  
Akrabaydık akrep olduk biz bize..
Emniyet'in halı saha takımı ile bir dostluk maçı yaptık ki gelin bana sorun.. Yanlış anlamayın, karşı takımla bir sorun çıkmadı ama bizim Erdal Bilallar yüzünden birbirimizi vuracaktık.. Mübarek gazeteci değil sanki Sergen..
Pazar sabahı.. Sabah saat 10.00'da yatağa uzandım.. Kısmetse uyuyacağız.. Saat 11.10'da telefon zırrr diye çaldı.. Arayan bizim Haber Müdürü Tayfun Hopalı.. "Ağabey iyi ki erken kalkmışsın, ben de seni almaya geliyordum.." diye girdi lafa.. "Hayırdır!" dedik..
- "Hayırlı.. Hayırlı.." dedi.. "Polisgücü ile maçımız var, sensiz olmaz.. Saha, takımlar, herşey hazır.. Tek eksiğimiz sensin.."
Peki, deyip rızamı belirttim.. Elimizde zembil niyetine çanta, köy düğünü kovalayan pehlivanlar gibi halı sahalar arasında dolanıp duruyoruz zaten.. Varsın bir Pazar sabahımız da böyle başlasın..
***
Maçın nereden icap ettiğini Tayfun yolda anlattı.. Polis Haftası kutlanıyormuş.. Etkinlik olarak da bizimle maç yapmayı düşünmüşler.. Çevik Kuvvet Müdürlüğü'nün Bayrampaşa'daki tesislerinin içinde halı saha varmış.. Orada oynayacakmışız..
Bereket Tayfun gelip evden aldı beni.. Oraları benim tek başına bulma şansım yok.. Mazallah kendi başıma gitmeye kalksam, değil maça yetişmek; karşımızda oynayacak olanların emeklilik törenine dahi yetişemem..
Takımda sorun var..
Çevik Kuvvet'in konuşlandığı bina tarihi.. Kemerli kapıdaki yeşil zemin üzerine altın varaklı, silus tarzı yazılmış bir kitabe var.. Orada yazıldığına göre bu bina Şifaevi niyetine yani hastane olarak yapılmış..
Tarihi de Hicri 1243.. Miladi 1827 oluyor.. Demek ki binayı Sultan Üçüncü Selim başlatmış.. Bitirmek Sultan İkinci Mahmut'a nasip olmuş.. Şimdi de polis kullanıyor..
Asayişten Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Tor bizi tesisteki lokale davet etti.. Orada laflayıp çay içerken bizim takımın elemanları da teker teker gelmeye başladı..
Beşiktaş'ın unutulmaz kaptanı Sanlı Sarıalioğlu, eski gol krallarından Sarıyerli Hayri Ülgen, Türkiye'nin gururu Erman Toroğlu bizim takımdan.. Benden başka Tayfun Hopalı var.. Takviye olarak da Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ü almışız..
Kaleye de Şenol Baştakar geçecek diye biliyorum.. Eski kalecimizdir üstelik alt yapısı Almanya'dan.. Lakin yazarımız Erdal Bilallar, kalede ben oynayacağım, diye tutturdu..
Futbolla en küçük bir ilgisi yok.. Televizyondan dahi maç seyretmiş değil.. Belki insanların bir sahaya gittiğini, futbol diye birşey oynadığını duymuştur, o kadar..
***
Birşey değil kaleye geçmesi.. Haydi üç beş gol fazladan yeriz, geçeriz.. Oyunu bozar.. Topu alır, kaleci kazağının altına sokup "Kimseye vermiyorum.." diyebilir.. Araştırmacı gazeteci olduğundan laf anlamaz, ikna da edemezsin..
- "Erdal etme eyleme.. Bak şu kadar televizyoncu gelmiş ki hepsinin omuzunda tanksavar bazukası gibi birer kamera duruyor.. Çekerler hallerimizi, aleme rezil oluruz.." diyoruz..
