kapat
04.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
ABDURRAHMAN YILDIRIM(yildirim@sabah.com.tr )

Bir günde iki ayrı dünya

Türkiye'nin 1994'ten bu yana krizlerle boğuşması piyasalara ve mali yatırımcılara müthiş bir hareket kabiliyeti kazandırmış durumda. Gelişmeleri çok önceden satın alabiliyorlar veya satabiliyorlar. Bunu yaparken de her piyasada var olan spekülasyon yoluna aşırı biçimde başvuruyorlar.

Borsanın 2000 başındaki 3.79 centlik endeksi yakalaması, bu piyasadaki yatırımcıların "gelecekteki mükemmel beklentileri satın almalarından" kaynaklandı.

Hazine faizlerinin yıllık ağırlıklı ortalama olarak 1999'daki yüzde 108 düzeyinden 2000 yılında yüzde 38 düzeyine inmesine de yine aynı eğilim yol açtı. Faizde erken davranma sonucu meydana gelen aşırı düşüş sonuçta banka krizini körükledi. Düşük düzeylerden faize girenlerin de elini yaktı. Ağırlıklı ortalama yüzde 38 faizin verildiği yılın sonunda, enflasyon tüketici fiyatları olarak düşe düşe yüzde 39'a düştü.

Döviz kurunda ise Merkez Bankası ne dediyse o oldu.

*Piyasalardan aşırı destek- Bu üç ana yatırım aracındaki gelişme bize mali piyasaların ve tasarrufçuların hükümetin uygulamaya koyduğu enflasyonu düşürme programına çok büyük kredi açtığını, siyasilerin dahi beklemediği bir desteği verdiğini ortaya koyuyor.

Bu destek hükümeti icraat yönünden de gevşetmiş olabilir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar hızlı icraatlarını ortaya koyan hükümet ondan sonra yavaşladı. Sonunda kriz de hükümetin bu icraatsızlığından çıktı.

Yaşadığımız iki krizde de faizler tavana, borsa tabana vurdu. Dolar da tarihinin en üst noktasına yükseldi.

* Bonoda iyimser hava- Halbuki dün başka piyasada başka bir görüntü vardı. Hazine ihalesine 1.8 katrilyonluk katılım olmuş, dört aylık ihalede yüzde 72.82 basit faizden (aylığı yüzde 6'ya denk geliyor) 1 katrilyon 72 trilyonluk bono satılmış. Hedef 500 trilyonluk borçlanmaydı.

Yani mali piyasalar ve tasarruf sahipleri dün itibariyle önümüzdeki dört aylık dönemi aylık dönemdeki riskleri yüzde 6 faizle satın almışlar. Bu yüzde 6'lık getiri, banka komisyonları ve ikinci el piyasadaki fiyatlarla biraz daha düşebilir. Nitekim 20 Mart'ta yüzde 125 basit faizle satılan 98 günlük bonoların büyük bankalarda yüzde 90-95 faiz aralığında ancak alınabildiğine şahit olmuştuk.

Açıklanan enflasyon oranları ise beklendiği gibi çıktı. Toptan elbette yüksek, yüzde 10, tüketici ise yüzde 6. Ne enteresan ki ihalede ortaya çıkan faizde aynı. Önümüzdeki aylarda da talep düşüşünden dolayı tüketici enflasyonu daha düşük kalmaya devam edecek.

Bono alanlar ağırlıklı olarak yerli kişisel tasarruf sahipleri. Bankalar halktan büyük talep geldiğini belirtiyor. Bonoları alanlar önümüzdeki dört ayda ortaya çıkacak enflasyon, devalüasyon ve faizin yükselme riskini almış oldular. Üstelik bir de vergi beyannamesi verecekler. Bu kadar riske rağmen kazanırlarsa vergi verecekler. Kayıpları ise kendi hanelerine yazılacak.

*Dolardaki başka dünya- Dün dolar serbest piyasada 140 bin lira daha arttı. Döviz büfeleri önceki gün doları 1.110 bin liradan alırken dün bu rakam 1.250 bin liraya yükseldi. Bir günde döviz yüzde 12 daha üzerine koydu. Bu piyasada da ağırlıklı olarak bankalar var. Özellikle yabancı bankalar. Halktan ciddi bir döviz talebi geldiğine yönelik duyum almıyoruz. Yabancılar dövize gidiyor, en azından şimdiye kadar kazançlı çıktılar. 40 günde yüzde 82 kazanç elde ettiler.
Dolar 685 bin liradan başladığı dalgalanma döneminde dün 1.250'ye yükseldi.

*Hangi taraf kârlı çıkar?- Yabancı bankacılar dolara yükleniyor.

Yerli kişisel yatırımcılar bono alıyor.

Sonunda birileri zararlı çıkacak.

Geçmiş deneyimler çoğunlukla yerlilerin zararlı çıktığını ortaya koyuyor.

İhşallah bu kez Ankara'nın dövizde bir stratejisi vardır da, yerliler ve bütün ekonomi kârlı çıkar.

* Sonuç- "Yenilince ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar" Germain Martin

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır