Ekonomik kriz içinde "kararsızlık ve çaresizlik" içinde dolaşmamız ülkenin yegâne gündem maddesi değil. Türkiye her biri kendi başına önemli ve ciddi bir dizi sorunla sarsılmaya devam ediyor:
Bir üniversitenin, Fatih Üniversitesi'nin merkezi bir karar ve asayiş mantığıyla kapatılma kararı... JİTEM'in pilot il haline getirdiği ve sırra kadem basan iki kayıpla bir ara ülke gündemine gelen Şırnak ilinde, son HADEP İlçe Başkanının da bir vesileyle tutuklanması... İlahiyat Fakültesi'nde sürmekte olan tesettür yasağı sorunu... Uluslararası ün yapan Kürt kökenli bir edebiyatçının, Mehmet Uzun'un romanın DGM'de yargılanması...Ve bunlara benzer niceleri...
Hepsi bir çember meydana getiriyor, bir bütünün parçalarını oluşturuyor. Ekonomiden siyasete uzanan komuta zihniyeti rant dağıtımı mekanizmasını besliyor, rejimin ideolojik katı tercihleri rant oyunu aktörlerinin hareket sahasını ...fsiyasi ve kültürel bir tekel alanı" haline çeviriyor.
Laiklik politikaları, Güneydoğu politikaları, yolsuzluklar, rant dağıtımı, siyasetin marjinalleşmesi, toplumsal sorunların magazinleşmesi, yönetim mantığı ve yönetim krizi, toplum tasavvuru ve toplumsal kriz hepsi birbirini besliyor ve iç içe yaşıyor.
Bu sorunlar, ülkenin siyasi ve sosyal tercihlerini zorluyor, toplumun yerleşik ortak paydalarını sorguluyor ve sistemi içten içe kemiriyorlar.
Ne var ki biz, ne değişimi görmek istiyoruz ne de değişime set çeken politikaların ekonomik kriz de dahil olmak üzere, ülkenin ana sorunlarının altında yattığını. Hatta krizleri...f28 Şubat gibi manevralar"la savuşturduğumuzu sanıp, teknik ve değişmezler üzeren oturan rasyonel çözümlerin peşinde koşuyoruz. Dolayısıyla bizi ne Kürtler ilgilendiriyor ne İslamcılar ne sendikalar ne de siyaset...
Oysa kimimizin imrendiği, kimimizin öykündüğü, kimimizin örnek gösterdiği modern ve çağdaş demokrasiler önce değişen organizmayı anlamaya çalışıyor, tüm organlarını gözden geçiriyor. Yeni ilaçlar, yeni reçeteler üretebilmek için araştırıyor, tartışıyor.
Din, devlet, birey, ekonomi... Konu ne olursa olsun, tartışmak demek, sonuçları değil nedenleri ele alabilmek, meselelerin köklerine inebilmek demektir.
Çünkü tartışmak anlamaya çalışmak demektir.
Anlamaya çalışmak ise, yeni ortaya çıkan bir durumu, dünün gerçeklerine bakarak üretilmiş kavramlar, yorumlar, teorilerle değil, bu yeni durumun referanslarıyla kendi içinden kavramaya çalışmaktır.
Anlamayı ıskalayan, hatta bundan nefret eden, bunun yerine verili ideolojik 'doğruları' temel alan kestirmecif ...açıklama kültürü"müz bize pahalıya patlıyor.
Daha da patlayacak gibi; çünkü anlama gayretine en yakın olması beklenen kesimler, bugün bu gayretten uzak ve bu gayreti en çok baltalayan kesimler haline geldiler.
Ekonomik boyutlu bireyden ya da ekonomik gruplardan başka hiçbir tanımı, hiçbir gelişmeyi, hiçbir talebi görmemek... Türkiye'nin temel sorununu siyasi istikrar meselesine kilitlemek... Siyasi - toplumsal ve ekonomik istikrar arasındaki bağları yok saymak... Asayiş Ğ tehlike -korku üçlüsüne indirgenmiş siyasi tavırlar alıp, siyasi analizler yapmak... Toplumsal talepleri dikkate almadan siyasetin ve devletin yeniden yapılanması arayışı...
Tüm bunlar hangi cepheden gelirse gelsin, toplumun doğal gelişmesinin karşısında kalmaktan, toplumu anlamamaktan ve toplumsal taleplere cephe almaktan başka bir şey değildir.
Deniz bitti, yolun sonuna gelindi havasıyla yorulmadan değişme bekleyenler, garip denklemler kuranlar da bu toplumsuz oyunun bir parçası haline geliyorlar.
Kaldı ki, bu sandal daha çok su alır, batmadan daha çok can yakar...