  
Asla 9'dan 5'e değil
Televizyon patlamasının yaşanmaya başlandığı 70'li yıllarda, bu patlamanın yazılı basını nasıl etkileyeceği üzerine çok uzun tartışmalar yapılmıştı. Kötümser olanlar, basının hızlı bir erozyona uğramasını, etkinliğini büyük ölçüde kaybetmesini bekliyordu.
Bu arada televizyonlar gelişmeye devam ettiler. Bugün ulaşılmış olan son dijital teknolojilerle, kablo sistemleriyle her evde yüzlerce televizyon kanalı izlenmeye başlandı. Ama yazılı basın, kötümserlerin beklediği ya da "basını sevmeyenler"in umduğu gibi yokolma sürecine girmedi.
Yazılı basın, toplumsal bir etkinliğe ulaştığı geçen yüzyıl başından beri hâlâ "dördüncü kuvvet" olma özelliğini sürdürüyor. "Gazeteci" de hâlâ birçok kötülüğün sırtına yüklendiği, ama vazgeçilmeyen bir "insan türü" olarak yaşamaya devam ediyor.
İnsanlara haber ve bilgi vermek üzerine kurulu bu mesleğin bir tür "kamu görevi" olduğu hep söylenmiştir.
Hem çok "bireysel" hem de aşırı "kolektif" bir kamu görevidir gazetecilik.
Her olayda, her durumda, olay başladığı anda gazetecinin görevi başlar. Ama olay bittiği anda bitmez, devam eder.
Yirmi dört saat içinde olan biten herşey için binlerce saat süren konuşmalar, tartışmalar yapılır. Yazım ve sayfaya yerleştirilme aşaması en son aşamadır. Bundan sonra binlerce ton kâğıt rotatiflerde döner, boyanır ve milyonlarca insana "sunulur".
Gazetecinin ölüm saati
Bu süreç içinde de onlarca, belki yüzlerce karar hatası yapılır. Hiçbir zaman sabah 9'da başlayıp akşam 5'te bitmeyen bu mesleğin insanları için "ölüm saati" rotatifin dönmek zorunda olduğu saattir.
Birkaç yıl boyunca hafta sonlarını bir gazetenin yazı işlerinde geçirmek zorunda kalmış olan bir çocuk gözlemlerini şöyle özetlemişti:
"Siz aslında hiç çalışmıyorsunuz. Bütün gün aranızda konuşuyorsunuz, gülüyorsunuz, devamlı telefonda konuşuyorsunuz. Sonra hızlı hızlı bir şeyler yazıyorsunuz. En çok bir saat yazıyorsunuz. Sonra biraz da birbirinize bağırıp koşuyorsunuz. Gazetenin basılmasını beklerken de yine konuşup gülüyorsunuz. Ben de büyüyünce gazeteci olacağım.."
Gazetecinin El Kitabı'nın yazarı İngiliz gazeteci Christopher Browne, "deli, bulaşıcı ve dayanılmaz bir iştir" dediği gazeteciliğin bütün diğer işlerden farkını şöyle anlatıyor:
"Medyada çalışmak, dokuz beş arası bir işte çalışmak gibi değildir; önceden belirlenmiş rutin işler, ileriye dönük planlar ve iş tanımlarını kaldırmaz... Medyada çalışan insanlar yüksek oktanlı adrenalinlerle yaşarlar, birçok insandan daha az boş zamana sahiptiler ve mesleklerine sonuna kadar bağlıdırlar."
Bu "hayat tarzı"nda övgü son derece azdır, hep eleştiri vardır, hep beğenilmeme vardır. Bir yazıyı, bir fikri doğru bulan ve desteklemek için telefon eden, e-mail ya da faks gönderen her bir kişiye karşılık en az on kişi eleştirmek için arar.
Muhalifler gazeteciyi "iktidara yakın" olmakla suçlar ve kızar, "muvafıklar" da aynı gazeteciyi "muhalefetin adamı" olmakla suçlar ve kızar. Bu sürekli "kızılma" ve "eleştirilme" durumu böylece sürer gider.
Fransa'da gazete satışları
Ulusal gazeteler
| Le Monde | 400.000 |
| Le Figaro | 400.000 |
| Libration | 180.000 |
| France-Soir | 200.000 |
| La Croix | 90.000 |
| L'Humanit | 40.000 |
| Les Echos (ekonomi) | 120.000 |
| La Tribune (ekonomi) | 85.000 |
| L'Equipe (spor) | 410.000 |
Yerel gazeteler
| Ouest-France (Rennes) | 760.000 |
| Le Parisien (Saint-Ouen) | 360.000 |
| Sud-Ouest (Bordeaux) | 340.000 |
| La Voix du Nord (Lille) | 330.000 |
| Le Progrs (Lyon) | 260.000 |
| Le Dauphin Libr (Grenoble) | 260.000 |
| La Nouvelle Rpublique (Tours) | 250.000 |
| L'Est Rpublicain (Nancy) | 220.000 |
| Nice-Matin (Nice) | 210.000 |
| La Montagne (Clermont-Ferrand) | 210.000 |
| Dernires Nouvelles d'Alsace |
| (Strasbourg) | 205.000 |
| La Dpche du Midi |
| (Toulouse) | 200.000 |
(Bunların dışında 40 bin ile 190 bin arasında günlük satışı
bulunan 19 yerel gazete daha bulunmaktadır.)
|