıpta ettiğim olmuyor değil. Ağzına geleni söylediği için..
"Krizin asıl sebebi bu medya" diyorum da kızıyorlar..
Cuma akşamı eve geldim.. Haberleri açtım.. Ana haberleri.. Elimde kumanda, zap Allah zap.. Bütün televizyonlar, sözleşmiş gibi, tıpkısının aynisi görüntüler, tıpkısının aynisi laflarla, felaket tellallığı yapıyor, milletin kafasına kabus gibi çöküyorlar.. İçlerinden bir tanesi, bir tek tanesi, "Farklı" olma niyetinde ve cesaretinde değil.. Tam 40 dakika, yani bir saatlik bültenin üçte ikisinde "Haydi felakete gel.. Bugün biraz daha battık.. Yarın iyice batacağız:. Ey vatandaş karalar bağla.. Otur ağla.. Elinde birkaç kuruş varsa, onu da sakla" edebiyatı yaptılar, hepsi.. Ruhum karardı ama inatla kanal kanal dolaştım.. "Bir tanesi değişik birşey yapacak mı" diye.. Hayır.. Hepsi ayni merkezden yönetiliyor sanki.. Krizi felakete götürme merkezinden.. Başarırlarsa kına yakacaklar.. Kapadım televizyonu.. Cumartesi ve Pazar geceleri tek satır haber dinlemedim..
Oh be.. Dünya varmış..
***
5 bin esnaf sokaklarda yürüyeceklerine, akşamın beyin tembeli televizyoncularına ülkeyi biraz daha paniğe, biraz daha dehşete sokacak görüntülerle malzeme olacaklarına, hatta bu görüntüler Avrupa'ya da satıldığı için, bu ülkeye, belki de dolar çıkmasının tek faydası turizm sektörüne artış sağlayacak Avrupa insanını korkutup "Aman gitmeyelim" dedirteceklerine, gidip birbirlerinden alış veriş yapsalar, birbirlerinin dükkanlarını doldursalar "Siftah yok.. Sinek avlıyoruz" ağlamaları ile televizyon seyreden insanı harcamaya iyice korkutacaklarına, dolu ve hareketli dükkanlar görüntüsü verip "İşler normale dönüyor, hadi siz de gelin" imajı verseler, krizden daha çabuk çıkmaz mıyız?.. Hergün bir kent, bir semt esnafı kepenk kapatıp sokağa dökülürse, işler daha kötüye gitmez mi?.. İşler.. Onların işleri, yani..
Esnafı kimler yönetiyor, bu yöneticiler dediklerimi anlıyorlar mı?..
Esnaf sokağa dökülerek mi, yoksa birbirlerinin dükkanlarını doldurarak mı, kendine hizmet eder bir düşünüyorlar mı?.
***
İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, yani İMÇ esnafı da sokağa dökülmüş.. Yaz geliyor.. Baktım bahçede tenteler eskimiş.. Ertekin'le gittik, yeni tente bezi seçtik.. Harika kumaşlar.. "Avrupa mı" dedim.. "Yüzde yüz yerli" dedi gururla.. "Biz dokuyoruz. Artık Avrupa'yı da aratmıyoruz.."
Nasıl sevindim.. Bahçeye geldiler.. Ölçüleri de aldılar.. Hesap bırakıp gitmişler.. Tente başına bilmem kaç mark..
Sarıldım telefona..
"Bu ne iş?.. Bez yerli, işçilik yerli, hesap niye markla?.."
"Efendim, kriz.. Krizi zararsız atlatmak için bu yolu bulduk.."
"Yok yahu?.. İMÇ'deki çaycı markla mı servis yapıyor sana?.. Ertekin'e gelsen dolarla mı yemek yiyeceksin?.. Bu krizde hepimiz bir bedel ödemek zorundayız.. Sen kendini kurtar, yükü başkaları kaldırsın olur mu?.. Herkes bir ucundan tutarsa daha kolay kalkmaz mı?.. Bir yandan 'Siftah yok' diye ağlıyorsunuz.. Bir yandan milletin alış veriş yapanını da pişman edecek uygulamalar yapıyorsunuz.. İnsanlar zaten harcamaya korkarken, onları cesaretlendirecek indirimler, kolaylıklar yapacağına 'Ben paçamı kurtarayım da' diye kolay hesaplara kaçarsan asıl o zaman batarsın.. Bak ben 'Büyük kriz var, bu tenteler bir yıl daha idare eder, tamir ettirirsem' desem, herkes benim gibi dese ne olur halin.. Ben bu krize rağmen sana geliyorum. Sen markla hesap çıkarıyorsun yerli mala" dedim..
Anladı.. Sonra anlattı.. Onu da iplikçi kazıklıyormuş.. Yerli malı ipliğe dolarla fiat biçerek.. İpliği dolarla alınca, malı markla satma hakkı doğuyormuş..
Manzarayı görüyor musunuz?..
Herkes kendi paçasını kurtarmaya kalkarsa, kriz biter mi?..
***
Perşembe akşamı Nupera'ya gittim.. O sabah gazeteler gene felaket haberleri ile çıkmıştı. Kapanan iş yerleri listesi.. Hemen hepsi eğlence üzerine.. "Demek millet gece çıkmaktan vazgeçmiş" derken, Orhan telefon etti.. Mizanoğlu.. Evliliklerinin 23'üncü yıldönümü.. Yemeğe çıkıyorlar. Nupera'yı aramışlar.. Nupera yeni açıldı.. Bizim "Pasha" Muzaffer kurucularından.. Bir restoran, bir kafe, bir bar, bir diskodan oluşan kompleks.. Restoranı Meto işletiyor..
"Yer yok" demişler..
Bre aman.. Gazete haberlerine göre gece hayatı çökmüyor mu?..
Açtım telefonu Muzo'ya..
"Cidden yer yok Hıncal Ağabey" dedi.. "Ama benim bir masam var, emrine amade.."
Gittik.. Bir koridor düşünün.. Bir yanı restoran, öte yanı bar ve cafeler.. Her yer tıklım tıklım dolu.. Koridor belediye otobüsü gibi.. Millet ayakta bekliyor ki, birileri çıksın da yerine girsinler.. İte kaka geçtik aralarından.. Meto'nun harika restoranında yemek yedik.. Keyiflenmişim bir kere.. Ağzıma içki koymam.. Felaket tellalı meslekdaşlarıma inat, bir kadeh de şarap içmem mi?.. Harika bir Amerikan şarabıydı, Muzo'nun seçtiği..
Çıkmamız daha zor oldu.. Gece yarısına doğru koridor iyice tıkış tıkış olmuş.. Dikkat buyurun, hafta arası, Perşembe akşamı..
Peki bu haber oldu mu, gazetelere, televizyonlara..
Olmaz.. Kapanırsan olur, müşteri patlaması yaparsan olmazsın..
"Kapanma sebebi kriz mriz değil.. İyi işletilenler bakın nasıl tıklım tıklım" dersen, mesleğine ihanet etmiş olursun çünkü.. Felaket tellallığı mesleğine..
***
Bu felaket tellalarına rağmen bu krizi aşacağız.. Çünkü bugüne dek defalarca örneğini gördük ki, halkın sağduyusu, bu felaket tellallarının çok ama çok önünde..
Paranız varsa gidin harcayın dostlarım..
Harcadığınız her lira bu ülkeye ışık, aydınlık, umut olarak geri dönecektir!..
Ankaralılara mesaj!..
Bakın vaktiniz olursa, Uğur Mumcu Caddesi 78'deki Vakıfbank Sanat Galerisine gidin.. Orada "El dekoru porselen, el yapımı cam yapıtlar" diye bir sergi açılacak, bu akşam üzeri, 18.00 de.. Sergiyi gezin de, asıl 100x150 boyutlarında "Klasik porselen ve seramik bezeme stillerinin muhteşem rüyası" adlı panoya dikkatle bakın..
Bu panonun taslağı Mayıs 2000'de Milano'da 1140 eser arasında "İmpronte" ödülü aldı..Villa Vertuca müzesine kondu..
Orijinali, Ruth Benice ustanın Ankara'daki atelyesinde 26 öğrencisinin de katkıları ile 550 saat (Beşyüz elli) bezeme çalışması ile ortaya çıktı..
Bu panonun satışından gelecek tüm para kanserli çocuklara bağışlanacak.. Ruth Benice, Milano'da kazandığı ödülün tümünü de kanserli çocuklarımıza bağışladı zaten.
Ruth Benice, kendisi bizzat kanseri yenmiş bir kadın..
Sizler gidin panoyu görün.. Bunlar sanatçılara moral destek..
Bir iş adamı da çıkar, satın alır herhalde, kanserli çocuklara sahip çıkmak için..
Mudo Garage ve Mudo W.S.!..
Bu fiatlar çıldırmış.. Ama aşağıya doğru.. Mustafa Taviloğlu, işini bilen, hem de vatansever bir iş adamı.. Mudo Garage'ı 20 gün için yeniden açtı..
Cumartesi günü gittim.. Bir kapıdan giriliyor, ötekinden çıkılıyor.. İkisinin ortasında bir minik snackbar var. Oturdum.. Mis gibi bir döner ısmarladım. Bir yandan keyifle yiyorum.. Öte yandan etrafa bakıyorum.. İnsanlar yaya, araba ile durmadan geliyorlar. Park sorunu çözülmüş.. Valeler bekliyor dükkan önünde. Arabaları alıyorlar..
Solumdan elleri boş insanlar giriyor, sağımdan kollarına kadar paketler, paketlere, paketlere boğulmuş insanlar çıkıyor..
Nasıl oluyor bu?.. Yemeği bitirip içeri girince anlıyorum..
İçerisi bir hazine adası.. Binlerce mal var.. En ünlü markalar var.. Ama fiatlar, akıl almaz..
500 bin liraya elektrikli trenden başlıyor.. 500 bin lira bir çocuğu sevindirmek için çok mu?.. Haa.. Yazlık muhteşem takımlar, kameriyeler de var.. Nasıl güzel, nasıl sıcak.. Fiatları 9 sıfırlı ama, erbabı bilir, piyasa fiatlarına göre, bunlar dahi çıldırmış..
Hazine adası deyimini seçerek, bilerek kullandım ki, buraya giderken enaz 2 saat ayırın.. Ancak o zaman o koca garajı hakkı ile dolaşır, ancak o zaman o yığınların arasından çok hoşunuza giden şeyleri, nerdeyse bedavaya alabilirsiniz..
Bakıp geçmek size birşey vermez..
Ama karıştırmaya başlarsanız..
Ben tam 2 saatimi harcadım.. Nasıl keyifli iki saatti.. Giyim eşyaları, ev eşyaları, mutfak, banyo, bahçe eşyaları.. Hediyelikler.. Her yere elimi soktum, yüzlerce malı elimde evirdim çevirdim.. Bu da bir keyif..
Ve de neler aldım, bir görseniz?..
Genç kızlara iltimas yapmış Mudo.. Onlar için o kadar çok şey bulmuş getirmiş ki?.. Hepsi moda renkler, moda kesimler, moda markalar.. Ve de ne fiatlara..
Ordan çıkıp Mudo'nun İş Bankası gökdelenleri altındaki yeni alışveriş merkezindeki mağazasına da uğradık..
Alış veriş merkezi bir harika bir defa.. Yalnız biraz küçük.. Genişletmek gerek..
Ve Mudo'nun Mudo W.S. Mudo Work Shop dediği "Butik" markasını sunan olağanüstü klas mağazası..
Nasıl sade, ama nasıl harika bir dekor.. Tıklım tıklım Mudo Garage ile nasıl bir tezat..
Taviloğlu meydan okuyor adeta..
"Ben öylesini de yaparım, böylesini" de diye..
Bir de "Külli tavilun ahmak" demiş eskiler.. Bütün uzunlar ahmaktır, diye..
Taviloğlu, krizin en akıllı adamı..
Bu krizin ortasında bu yatırımlar, akıl ister, yürek ister.. Onda bu var..
Krizleri aşmak da, akıl ister, yürek ister..
Kaç Taviloğlu daha var?..
SEVDİĞİM LAFLAR
Hayat sandığınızdan daha da kolaylaşabilir. İmkansızı kabul eder, zorunlu olan olmadan da yapar, dayanılmaza tahammül ederseniz.
Kathleen Norris
TEBESSÜM
Polis yolu kesmiş sürücü kontrolu yaparken adamın birinin arabasındaki bıçakları görmüş.. "Ben hokkabazım efendim..!" demiş adam.. "Bu bıçakları gösterimde kullanıyorum...! Polislerin cevabından tatmin olmadıklarını anlayınca, "Size bir gösteri yapabilirim!" demiş ve çıkmış arabanın dışına her bir bıçağı daha yükseğe atarak aşağı ineni tutup tekrar fırlatarak havada bir daire oluşturmuş hokkabaz.. Muayene sırasının kendisine gelmesini bekleyen bir arkadaki takside bulunan yaşlı adam "Yırttık hanım!" demiş karısına "İyiki bu akşam arabayı almamışız.. Polislerin alkol muayenesi için adama yaptıklarını görüyor musun? Vallahi yapamazdım...!"
|