  
Ya müzik olmasaydı!
"Sırçadan bir çocuktu... Her an kırıldı kırılacak bir hali vardı. Hassaslığı sınır tanımıyordu ve onunla uğraşmak çok dikkat gerektiriyordu." Ünlü besteci Çaykovski'nin mürebbiyesi Fanny Durbach anılarında böyle yazıyordu...
Daha sonraki yaşlarında Çaykovski'nin konservatuar arkadaşı olan ve ilerde Adalet Bakanlığı'nda yüksek bir görev üstlenecek olan Fyodor Maslov ise şöyle diyor: "Çaykovski'nin not defteri yoktu, arkadaşlarınınkini kullanırdı. Okuldaki sırası herkese açıktı, isteyen istediğini, babasının kitaplığından getirdiği kitaplar dahil alır, kullanırdı..."
Onu besteciliğinin ilk yıllarında tanıyan müzisyen Valentina Serova'nın anlattıkları da ilginç:
"Çay içerken kalkar piyanonun başına gider, parmaklarını aklını yitirmiş gibi tuşların üzerinde dolaştırmaya başlardı. Onu bu ruh halinden çıkarmak için bir gün yanına gittim ve sordum: 'Senin müzikal ideallerin var mı Pyotr İlyiç?'
Şöyle bir bakındı. Çocuksu bir naiflikle ağır ağır yanıtladı: 'Bu gerekli bir şey mi? Hiç düşünmemiştim bunu. Yok! Müzikal ideallerim yok!"
Ayın 15'inde Çaykovski Senfoni Orkestrası Lütfi Kırdar'da bir konser verecek. Rengim Gökmen'in yöneteceği konserin ilanını görünce ilk bunlar geldi aklıma.
Sonra büyük bestecinin bazen mırıltıları, bazen haykırışları; çoğu zaman yürek çarpıntılarını, kimi zaman da huzursuz uykuları andıran müziği geçti beynimin kıvrımları arasından...
Sonra Pyotr İlyiç Çaykovski'nin 4. Senfonisi'nin son bölümü için koyduğu notu okudum.
"Kendinde yaşam sevincinin kıpırtılarını bulamazsan, başkalarına bak!" diye bir şerh düşmüştü senfonisinin son bölümüne.
Şöyle devam etmişti: "İnsanların arasına gir. Bak onlara, nasıl eğleniyorlar. Bunları gör! Dünyadaki her şeyin kederli olduğunu söyleme. Sevinç yalın ve güçlü biçimde orada duruyor... Sen yapamıyorsan, başkalarının neşesinden neşelen. Hayat hâlâ mümkün." (Tarih 1878 Mart'ı.)
Çaykovski'nin ölümünden bu yana bir asırdan fazla zaman geçti. Klasik Batı Müziği'nin en diri, en genç bestecisi olmayı sürdürüyor Çaykovski. O kadar ki, bu müziği sevme yolunda zevklerini inceltenler zaman zaman onun melankolik müziğine burun kıvırmayı marifet bilirler.
Fakat onun müziği kendisini terkeden her hayrana karşılık onlarca yeni hayran kazanıyor...
Araştırmacı Aleksandr Poznanski ünlü bestecinin Sovyet sansüründen kaçırılabilmiş mektuplaşmalarını ve diğer belgeleri elden geçirip yeni bir kitap yazdı yakın zamanlarda.
"Tchaikovsky; The Quest for the Inner Man" kitabın adı. "Çaykovski'nin içindeki Çaykovski"yi araştırmış Poznanski...
Her şeyden önce Poznanski, ikna edici biçimde Çaykovski'nin intihar ettiği iddiasını çürütüyor. Bestecinin 25 ekim 1895'teki ölümünün nedeni kaynatılmamış su içmesi ve o sıralarda çok yaygın olan koleraya yakalanması...
Yine Poznanski'ye göre, besteci eşcinsel eğilimini Antonina Milyukova'yla evlenerek "frenliyor", fakat bu evlilik onun için başlı başına bir depresyon kaynağı oluyor. Öyle bir depresyon ki bu, karanlık bulutlarının arasından yaratıcılık şimşekleri çakıyor; müthiş besteler çıkıyor ortaya...
Çaykovski üzerine yazmaya başlamak kolay, ama bitirmek zordur.
Bu yazıyı onun şu sözleriyle noktalıyayım:
"Müzik olmasaydı çıldırabilirdim. Kim bilebilir, belki de öte dünyada müzik yoktur. O halde bu dünyada müziğin tadını çıkartalım."
OKURKEN
Ne alakası var şimdi?
Bugün üç kitabın altını çizmeye karar verdim. İlk bakışta "uzak" görünen, bu toplumsal - ekonomik kriz günlerinde insana ilk bakışta "ne alakası var şimdi!" dedirten kitaplar olsun istedim. Çünkü "alakası olan"ları gazetelerin, dergilerin çeşitli köşelerinde görebiliyorsunuz. Bir de bunlara bakın, bakalım.
* İSTANBUL SENİ UNUTMADIM. Selim İleri unutulmuş İstanbul'u bir daha asla unutamayacağımız biçimde hatırlatıyor... "Gezintiler", "Biraz Edebiyat" ve "İzler, İzlenimler" başlıklı üç bölümden oluşan kitap için "Bunlar anı bile değil, anı iskeleti" diyor İleri. Fakat öyle dokunaklı bir iskelet ki, okumamak olanaksız. (Oğlak Yayıncılık)
* SUFİ PSİKOLOJİSİ. Şair ve öykücü, psikiyatrist Kemal Sayar tasavvufun iyileştirici gücüyle günümüz psikoterapisinin uyum içinde yürüyecekleri yolu arıyor. Sufi psikolojisi denilen şey bir bakıma "yer altındaki hazine!" (İnsan Yayınları)
* KARŞILIKLI YARDIMLAŞMA. Kropotkin öyle Marks, Engels, Lenin gibi bilinmez bizde. Ama yüzyıl önce düşmanlarının bile çok saygı duyduğu bir anarşist düşünürdü. Temel yapıtlarından biri olan "Karşılıklı yardımlaşma" Malthus'çuların "kıtlık karşısında hayatta kalma mücadelesi"ne, Darwin'cilerin "güçlü olan kalır, ötekiler gider" anlayışına sert ve görkemli bir yanıttır. İnsanlar mücadele ettikleri kadar yardımlaşıyor, birbirlerine destek de çıkıyorlar... Meraklısı baksın. (Kaos Yayınları)
|