kapat
06.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 


O Eşyalar nerede

Daum, "Yabancılar dahil en az oniki futbolcu satılmalı" demiş. Getireceği listedeki futbolcuların yaşları hep 30'un üzerinde. Arkadaşlar, yirmi-yirmibeş yaş arası Avrupa da iş yapacak futbolcu Türkiye'ye gelmez. Şu anda piyasadaki tek çıtırı da, G.Saray elinden kaçırdı. Ortam iyi olsa Emre gider miydi? Süleyman Seba kulübü bıraktığında 6 milyon dolar borç vardı. Çok da gelecek para. Bilgili ve yönetiminin şu andaki borcu 40 milyon dolar. Daum'un dediğini yaparlarsa, olacak 75 milyon dolar. Bilgili, fizik olarak kamuoyuna sempatik gelen birisi. Ama yönetim biçimi büyük hatalarla dolu.

Önce Daum ile anlaşmaya gittin. O kabul etmedi. Çünkü daha kokain olayı patlamamıştı. Sonra döndün Scala'yı aldın. "Hasta olduğunu bilmiyorum" dedin. "Bize yalan söyledi, hastalığını sakladı" dedin. Oysa Scala'nın beyin ameliyatı geçirdiğini dünya âlem biliyordu. Hatta İtalyanlar "Beşiktaş bunu nasıl aldı?" diye şaşırdılar. O sırada, Daum'un kokain olayı patladı. Ve bunu duyduğunda "Allahtan almamışız, yırttık" dedin. Sonra çirkin tezgâhlarla Scala'yı yolladın ve döndün Daum'u aldın.

Serdar, bu alemde acemisin. Seba'nın yanında da stajını iyi yapmamışsın. Yönetim kurulu çok önemlidir. Oy hesabı yapıp, olmayacak adamları içeriye alamazsın. Ve özellikle radyoya, televizyona ve gazeteye herkesi muhatap edemezsin. İşi bilen, oturmasını, kalkmasını, konuşmasını bilen insanlara ihtiyaç var. Sen en yakınındaki insanı harcadın. Bence de sattın. O da hiç sesini çıkarmadan istifasını verdi ve gitti. Hiç düşünüyor musun Bilgili, işler iyiyken giden Erol Kaynar şimdi bir konuşsa neler olur? Ama o susuyor. Bence de doğru olanı yapıyor.

Daum kokainman. Bu, aynı sigara tiryakiliği gibidir. Kullanırsın, uzun müddet bırakırsın. Sonra bir gün bir şeye kızdığında ve ruh halinin zayıf olduğu bir anda tekrar başlarsın. Yani alışkanlık yapan bir madde. Daum bir de yalancı. Bunun ötesinde Daum, hareketlerine ve sözlerine inanılacak birisi değil. Neden mi?

Bilgili, Daum size ilk çalışmaya geldiğinde sen yöneticiydin. Ona dayalı-döşeli bir ev tuttunuz. Ve sonunda onu kovdunuz. Sizin mobilyalarıyla beraber tuttuğunuz, kirasını verdiğiniz evden ayrılan Daum, o eşyaları tıra yükleyip Almanya'ya götürmedi mi? Siz kulüp olarak Daum'a yazı gönderip bu eşyaları istemediniz mi? Ve eşyalar geldi mi? Bu yapıdaki bir adamı Beşiktaş'ın başına nasıl getirirsin Serdar.

Yönetim toplantınızda Daum'u tartışırken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a telefon açtınız. Bizzat sen konuştun. Sadettin Tantan sana "Daum'u getirebilirsiniz, bizim için mahsuru yok" dedi mi? Ondan sonra mı Daum'u getirme kararı aldınız? Bu sorulara net yanıt bekliyorum. Aynı sütunlarda yazacağım. Bunlara cevap veremezsen kabul etmen demektir. O zaman da o koltukta oturmaman gerekir.

Montajcı Mutlu Çelik

Sen neymişsin be Mutlu Çelik. Anlatılanları duydukça dudağım uçukluyor. Lafı uzatmadan hemen konuya girelim. Diyarbakır-Konya maçı bitiyor. O felaket ve rezalet maçta (Tabii hakem açısından) yaptıklarına Diyarbakır kaptanı Kemalettin bile isyan ediyor. Kaptanlık bandını arkadaşına veriyor, sahayı terk ediyor. Seyirci, Konyaspor'lu futbolculara üzülüyor. Ama sen çok cin ve akıllısın ya, operasyona devam ediyorsun.

Yanında Diyarbakırspor kulüp başkanı Adnan Ötüken ve meşhur türkücümüz Mahsun Kırmızıgül ile birlikte TRT'nin Diyarbakır bürosuna gidiyorsun. Başlıyorsun kasedi izlemeye. Senin için operasyonun en önemli yeri burası. Deliller, yani görüntüler yok olduğu zaman işlem tamam olacak. Gözlemcin Cengizhan Bilgi, zaten sana 10 üzerinden 8'i yapıştırmış.

Gözlemci de senden. Yani gözlemcine göre de harika bir maç yönetmişsin. Hep diyorum: Bu hakem alemindeki ilk bombayı gözlemci camiasının üstüne atacaksınız. Sonra diğer taraflara döneceksiniz.

Neyse biz gene olayımıza dönelim... Ve kaset oynamaya başlıyor. Yalnız bir şeyi unutmuşsun Mutlu Çelik. Bana haber verseydin sana Uğur'u gönderirdim. "Oynat Uğurcuğum" derdin. Şu görüntüyü alma, bunu al. Biraz geri git, biraz ileri. Ama senin için farketmez. Utanmadan oradaki montajcıdan itildiğin, futbolcunun sana attığı topun ve daha bir sürü görüntünün alınmamasını, merkeze gönderilmemesini isteyecek kadar küçülüyorsun. Hakem, eğer adamsa, oralara gitmez. Kendini bu kadar aşağılamaz. Erkek gibi der ki; "Ben maçımı idare ettim arkadaş. Ne gördüm ise onu çaldım. Hata da yapmış olabilirdim. Hangi görüntüyü gönderirseniz gönderin." Sonra da evine dönünce oturur seyrederdin gönül rahatlığı ile.

Seni Antalya'daki baraj maçları dahil dikkatle izliyorum.Ve hangi maçta kullanılacağını merakla bekliyorum. Eğer ben Federasyon başkanı olsaydım, senin lisansını kendi ellerimle yırtardım. Ama Ulusoy yapamaz. Çünkü sen ona "Manevi babam" diyorsun. İnsan doğurttuğu çocuğu elleriyle öldürür mü?

10 sarı kart

Biraz beyin cimnastiği yapalım. Benim futbolculuk dönemlerimde bazı maçlara yabancı hakem getirtilirdi. Bunlarda genelde Romanya'dan, Bulgaristan'dan olurdu. Bize yakınlar ya! Eşlerine ve kendilerine birer deri ceket, vasat birer saat hediye verdin mi istediğini yaptırırdın. Yabancı hakemle hiçbir yere varılmayacağını bilenlerdenim. Ama bu yerlileri ıslah etmediğiniz sürece bu terane sık sık gündeme gelecek.

Bir ay sonra Fenerbahçe-Galatasaray maçı var Kadıköy'de. Galatasaray-Real Madrid maçını izlerken şöyle bir düşündüm. Collina o maça gelse. Beyin cimnastiği yapıyoruz ya. Mesela yani. İki takım futbolcuları toplam 10 sarı kartla maçı bitirebilirler mi? Veya birbirlerine arkadan kasti tekme atabilirler mi? O zaman Collina kaç kişiye kırmızı kart gösterir? Veya o futbolcular maçın hakeminin Collina olduğunu duydukları an onu kabul edip, yalnız futbol mu oynarlar? Bakın penaltıdan, faulden bahsetmiyorum. Disiplinden, karakterden, kişilikten bahsediyorum. Zaten son ikisi olmazsa disiplinin olma şansı yok. Sonra dönüp, Türkiye'de genel hakemlik yapısına bakıyorum ve o yapıyı biliyorum. Bana sadece üzülmek kalıyor.

Jardel ve medya

Jardel, Türk basınının kendisini devamlı eleştirmesinden bıkmış. Futbolcu ya, cin gibi. "Ben size gösteririm" deyip bir basın bülteni çıkartmış. Kağıtta şu yazıyormuş. "Jardel yarın 14.00'te Arnavutköy'den karşıya koşarak geçecek." Yalnız basın mı. Binlerce kişi toplanmış. Olacak şey mi? Jardel 14.00'te gelmiş. Sinirli bir şekilde kimse ile konuşmadan Boğaz'ı koşarak geçmiş. Ertesi gün Türk basınında manşet: Jardel yüzme bilmiyor

Devlet yardımı

Erzurum Valiliği emriyle açılan Erzurumspor'a yardım kampanyasına zorla para toplanıyor. Yardım, isteyerek yapılan bir şeydir. Zorla olmaz. Milletten vergi toplar gibi maaştan da para kesemezsiniz. Ama Türkiye'de kesilir. Alttaki resmi kağıtta gördügünüz gibi... Yorumu size bırakıyorum. Bakarsınız yarın İstanbul'a bir vali gelir, maddi durumu zorda olan G.Saray ve Beşiktaş için aynı işlemi yapabilir. Hukukta örnekleme sistemi vardır. Kimse bir şey diyemez.

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır