|
|
 |
| |
|
Büyük yazar pornocu çıktı
'Eylül' adlı yapıtı En Önemli 100 Türk Romanı'ndan biri olan Mehmed Rauf aynı zamanda porno yazarıymış
Tarih ve Toplum dergisi 'Mahrem Tarih'e ayırdığı son sayısında M. Rauf'un yazdığı erotik öyküyü de yayınladı
Tarih ve Toplum (İletişim Yayınları) dergisi Nisan sayısını "Mahrem Tarih" konusuna ayırdı. Dergide Osmanlı ile Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki 'erotik-porno' yayınlar inceleniyor ve örnekler veriliyor.
Dergideki en ilginç konulardan biri de hiç kuşkusuz 'Eylül' adlı eseri edebiyat tarihimizin ilk (ve en iyilerinden) 'psikolojik roman'ı kabul edilen Mehmed Rauf'un kaleme aldığı erotik kitapçık. 'Bir Zanbağın Hikayesi' adlı bu kitap, 1910 yılında, İstanbul'da 44 sayfa olarak basılıyor.
Yavuz Selim Karakışla'nın dergideki inceleme yazısı hem bu ilginç kitabı, hem de kolağası yani yüzbaşı olan Mehmed Rauf'un kişiliğini ortaya koyuyor. Ayrıca 'Bir Zanbağın Hikayesi'ni bugünkü harflerle de okumak mümkün!
LEZBİYEN İLİŞKİ
Kitap piyasaya 'kapaksız' çıkar. Yani eser adı, yazar adı, yayın tarihi ve benzeri hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Amaç bir nebze olsun kitabı gizlemektir. Öyküde, aynı zamanda anlatıcı olan, bir çapkın erkeğin Zanbak adlı kızla ilişkisi konu edimiştir. Zanbak çiçeğinin kadın cinsel organını temsil etmesi bir yana, Mehmet Rauf kitapta kadın vücudunu çiçek benzetmeleriyle anlatır. Zanbak'ın vücudu kamelya, göğüsleri krizantem ve gül, göğüs uçları çilek ve goncadır.
Öykü daha sonra lezbiyen ilişkilere doğru ilerler. Kitabın başında çapkın kahramanımızın peşine düşüp, aşk mektupları döşendiği Naciye hanım bir lezbiyendir ve Zanbak'a vurulmuştur. Kitabın sonunda öykü iyice pornoya kayar ve üçlü bir ilişkiyle son bulur.
ELLE ÇOĞALTILDI
Kitap piyasaya çıkar çıkmaz kapışılır. En az iki baskı yaptığı biliniyor. Yayıncısına ve yazarına iyi para kazandırmıştır. Ayrıca kısa sürede tükendiği için el yazısı ile çoğaltılmış, gecelik olarak 10, 20 hatta 50 kuruşa kiraya verilmiştir! Kitabı bulamayan kadın ve erkekler, halk kütüphanelerine gidip bu eseri aramışlardır.
'Bir Zanbağın Hikayesi' sağlam kurgusu, akıcı ve renkli dili ile "eser" unvanını hakeden bir kitaptır. Araştırmacılar öykü için, "Pornografik bölümler hariç tutularsa, edebi bir eserdir" diyorlar.
Peki 1908'de, 'Eylül' gibi gayet kaliteli bir romana imza atmış olan Mehmed Rauf, niye böyle bir kitap yazmıştı? Bunun cevabı 'hayal kırıklığı' olarak görülüyor. 'Eylül'ün ilgi görmeyip, satmaması Mehmed Rauf'u çok üzmüştü. Bohem ruhlu bir kişi olan Mehmed Rauf hem para kazanmak için, hem erotik yayınlara zaten büyük ilgi duyduğundan, hem de romanına ilgi göstermeyenlerden intikam almak için yazmıştı 'Zanbak'ı.
MEKTUPLA EVLİLİK
Kitap çıkar çıkmaz büyük eleştiri almış; muhafazakar yazarlar adeta üzerine çullanmışlardı. Ardından Meclis-i Vükela'nın kararıyla toplattırılmıştı. Bununla da yetinilmemiş Kolağası (yüzbaşı) Mehmed Rauf, Divan-ı Harb-ı Örfi'de yargılanmıştı. M. Rauf önce kitabın yazarı olduğunu reddetmiş ancak sonra tercüme ettiğini söylemişti. Neticede 8 ay hapis cezası aldı; askerlikten de atıldı.
Kitabın başka etkileri de olmuştu. Öyküyü okuyan bir kadın Mehmed Rauf'a evlenme teklif etmiş, o da hemen kabul edip soluğu İzmir'de almıştı. İçgüveysi olarak girdiği evde bir süre yaşamıştı. Ancak karısı bir süre sonra onu başından atmıştı.
40'ını aşmış ve sağ kolu inmeli yazar daha sonra 22-23 yaşlarında, yine Zanbak'ı okuyarak ona aşık olan bir kızla evlenmişti. Genç eşini, "O benim hem karım, hem de sağ kolum" diye tanıştırıyordu...
