kapat
04.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )

Türkiye'ye sahip çıkmak zamanı

Düşünün ki yakın bir arkadaşınız var ve günde üç paket sigara içiyor. Siz de her gün onu uyarıyor ve akciğer kanseri olacağını söyleyerek gözünü korkutmaya, sigarayı bıraktırmaya çalışıyorsunuz.

Tabii bunları duymak işine gelmediği için size kızıyor ve susturmaya çalışıyor.

Ama bir gün arkadaşınızın gerçekten akciğer kanseri olduğunu öğreniyor ve hastaneye, onu ziyarete gidiyorsunuz.

Ne yaparsınız?

"Ben sana demiştim. Beni dinlemediğin için başına bunlar geldi işte!" mi dersiniz, yoksa içinizden "Ah, bana kulak verseydin!" diye geçirseniz bile ona destek olmaya, moral vermeye mi çalışırsınız?

Herhalde insanoğluna yakışan davranış, ikincisidir.

Biz de yıllardan beri bıkmadan usanmadan tekrar ettiğimiz sözlü ve yazılı uyarıların bir işe yaramadığını ve her şeyin çökmekte olduğunu görüyoruz ama "Ben demedim mi?" diyemiyoruz.

"Sizleri uyarmadım mı? Bu gidişin sonu yok demedim mi?" diye soramıyoruz.

Geçen yaz bu köşeden yükselen çığlıkları ve gece kulüplerinde sürdürülen "vur patlasın çal oynasın haramzade saltanatı"nı, havai fişeklerle kaplı İstanbul gökyüzünü nasıl eleştirdiğimizi hatırlayın.

"Pompei'nin son günleri" başlıklı yazılarımızı düşünün.

Gelir dağılımı aşırı derecede bozulmuş, giderek yoksullaşan, üretmeyen bir ülkede dış borca dayanarak görgüsüz bir beylik düzeni sürdüren çevreleri nasıl tekrar tekrar yazdığımızı akla getirin.

Medya Ğ siyaset - ticaret ilişkilerinin geldiği boyuta nasıl isyan ettiğimizi tekrar inceleyin.

Ama ne yapalım ki; bu ülkede uyarılara kulak asılmıyor.

Bizim dile getirdiğimiz görüşlere "çağı geçmiş, dinozor" muamelesi yapılıyor.

Hukukun üstünlüğü, insan hakları, adalet, görgü, kültür, incelik, sanat gibi kavramlardan söz açtığınız zaman bazı çevreler şeytan görmüş gibi kaçıyorlar sizden.

Ne yazık ki şimdi gelip dayandığımız noktada "Ben dememiş miydim?" diye sorma lüksüne sahip değiliz.

Türkiye'nin ekonomisi, siyaseti, medyası, ahlakı ve toplumsal düzeni çöküyor.

Halk, büyük patlamalara gebe.

Devalüasyon yüzde 80'lere tırmandı.

"İşsizler ordusu" nitelemesi yavaş yavaş yerini "Açların gözbebekleri" ne bırakmak üzere.

Fırtına yaklaşıyor.

İşte şimdi Türkiye'ye sahip çıkılmalı. "Herkes yurt dışına gitmek istiyor!" söylemi yerine, burada ne yapabileceğimizi konuşmalıyız.

Çünkü ruhumuz, bu ülkenin ruhuna karışmış.

Köklerimiz burada.

Atalarımızın mezarını da yurt dışına götürecek halimiz yok.

Ne yaparsak burada yapacağız!

Ve yapacaklarımızın başında, ne pahasına olursa olsun, Ankara'daki "gafil kadro" yu uyarmak yer alıyor.

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır