  
Yönetim krizi
Yıllarca şunu söylediler: Enflasyon hızlı büyüme için gereklidir; enflasyon sayesinde para bol olur, değerler sürekli artar, piyasalarda sürekli canlılık olur.
Şunu söylemediler: Enflasyonun asıl kaynağı devlet bütçesindeki büyük açıktır; devlet açığını borçlanmayla karşılar, borçlar sürekli artar. Siyasi nedenlerle yapılan sübvansiyonlarla enflasyon sürekli artar. Gerçek karşılığı olmayan paralarla ancak "geçici saadet" dönemleri yaşanabilir. Enflasyon, ülkenin kötü yönetildiğinin rakamlı kanıtıdır. Devleti yönetenler halkın ürettiğiyle verdiği vergileri doğru harcamayınca enflasyon olur.
Yıllar gerçeklerin gizlenmesiyle geçti. Sonunda devlet iflas noktasına iyice yaklaşınca acil bir ekonomik istikrar programı uygulamaya kondu ve enflasyonla mücadele başladı.
Sorun biliniyordu
On dört ay süren bu dönemin en belirgin özelliği siyasi iradenin ekonomik programı "parmağının ucuyla tutuyor" izlenimi vermesiydi. Sanki bürokratlar Uluslararası Para Fonu ile kendi kendilerine anlaşmışlardı ve programı yine kendileri uyguluyordu. Siyasilerin ekonomiyle ilgili destek mesajları hep dudak uçlarında kalıyor, her kelimeden inançsızlık yayılıyordu.
On dört ay önce, program başlar ve halkın bütün kesimlerinden fedakârlık istenirken en önemli unsurun "yapısal reformlar" bölümü olduğu söylendi, tekrar edildi. IMF memurları da aynı şeyi söylüyordu, programı izleyen bütün ekonomistler de aynı şeyi söylüyordu, ekonominin nabzını tutan örgütler de aynı şeyi söylüyordu: Yapısal reformlar hızla uygulanmalıdır.
On dört ay boyunca "siyasi irade" yapısal reformlar adı altında toplanan temel adımları atmamak için binbir dereden su getirdi.
Cumhurbaşkanı seçimi bir bahaneydi, yeni Cumhurbaşkanı ile yaşanan "uyumsuzluklar" bir başka bahaneydi. Af, bütün siyasi yapıyı bloke eden bir başka bahane olarak ortaya çıktı.
Sadece baktılar
Kasım ayında patlayan mali kriz, yönetimin olaylara hakim olmadığını bir anda gösterdi. Mali krize müdahale edilemedi. Daha doğrusu "siyasi irade" aslında ne olduğunu anlamadan sürüklenmeye başladı. Yönetim hemen harekete geçmesi, acil planlar hazırlaması ve bunların uygulanmasını sağlamak yerine herkes gibi "baktı".
On dört ay uygulanan ekonomik programın kaçınılmaz bir sonucunun durgunluk olacağı biliniyordu. Ama programın başarıya ulaşması için yapısal reformlarla birlikte ilerlenecek ve belli bir süreç sonunda ekonomide tekrar hareket sağlanabilecekti. Söylenen buydu.
Sonuç tam tersi oldu, kriz bütün mali sektörü alevler içinde bırakırken yangın bütün ekonomiyi sardı. Yönetim bakmaya devam etti. Bugün de "bakmaya" devam ediyor. Çünkü yönetim halen bir plan yapmış değil, bir program ortaya çıkmış değil. Çok önceden çıkarılmış olması gereken 15 yasa "can havliyle" Meclis'ten geçirilmeye çalışılacak.
Görmek istemiyorlar
Ama yine de yönetimin, bunların neden yapılmakta olduğuna ilişkin bir "bilinç" içinde olmadığı apaçık görülüyor.
Bu noktada Mart ayı enflasyon rakamları açıklandı ve Türkiye yeniden aylık çift haneli enflasyon dönemine döndü. Dolar yükselmeye devam ediyor, çünkü vatandaş yönetimin bir planı, programı olmadığını görüyor.
Türkiye'de derin bir yönetim krizi vardır. Bunu görmek için Amerika'dan ya da Avrupa'dan bakmaya gerek yoktur.
|