  
Gerçek gazetecilik budur işte!
Bravo Cengiz Çandar ve Ufuk Güldemir'e. Tarafsız, dürüst gazetecilik böyle olur. Her ikisi de Sabah Gazetesi'nden ayrılmış iki gazeteci olarak, iş gerçeklerin hakkını vermeye gelince duygularını bir tarafa bırakarak bunu yapabilen iki değerli gazeteci.. Star TV'nin haber merkezi Genel Yayın Yönetmenliği ve Sabah Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde de bulunan Ufuk Güldemir, Dinç Bilgin'in Kartal Cezaevi'nde Mehmet Ali Ağca'nın odasına yerleştirildiği haberini verdiği Internet'te, Haber Türk Sitesi'ndeki yazısında
"Yaşasın gazeteci Dinç Bilgin.
Kahrolsun onun yerinde hapiste olması gerekenler.
Kahrolsun bir gazeteci katilinin hücresini asıl hak edenler!" diyor.
Cengiz Çandar ise yine aynı sitede "Dinç Bilgin"in Etibank soruşturması kapsamında İstanbul DGM tarafından tutuklanması, Murat Demirel'in, Ali Balkaner'in, Hayyam Garipoğlu'nun ve Korkmaz Yiğit'in tutuklanmasına benzemez. Çünkü Dinç Bilgin, savcılık ifadesinde söylediği gibi, bir bankacı değildir. Bir "gazeteci" idi. İngilizce deyimiyle bir "media mogul" ya da "magnate" yani bir basın imparatoruydu. "Kamuoyu"nu oluşturmakta ön planda rol oynayan, Türkiye'deki "sistem"in, diğer tutuklu banka sahipleriyle kıyaslanmayacak önemde bir "aktörü" idi. Tutuklanma haberinin, Türkiye'de olduğu kadar, uluslararası alanda da yankılanacağına hiç kuşku yoktur.
İnsanlar-İnsancıklar
"Dinç Bilgin herhangi bir 'gazeteci' ve 'basın patronu' da değildi. Haber Türk'ün belirttiği gibi bir devrimci basın patronuydu. İzmir'den kalkıp, köhne Babıali'nin İstanbul'una çıkmış, Babıali'nin yerleşik kurallarını altüst etmiş ve Türk medyasına yepyeni bir soluk getirmişti" dediği yazısında "Sabah'ın Etibank serüvenini içerden adım adım izleyen herkes Bilgin'in savcılıkta söylediği ve CNN Türk'de de yayınlanan bazı açıklamalarının doğru olduğunu bilir. Dinç Bilgin bu banka serüvenine, gerçekten de sektörde eşit olmayan rekabet koşullarının zorlamasıyla itilmişti. Dönem medya patronlarının banka sahibi olması dönemiydi" sözleriyle gazeteci Dinç Bilgin'i banka sahibi olmaya iten nedenleri açıklıyor.
Ben basın kurallarına sonuna kadar bağlı bir Ufuk Güldemir ve yazar olarak Cengiz Çandar'a, saygı duyuyorum. Onların da Sabah'tan ayrılan ve bu nedenle o gün bu gündür Sabah'a duydukları kini kusmaktan başka birşey yapmayan bazı yazar arkadaşlarımız gibi, ayrıldıkları gazeteye ve patronuna öfke duyabilecekleri nedenleri vardı mutlaka.. Ama onlar, bu kızgınlığı ya da kırgınlığı her gün tutuklanmasını isteyerek, kendileri bile inanmadıkları suçlamaları dile getirerek bir kan, kin davasına çevirmediler. Hürriyet yazarı Fatih Altaylı gibi, daha henüz ne olduğu anlaşılmamış bir olayda, henüz soruşturması tamamlanmamış bir davada ilk fırsatta rakip gazetenin patronu olduğu için yatını örnek göstererek bir meslektaşlarına saldırmadılar.
Dinç Bilgin, Cengiz Çandar'ın da dediği gibi, Türkiye'de liberalizmin, demokratik zihniyetin öncülüğünü yapmış bir isimdir. Türkiye'ye getirdiği en son medya teknolojisi, sağladığı yüksek istihdamla yaşamı boyunca hizmet verdi.
Nerede kamuoyu baskısı?
Asla vazgeçmeyeceğiz. Türkiye'de ne basın, ne yargı, ne de siyaset asla sapla samanı ayırmayı öğrenemeyecek gibi görünüyor.
Bir bunu, bir kin ve koplekslerimizden kurtulmayı, bir de ölümcül kıskançlık krizlerimize gem vurmayı öğrenemeyeceğiz.
Sakın kimse bana "ne olduğu anlaşılmamış diyorsun ama işte Bilgin tutuklandı ya" demesin. Şu anda katiller, tecavüzcüler, devleti bin türlü yolsuzlukla zarara sokanlar elini kolunu sallayarak dolaşırken, "fona devredilen" bankaların onlarca genç çalışanı suçlu olduklarına dair en ufak bir delil olmadığı halde içerde. Suçsuzlukları anlaşılarak çıktıklarında kendilerine günlük 5 milyon TL tazminat verilecek adalet tarafından...
Oysa adalet, Etibank davasında olduğu gibi, suçluluğu kesin kanıtlanmamış insanların tutuklanamayacağını savunur.
Bunun nedeni de insanların yaşamının haksız bir sabıkayla gölgelenmesinin büyük bir adaletsizlik olmasıdır.
Bizde ise Dinç Bilgin'in hangi kesin suçla tutuklandığını söyleyecek tek bir kişi yok. Yalan söyleyenler dışında!
Yat-kat sömürüsü
Şu yat meselesine gelince... Kimsenin avukatı değilim, Sayın Bilgin'in yatına da adım atmış değilim ama söylemekte yarar var; bildiğim kadarıyla o yat "leasing" sistemiyle alınmış, bir anlamda kiralık sayılabilecek bir yattı. Kirası ödenmediği takdirde anında geri alınabilirdi. Evleri de aynı şekilde alınmıştı. Eğer Dinç Bilgin de bazıları gibi veya bazılarının dediği gibi paraları istiflemiş, hortumlamış olsaydı evinin, yatının parasını peşin peşin öder, alıverirdi. Yurtdışında bankalarda para tutar, bankaya el konduğunu öğrenir öğrenmez de Türkiye'ye dönmezdi.
Ayrıca Dinç Bilgin gibi üç kuşak gazete patronu olan bir ailenin mensubu, bir medya imparatorunun teknesi olmayacak da kimin olacak söyler misiniz?
Bugün 17 yaşında gençlerin altında Ferrariler, Jaguarlar, türkücülerin altında son model jipler, tekneler var. Yat, kat diye saldıranların patronları dahil, birçok medya patronunun yatı var. Buna dürüstlük değil bencillik denilebilir olsa olsa..
Bilgin'in "kamuoyu baskısı nedeniyle tutuklandığı" söyleniyor. Oysa dinci gazetelerde yazan birkaç kinci dışında, işinin başında olan ve borçlarını ödemeye başlayan birinin tutuklanması için bir kamuoyu baskısı mevcut değildi..
Olsaydı bile, "hukuk devleti" olduğu söylenen bir ülkede, suçluluğu kanıtlanmamış bir insanın tutuklanmasına böyle bir neden gösterilemez.
Dinç Bilgin'in haklılığı ortaya çıkacaktır. Şimdi bir de son söz;
Cengiz Çandar Haber Türk Sitesi'nde yazdığı bu yazıyı, Yeni Şafak'taki köşesinde de okurlarına duyurmalı. Dürüst gazetecilik bunu da gerektiriyor!
|