kapat
06.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )

Kadife yastık yüzü, böyle bilmezdik sizi..

Real Madrid maçının oynandığı gece elimi kana bulamadıysam Galatasaray'ın ikinci yarıda oynadığı oyun sayesindedir.. Eğer o maçtan mağlup çıksaydık, bizim gazeteden de dört beş kişi ayakları önde çıkardı..

Biri yoluma çıkıp, bana "Dünya yuvarlak mı yoksa tepsi gibi düz mü?" diye sorsa cevap vermekte tereddüt ederim.. Hele bu soru bana Çarkıfelek'ten çıksa "Biraz yardım edin Memedali Bey.." diye de sızlanırım..

Aslında, alemin top gibi yuvarlak olduğuna dair duyumlarımız var..

İlk mektepteyken toparlak bir küre göstermişlerdi.. Öğretmenimiz elini o kürenin üzerine koyup "İşte dünya böyledir.." demişti.. Elinin altındaki küre biraz yamuk duruyordu..

Öğretmen bana "Göster bakalım, Türkiyemiz nerede?" dediğinde boynu bükük kalmam, dünyanın yamuk durmasındandır..

Küreyi şöyle bir çevirdim.. Aaa! Baktım top gibi dönüyor.. Bir daha çevirdim, dönüş hızlandı.. Bir daha, bir daha.. Taaa ki hocanın şaplağını ense köküme yiyene kadar..

O şaplağı yemeseydim belki "Dünya niye toparlak, ayrıca niye yamuk?" diye soracak, bugün böyle tereddüt içinde kalmayacaktım..

O sebepten "Dünya yuvarlak mı?" diye sorduklarında susarım, çünkü emin değilim.. Lakin biri bana "Fener-Galatasaray dostluğu var mı?" diye sorsa şıp diye cevap veririm..

Yoktur!

Hayatta cevabından emin olduğum tek soru da budur..

Dostluk palavrası..
Türkiye'nin gururu, gönlümüzün süruru Galatasarayımız'ın Real Madrid ile oynayacağı gece gazeteye geldim.. Niyetim Tele-On'dan verilecek maçı seyretmek..

Evde niye seyretmiyorsun, diye soracak olursanız onu da arz edeyim.. Paramız çıkışmadığından Tele-On alamadık.. Bu gidişatla evdeki televizyonu da satacağız ama durun bakalım, önce müşterisi çıksın..

Her neyse.. Yedinci kata çıktım.. Burası gazetenin kafeteryası.. Büyük ekranlı televizyonu var, maçlar en iyi buradan seyrediliyor..

İçeri girdim ki ana baba günü.. İçerdekilerin bir kısmı gazeteden bir kısmı da getirdikleri misafirler.. Selamlaştık, tokalaştık.. Bir köşeye geçtim.. Maç başlayalı yirmi dakika olmuş..

Durum hala 0-0 gidiyor.. Hazirundakiler de efendi efendi seyrediyorlar.. Derken, ayağında nasır çıkası bir Real futbolcusu, ek yerimizi keşfedip golünü attı..

Doğrusu ben golün nasıl atıldığını görmedim çünkü o sırada elimdeki sandvici dişlemeye çalışıyordum.. Kafeteryadakilerin yarısı "Gooooool!!" diye avazlanıp, ayağa fırladı..

Kimi kucaklaşıyor, kimi öpüşüyor.. Kimi bize doğru el kol hareketi çekiyor.. Sevinme katsayısının bu kadar yüksek olması durumunda aklınıza ne gelir? Tabii golü bizimkilerin attığı..

Onlar ayaklanınca ben de ayaklandım.. "Goool!" diye tepinmeye başladım.. Ağzımda sandviçten irice bir lokma olduğundan tam olarak "Goool!" sahyası çıkaramıyordum ama olsun, böğürtüyle de olsa sevinenlere katılıyordum..