'BİR ZAMBAK HİKAYESİ'
Uçarı ruhlu yazar Mehmed Rauf'un "Bir Zambak Hikayesi" adlı erotik kitabı 1910'da 'boş' kapakla çıkmıştı. Üzerinde ne başlık vardı, ne de yazarın adı! Ancak halk öykünün içeriğini öğrenip, kitabı kapışmıştı. M. Rauf'un hakkında da dava açılmış, yazar 8 ay hapis cezası almıştı.
İSMET PAŞA'NIN YARDIMI
Mehmed Rauf son yıllarında büyük para sıkıntısı çekiyordu. Bunu öğrenen Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi yazarlar bir araya gelerek İsmet İnönü'den onun adına ricacı olmuşlardı. İsmet Paşa da, "O, Zambak diye fena bir eser de yazdı ama Eylül bu günahın kefaretidir" diyerek Mehmed Rauf'a maaş bağlamıştı.
Masum kız sordu:
Bakire ne demek?
Gözlerİnİ yumdu, baygın, başını arkaya devirerek, titreyerek ve derin bir "Oh, ne tatlı!" dedi.
- O kadar tatlı mı? dedim.
Gözleriyle tasdik etti, sonra:
- Lakin sizin buseleriniz bu kadar tatlı; herkes de böyle mi öper acaba?
- Birbirini sevenler böyle öpüşürler...
- Demek siz beni seviyorsunuz?
- İstediğin kadar sevmiyorsam da, sevmek üzereyim.
- Ben de... Bilseniz siz benim daima hoşuma giderdiniz... Kendimi bildim bileli hoşlanarak gördüğüm beğlerden biri idiniz.
- Oh ne kadar memnunum.
- Ay, insan birbirini sevince ne yapar?
- Şimdi öpüştüğümüz gibi öpüşürler.
- Ay bu kadarcık mı?
- Evet.
- Bu tuhaf. Bana bir başka arzular hiss ediyorum gibi gelirdi. Sanki bu buse ne kadar iyi olursa olsun, aşkın başlangıcı gibi bir şey...
- Ne hiss ederdiniz?
- Tarifi mümkün değil ki... Bütün vücudumda bir rehavet... Bazen rüyalarımda hiss ettiğim bir saadet.
- Ay, uyandığınız vakit ne hiss ederdiniz?
- Bütün vücudum hurdahaş kalırdı.
- Ay, bunu yalnız rüyalarınızda mı hiss ederdiniz?
- Yok, şimdi siz öperken de hiss ettim.
- Demek sizi öpen ilk erkek benim?
- Evet babam da öperdi ama, o başka türlü idi.
- Demek bakiresiniz?
- Bakire ne demek?
Cinsi hayattan bahis halk mecmuası
Politik olanlar başta, II. Abdülhamid döneminde müstahcen yayınlar büyük baskı altındadır. 1908'de İkinci Meşrutiyet ilan edilir ve özgürlük ortamında erotik-pornografik yayınlarda büyük bir patlama olur. Bu faaliyet Cumhuriyet ilan edildikten sonra da devam eder.
'Zanbak' ile aynı dönemde yayınlanan 'Fahişe' (1910) adlı öykü buna bir örnekti. 'Milli Hikayeler' adını taşıyan bir dizi kitaptan biri olan 'Fahişe'de, Leman adlı genç bir hayat kadını ile ona aşık olan Nihat adlı toy bir delikanlının ilişkisi anlatılıyordu.
KONYA'DA BASILDI
Cumhuriyet döneminde de cinsel hayat ve erotizmle ilgili yayıncılık yapılmıştı. Bunlardan biri "Cinsi hayat, içtimaiyat ve bediiyattan bahis halk mecmuası" üst başlığıyla 1929'da Konya'daki Babalık matbaasında basılarak yayın hayatına geçen iki aylık 'Balarısı' adlı dergiydi. Balarısı'nda yer alan makalelerde, geleneksel ahlak reddedilmekte, onun yerine bireyin tercih ve arzuları ön plana çıkarılmaktaydı.
Fahişe adlı kitapta Nihat'ın randevuevine gelişi Leman'ın ağzından şöyle anlatılıyor:
GENÇ FAHİŞE LEMAN İLE TOY NİHAT'IN ÖYKÜSÜ
"Geçen sene idi. Bu yola çıkalı henüz dört ay kadar olmuştu. Bir gün, misafir geldi, dediler. Hep birlikte gülerek yanına çıktık. O ayağa kalkarak bir selam verdi. Sonra yine oturdu. Sarışın, takriben 18 yaşlarında bir gençti. İki ela gözlü, ufak ağızlı.... Bir müddet şarkı söyledik. Gülüştük. Birbirimizle birçok şakalar yaptık. Artık birimizi intihab etsin (seçsin) diye dışarı çıkıyorduk. Bana kızararak baktı, "Azıcık gelir misiniz" dedi. Ben kaldım. Ötekiler dışarı çıktılar. Gittim yanına oturdum. O hiçbir şey söylemiyordu. Yalnız kızararak bana bakıyordu. Bir müddet baktı. Sonra, "Ne güzel gözleriniz var" dedi. Zaten açılmak için vesile arıyordum. "Eğleniyor musunuz" diye kucağına oturdum ve yüzünü tutarak gözlerinden pek çok öptüm. O da beni bir kere öpmekle iktifa etti."
|
|
 |
|