Yurt içinde ve dışında katıldığımız beyin fırtınaları veya konferanslarda sık sık, ülkeler hakkında konuşurken, en iyi ve en kötü senaryolardan söz ederiz..
Peki, Türkiye için, bu günlerde en kötü senaryo nedir?
Hükümeti istifaya davet eden gösterilerin çığrından çıkıp yağmalama olaylarına dönüşmesi ve bu durumda askerin rejime müdahale etmesi.. Yani, zaten yarım yamalak olan Demokrasi'mizin askıya alınması..
Şimdi buna itiraz edenler olacaktır.. Sivillerden ümidini kesip, yüzünü askere dönenler var aranızda.. Bunu bize gelen mesajlardan, yaptığımız konuşmalardan biliyoruz..
Soruyorsunuz; "Askerler neden ekonomi konusunda konuşmuyor? Neden ekonomiye müdahale etmiyor?"
Biliyoruz ki, bazılarınız için, Demokrasi, içinde bulunduğunuz müthiş sıkıntılı günlerde bir anlam ifade etmiyor.. Gerçek bu.. Söylüyor, yazıyorsunuz da..
Ama bu isteğinizin, Türkiye'yi dünyada tek başına bırakacağını gözardı ediyorsunuz.. Ayıplı ülkeler safına geçeceğimizi düşünmüyorsunuz..
Bakın, Kemal Derviş reformları açıklasın, hükümet hemen uygulamaya başlasın, IMF, Dünya Bankası ve G-7'lerden para gelecek.. Bunu bize yabancılar açık açık söylüyor..
Lafı hiç oraya buraya götürmeden, açık seçik, "Reformları yapmak yetmez, uygulayın" mesajı veriyorlar..
Çünkü şimdiye kadar 17 kere IMF ile anlaşma imzalamış ve hepsini de yüzümüze gözümüze bulaştırmış, yani sabıkası olan bir devletiz biz..
Ekonomik krizi ve depremi türban yasağına bağlamaya kalkan geri zekalı, çağdışı, kötü niyetli sersemlerin de yaşadığı bir ülkeyiz.. Bunu da unutmayalım..
Yarım yamalak da işlese Demokrasi'ye mutlaka sahip çıkalım..
Hükümete yönelik protestolarımızı demokrasi sınırları içinde yapalım..
Kepenkleri kapatalım.. Yürüyelim.. Sloganlarımızı atalım..
Ama sakın unutmayalım ki, bir tane Türkiye var..
Türkiye'yi tahrip etmeyelim..
Demokrasi'yi tahrip etmeyelim..
Türkiye, çok önemli bir kavşaktan geçiyor..
Tarihi günler yaşıyoruz..
Ve bu kavşağı, bu tarihi günleri mutlaka, ama mutlaka Demokrasi içinde dönmeliyiz..
Bu işin başka yolu yok..
Demokrasi'nin askıya alındığı bir Türkiye'yi 21'inci yüzyılda düşünmeyin dahi.. Tam tersi, Demokrasi'nin bütün kuralları ile işlediği bir Türkiye'nin meydana çıkması için çalışın..
Bu sütunda hükümet çok ağır biçimde eleştirildi.. Yanlışlarında ısrar ettiği sürece de, eleştirilmeye de devam edecek..
Ama iş, Demokrasi'nin tahribine gelirse, o zaman bu tahribe "Hayır" diyeceğiz.. "Demokrasi gün gelir size de lazım olur" diyeceğiz.. Ve bütün gücümüzle buna karşı duracağız..
21'inci yüzyılda, ara rejim tartışması yapmak, Türkiye'ye hiç mi hiç yakışmıyor değil mi?
Onun için herkes sağduyu denen olgusunu ön plana çıkarsın.. Demokrasi'yi zenginleştirecek fikirler üretsin.. Hükümete "Daha fazla demokrasi istiyoruz" desin..
Ama bunu yaparken, hangi kesimden, hangi kurumdan, hangi inançtan olursa olsun, Demokrasi isterken aslında Demokrasi'yi tahrip etmek isteyenlere de engel olmamız gerektiğini unutmayalım..
21'inci yüzyıldayız.. Bunu ulus olarak hep hatırlayalım...