Gazetemizin "Sensei"isi Doğan Kılıç "Abi sen niye zıplıyorsun, golü siz yediniz.." demese, lokmamı yuttuktan sonra ekstradan "Avrupaaa, Avrupaaa duy sesimiziiii.." diye türküye başlayacağım..

Diyeceksiniz ki "Televizyondan maç seyrederken bağırmanın alemi ne? Avrupa senin sesini nasıl duysun?"

Mantık olarak haklısınız ama ben Almanya'daki Türklerin arasında maç seyrederken edindim bu alışkanlığı.. Orada maç boyunca tezahürata zorlanıyorsunuz..

- "Yahu maç televizyondan.. Ne alemi var bağırmanın.." diye itiraz ettiniz mi bittiniz, vatan haini muamelesi görürsünüz.. Benim zıplamam da oralardan kalma bir refleks..

Sensei Doğan uyarınca anladım ki golü yiyen biziz, sevinenler de aramızdaki Fenerlilermiş..

Sonra kahroldular..
Misafirlerin arasında otuz yaşlarında biri vardı ki en çok o seviniyor.. Sanki Galatasaray gol yememiş de oğlana Sayısal Loto'dan ikramiye çıkmış.. Kim bu, diye yanımdakine fısıldadım..

Misafirmiş, mesleği de tıp doktorluğu imiş..

Bütün neşem kaçtı.. Maçı filan bıraktık artık.. Biz Galatasaraylılar olarak "Neden seviniyorsunuz? Bu yaptığınız hainlik değil mi?" tartışmasını başlattık..

Onlar cevap olarak "Galatasaray'ın başarısını görmektense Türkiye'nin düşman işgaline uğramasını tercih edecekleri.." tezini işlediler.. Biz "Gidin Adana ile Yozgat ile oynayın.. Cimbom'un muhatabı Avrupa'dır.." diye babalandık..

Onlar bizim şerefsiz olduğumuzu iddia ettiler..

Altta kalacak değiliz ya! Biz de onların cinsel tercihini tartışmaya açtık.. Onlar karşı delil olarak "Fatih Ürek ile Aldo'nun hasta Galatasaraylı olduklarını" ileri sürdüler..

Biz mecburen Fatih Ürek'i savunduk.. Tam Fatih'in Erzurumlu olduğunu, erkekliğinin tartışılmayacağını savunuyorduk ki (sebep olan Allahından bulsun) hasmımız Real ikinci golü attı..

Bunlar ikinci gole sevinmeyi inadına abarttılar.. Kimi masanın üzerine çıkıyor.. Kimi sevincinden el baş amuduna kalkıyor.. Kimi bacağını kalçadan kavramış, bize doğru sallıyor..

Hele o doktor, hele o doktor!

Doktor değil tribün amigosu sanki.. Gazetemize ilk kez, misafir olarak gelmese İngiliz holiganların yaptığı gibi, pantolonunu sıyırıp öne eğilecek bize poposunu gösterecek..

Öbürlerinin de ondan geri kalır yeri yok.. Kimi yazar, kimi iş adamı, kimi sanatçı.. Lakin gelin görün ki Galatasaray düşmanlığı bunları dindon etmiş.. Bir yandan tepinip bir yandan da bize "beş.. beş.." işareti yapıyorlar..

Bereket versin, istedikleri olmadı..

Galatasarayımız ikinci yarı güzel oynamaya başladı.. Güzel oynamak ne kelime.. Resmen azıtıp, tozuttu.. Biraz da dua gücü sayesinde Real'i oraya üç golle gömüverdi..

Fenerlilerin çoğu maçın bitmesini beklemeden mekanı terketti.. Terkedenler arasında bizden üç spor yazarı da vardı.. Diğerleri hırslanıp evlerine gittiler.. Spor yazarları gidemedi de..

Çünkü aşağıya inip Galatasaray'ı övmek zorundaydılar..

Eeee! Allah'ın sopaya ihtiyacı yok ki..

Kıssadan hisse: Sana don olan, bana gömlek olur..

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır