  
Gitmek kolay ama...
"17 yaşındayım... İyi bir 'Anadolu lisesi'nde çobanlarım tarafından güdülüyorum. İlkokuldan beri çocukluğumu bir kenara bırakarak o öğretmen, bu dershane karmaşasında bu liseyi kazandım. Pedagojinin p'sini bile bilmeyen insanların arasında GELECEĞE hazırlanıyoruz."
Gencecik bir okurun mektubu böyle başlıyor...
Sonunu "Seneye gidiyorum, dönmeyeceğim, çünkü biliyorum ki, ne bu ülke düzelir, ne de bu sistem!" diyerek getirmiş.
"Neden Gidecekler?" başlıklı yazım üzerine gelen sayısız okur mektubundan biri.
Haksızlar mı? Hayır! Onları çok iyi anlıyorum.
Bu yüzden yazdım: Kimse ekonomik kriz yüzünden ülkeye küsmez, kaçmaz. Ama hayatın kendisi bitmez tükenmez bir kriz içindeyse, "insanca yaşamak" konusunda umutlar kırılmışsa, "gitmek" çözüm gibi görünmeye başlar...
Ancak...
Artık madalyonun öteki yüzünü hatırlatmanın zamanı da geldi.
***
Gençlerin bu ülkeden "kaçma" isteği ne kadar içtense, "varacakları yer" hakkındaki düşünceleri de o kadar üstünkörü... Maalesef öyle!
Ve gelelim konunun can alıcı noktalarına...
Bu ülkenin insanlarıyız, bu dili konuşuyoruz.
Ve konuştuğumuz dildir; düşüncelerimiz, hayallerimiz, rüyalarımız... Konuştuğumuz dildir aslında yiyip içtiğimiz... Yani ülkeden kaçarsınız ama dilden kaçamazsınız. O dil sizi her yerde takip eder. Peşinizi bıraktığında da yabancı bir ülkede "yabansı bir yaratık" olup çıkarsınız. Bu bir!
Gençler suçsuz!.. Fakat kızarken şunu bilmeliler; anne babaları, amcaları, teyzeleri, büyükanne - büyükbabaları, dostları, ağabeyleri... Hepimiz ülkeyi bu hale getirdik!
Şimdi kafayı sadece "kaçmaya" takmak, çöpü kapının önüne bırakıp gitmek gibi bir şey... İçiniz kaldırıyorsa yapın! Fakat bilin ki, kafanızı yastığa koyduğunuzda o çöpün hayaleti sizi uykusuz bırakacak. Bu iki!
Başka şeyler de var:
Sözgelimi; ülkemizde (bir kez olsun "uçuk" görünmeyi göze alarak) kimseye "günaydın" demeyip, "dışarda" karşımıza çıkan ilk insanı güleryüzle "günaydın" diyerek selamlayışımız çok mu içten?..
Burada özgürlüğün kırıntısının bile bize çok pahalıya ödetildiği çırılçıplak bir gerçek! Ama gittiğimiz ülkelerde "başımıza bir şey gelmesin" veya işimiz gücümüz bozulmasın diye nasıl onur kırıcı biçimde "uslu" durduğumuz da bir gerçek değil mi?
Bilirim... İnsan umutsuzluğa düştüğünde çare sandığı şeylerin ne kadar uyduruk, ne denli gözbağcı, nasıl bilgisizce olduğunu farketmez.
Dikkat edelim de, öyle bir "çare" arayışının kurbanları olmayalım.
Ve şu da açık: Her giden, bir gün dönmek üzere gidiyor...
Sonra döndüğünde yine aynı "berbat" ülkeyi buluyor; yine yaşam kalitesi yükselmemiş, yine aynı film, yine aynı gerilim!..
Neden acaba? Hiç düşündük mü?
Popüler kültürün bizi kışkırtığı gibi hemen siyaseti ve siyasetçileri de suçlamayalım.
Kim o siyasetçiler? Gökten zembille inmediler. Aramızdan birileri onlar; akrabalarımız, yakınlarımız, dostlarımız..
Oturup bir daha değerlendirelim. Bu hayatı burada, elbirliğiyle "mahvettik!"
Yine ve ancak burada düzeltebiliriz. Elbirliğiyle...
İZLERKEN
Haftanın filmleri
Şu sıralarda gösterimde olan birkaç film hakkında kişisel notlarımı aktarmak istiyorum.
*TRAFİK (Traffic): Mali kaynaklarınız geniş, adalet ve güvenlik örgütleriniz dev boyutlarda olabilir. Ama bunlar uyuşturucuyla savaşı kazanmanıza, uyuşurucu trafiğini kesmenize yetmez. Neden? Trafik, bu noktada dürüst davranan çok az sayıdaki filmden biri... Vatan, millet, devlet edebiyatı yerine; bugün esas işbirlikçi "uyuşturucu"nun, aile kurumu ve paranın olağanüstü gücü olduğunu gösteriyor. Filmin sloganı da durumu iyi anlatıyor: "Herkes işin içinde!"
*KAPLAN VE EJDERHA (Crouching Tiger, Hidden Dragon) Müthiş etkileyici bir masal film. Ve inanmayacaksınız ama "Kadın filmi!" Filmin özgün adı "Sinmiş Kaplan Gizlenmiş Ejderha" Çin mitolojisinden gelme bir deyim; "gücünü başkalarına yerli yersiz göstermekten sakınma"yı anlatıyor.
*ÇİKOLATA (Chocolat): Afişlerde "Tadı damağınızda kalacak" deniyor ama final öyle olmasaydı, derin bir kederle ayrılacaktık sinema salonundan! Üstelik zaman "Romeo'ların Jülyet'i"nin ne yazık ki güzelim gözlerini küçültmüş; geriye sadece gülünce güller açtırışı kalmış; oradan tanıyoruz Binoche'u... Peki, Matrix'in kadın yıldızının bu filmde hangi rolde olduğunu farkettiniz mi? Kontun sekreteri Caroline...
*HANNIBAL: Film üzerine ayrıntılı yazacağım. Şimdilik yönetmen Ridley Scott'ın Floransa şehrinden müthiş bir atmosfer çıkardığını belirtip geçeyim. Sinemada arkamda oturan gençler "Fatih Terim'in Fiorentina'da başını yiyenin kim olduğunu anladık" diye espri yapıyorlardı; "Gori değil, Dr. Hannibal Lecter'miş meğer!"
|