Düşmanların safında mıyız?
Ha gayret arkadaşlar, onlar dışardan biz içerden yıkmamıza az kaldı.. Şunun şurasında birkaç güçlü darbe daha indirirsek elbirliğiyle, çöküşü hep beraber izleyeceğiz. Bu kez kafamıza tam olarak çökeceğinden, sonucu dünya gözüyle görebilir miyiz belli değil ama biz göremesek de dışardan uğraşanların görüp mutlu olacakları kesin..
"Tansiyon yükseliyor"
"Eylemler çığ gibi"
"Gösteriler il il yayılırken tatsız olaylar.."
"TOBB Başkanı Miras, bütün oda başkanlarını Salı günü toplantıya çağırdı. Örgüt 'Hükümet istifa' diyecek"
"Sokak ayakta"
Hepimiz biliyoruz ki esnaf büyük sıkıntı içinde.. İşyerleri kapanır, işsizlerin sayısı artarken aynı anda pahalılık artıyor. Ama şurası da muhakkak ki tek sıkıntı çeken esnaf değil. Memurundan işçisine, gazetecisinden en büyük işletmelerin, fabrikaların sahiplerine kadar herkes aynı sıkıntıya ortak. Esnaf işsiz kalırken 4000 gazeteci de işsiz kaldı. Gazetelerin ilâveleri kaldırıldı, birçok başarılı köşe yazarı işinden oldu. Etkilenmeyenler sadece devletten para kazananlar.
Bunların hepsini biliyoruz.
Ama lütfen bir an durup düşünelim. Tam şu sırada bu eylemlerin, sokağa dökülmelerin hangimize yararı olacak?
Hükümeti indirirsek, veya seçime gider ve yeni bir hükümet kurulması için bu beylerin, hanımların haftalarca birbirini ziyaret edip, el sıkışarak gülücük dağıtmalarını beklersek ne kazanacığız?
Bir şey kazanmayacağımızı, aksine sadece çok daha fazla zaman kaybederek daha çok sıkıntıya düşeceğimizi görmek için kör olmak lâzım.
Tamam, kimsenin şüphesi yok ki bu hükümetin gitmesi gerekiyor. Ondan da önce, doğru hükümetlerin gelebilmesini sağlayacak reformların yapılması, Seçim ve Partiler Kanunu gibi yasaların çıkarılması gerekiyor. Devlet bankaları başta olmak üzere özelleştirmelerin yapılması gerekiyor.
Özel bankaları da sıkı denetim altında tutacak kuralların getirilmesi gerekiyor.
Bununla birlikte, tam şu anda bu eylemler için seçtiğimiz zaman yanlış!..
Zamanlama yine yanlış!
Bunu yaparak iki şeye hizmet ediyoruz;
1- "Bu hükümet gitsin, yeni hükümette biz yeralalım" diyen, kısa süre önce denenmiş ve koalisyonlarıyla ülkeyi beter duruma düşürmüş iki muhalefet partisine..
2- İçerden ve dışardan Türkiye'yi iyice krize sokarak kendi plânlarını uygulamak isteyen gruplara..
Muhalefet liderlerinin ekmeğine yağ sürüldüğünü, hemen esnafın arasına karışma gayretlerinden gördük. İkinci grubun yararlanmasına örnek ise Washington'a bitişik Maryland eyaletinde Temsilciler Meclisi'nin 24 Nisan'ı "Ermeni Soykırımını Anma Günü" kabul etmesi..
Amerika'dan gelen diplomatlar ve sivil toplum örgütü temsilcileri Ermeni ve Yunanlılar'ın "Türkiye şu anda çok sıkıntıda. Tam zamanıdır" diyerek işe sarıldıklarını anlatıyorlar.
Eyalet eyalet kabul edildikten sonra da tekrar ABD Temsilciler Meclisi'ne getirecekler. Sonra Avrupa'ya.. Türk düşmanlığını dünyaya yaymak için bu fırsatlar kullanılıyor.
Biz de yine içerde birbirimizi yiyerek onlara yardımcı oluyoruz.
Turizmi de kaybederiz
TURSAB Başkanı Başaran Ulusoy "Tam turizm sezonunun başladığı sırada bu olaylar çok büyük hata. Dışardan beklediğimiz paradan daha fazlası bu yaz turizmden gelebilir. Bunu kaybedemeyiz" diye çırpınıyor. Bütün turizmciler korku içinde bekliyor.
Zaten bir yılı terör olaylarıyla, diğerini deprem tehlikesiyle kaybetmişiz, bu yılı da böyle kaybederiz. Rezervasyonlar çok iyi giderken, hemen iptaller başladı.
"Ermeni Soykırım Tasarısı" için Ermenilerden çok çalışan, ABD eyaletlerinden Almanya'ya, İsviçre'ye kadar onlardan önce gidip konuşan Yunanlılar, bu yazki turizm gelirimize de konarlarsa bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar.
Türkiye üzerinde çok ciddi oyunlar oynanıyor. Tam ekonomik program açıklanıp işler yoluna girebilecekken, sakin bir görüntüye en çok ihtiyaç duyulan anda bu olaylar başlatılıyor.
Bir yandan yolsuzlukları kendisi bir bir ortaya çıkaran basına güven sarsılmaya çalışılırken, diğer yandan ülkede isyan ortamı yaratılıyor.
Oysa tam aksine, zor günleri ancak kenetlenerek aşabiliriz. Ülkede istikrar sağlanırsa hepimiz tekrar düze çıkabiliriz. Kışkırtmalara alet olarak, birbirimizi gaza getirerek değil..
Lütfen dikkat, tam şu sırada hata yapmayalım!
Derviş ağzının payını vermiş. Ama..
Geçen hafta Rahmi Koç'un ABD eski başkanı George Bush onuruna verdiği yemekte eski Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ ile yanyana oturduk.
Elekdağ sohbetimiz sırasında Kemal Derviş'in Türkiye'ye yardım istemek üzere ABD'ye yaptığı seyahatteki konuşmalardan söz etti. Derviş'in Amerikan Hazine Bakanı O'Neil'le görüşmesinde ABD Bakanı kapalı kapılar ardında "Siyasi sisteminiz tepeden tırnağa modası geçmiş bir sistem. Tamamen yenilemek ve öncelikle Siyasi Partiler Yasası'nı değiştirmek zorundasınız" demiş.
Kemal Derviş'in daha sonra görüştüğü Ğbir Türk dostu olan- Savunma Bakan Vekili Wolkowitz de "Türkiye'de demokratik tabanın yaygınlaştırılması ve siyasal reformlar şart. Amerika, Türkiye'nin ekonomik sorunlarını halletmesiyle, siyasal reformlar arasında bağlantı kuruyor. Biri olmadan diğeri olmaz" demiş.
Sonradan araştırıp öğrendiğime göre Derviş bu sözlere "İçişlerimize karıştırmayız" türünden gerekli bir cevap vermiş ama G-7 ülkeleri de aynı noktada tamamen hemfikir olduklarına göre istediğimiz kadar tepki gösterelim, bu dış baskıyı da giderek daha fazla hissedeceğiz.
Toplum ve basının uzun süredir "Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarını bir an önce değiştirin" telkinlerini umursamayan ve duymuyormuş gibi davranan siyasi parti liderleri bakalım kaçamayacakları sesler karşısında ne zaman "pes" edecekler?