- "Niye? Benim de haklarım var!" diye tepki veriyor..
Tövbe estağfurullah, sanki takım yapmıyoruz da insan hakları evrensel beyannamesini tartışıyoruz.. İtiş kakış çıkaracağız soyunma odasından, oraya yüzlerce polis memuru birikmiş.. Maç seyredecekler.. Çocuklara rezil olacağız..
- "Halinize bakmadan her fırsatta bize laf sokarsınız ha!" deyip, kafa bulacaklar..
Sinirlendim.. "Kim bu takımın sorumlusu? Doğru dürüst takım yapın kardeşim.." diye ileri geri konuşmaya başladım.. Takımın sorumlusu yani teknik direktörü de Ali Kırca imiş..
Almış Star televizyonunda çalışan kameramanı karşısına.. Kendi muhabirine kendi fikirlerini anlatıp, atlatma haber yapıyor.. Takımla filan ilgilendiği yok..
Slow Motion Faik..
Bizim ATV'nin Spor Müdürü Faik Çetiner de teknik direktör yardımcısı.. Ama asıl geliş sebebi başka.. "Ali Kırca plaket almayacağı bir etkinliğe gitmez, ona verirlerse bana da verirler" hesabını yapmış besbelli..
Bunların arasında dehşetli bir plaket rekabeti var.. Ali Kırca'ya şimdilik yetişmesi söz konusu değil ama ufaktan o da bir stok yapmış.. Geçenlerde bir spor klübü Faik'e plaket vermiş..
Töreni haberlerde yayınlamak için kameraman görevlendirmiş.. Oğlan da dolu kaset mi getirmiş ne.. Montajda bakmışlar ki bütün görüntü topu topu otuz saniye..
Haberin Faik'in başarılarını anlatan sözleri ise üç dakika tutuyor.. Üç dakikalık habere otuz saniyelik görüntü yetmez.. Çocukluk, askerlik resimlerini gösterecek değil ya!
Ne yapsın? Otuz saniyelik görüntüyü slow motion yani ağır çekim yayınlamış.. Haberi öyle kurtarmış.. Derler..
***
Sonunda takımla ilgilenecek adam bulamadığımızdan Erdal'ı kendimiz ikna ettik.. Sadece on dakika kalede duracak, sonra yerini Şenol'a bırakacaktı..
Buna karşılık biz de Migros'tan iki kilo otlu peynir, bir boğum kavurma, beş kilo Adapazarı soğanı, 12'lik iki paket yumurta, bir kiloluk Oruçoğlu yağı alacağız..
İki de büyük Tekirdağ rakısı ekleyip, arabasının bagajına koyacağız.. Böyle anlaşıp el sıkıştık, sahaya çıktık..
Yine de benim içim rahat değil.. Takımdan kuşkuluyum.. Sanlı Kaptan onbeş senedir ayağını topa sürmediğini söylüyor.. Üstelik soyunurken gördüm.. Karnında bir ameliyat izi var ki görenin ödü kopar..
Ameliyatı ya kendisi ya akrabadan birisi yapmış, dikişleri de ihtimal ki hamını atmış.. O dikişi atanın yorgan iğnesi kullandığı kesin.. Sağlam tutsun diye ipi gerdiğinden karın büzülmüş, emanete alınmış bohça gibi olmuş..
Üstelik ayağına göre ayakkabı da bulamadı.. 43 numaralı ayakları 42 numaraya sıkıştırdı.. Kalede de Erdal var.. Gel de sonuçtan korkma..
YARIN: Sonuç gerçekten 6-6 mı bitti? Karşımıza rakip olarak kimler çıktı? Hakkımda çıkarılan şike iddiaları doğru mu? Ali Kırca plaket aldı mı? Erdal sözünü tuttu mu? Alper Tulga öldi mu? Acun ısız kaldi mu?
|