  
Gündem dışı
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Siyaset ve medya et ile tırnak gibidir; siyasal muhalefetin ortaya çıkmasından beri bu böyledir. Padişahlar bile gazeteye gereksinme duymuşlardır. İlk gazete, bundan tam 170 yıl önce Takvim-i Vekayi adıyla Sultan İkinci Mahmut tarafından bir fermanla çıkarıldı. Sultan'ın amacı, batılılaşma ıslahatına karşı direnci kırmak ve ıslahatları daha iyi anlatmaktı. O tarihten 29 sene sonra da ilk fikir gazetesi yayınlanmaya başladı Tercüman-ı Ahval adıyla. Bu gazete de, aslında bir muhalefet örgütlenmesiydi; gazeteyi çıkaranlara daha sonra Namık Kemal gibi aydınlar da katıldı.
Özetle, gazeteler hep siyasetle ve siyasetçiyle iç içe oldu. Dünyadaki gidişat da böyle;
aslında bu iki meslek de fazlasıyla iddialıdır, insanlarla çok iç içe olmayı gerektirir. Siyasetçi, yönetme ve haksızlıkları düzeltme iddiasındadır; gazeteci ise, bütün haksızlıkları gözler önüne serme, halkın gözü, kulağı, hatta vicdanı olma iddiasındadır.
İddia bu kadar yüksek olunca, iki tarafın da çok dikkatli, çok tutarlı, çok onurlu, çok namuslu bir çizgide buluşması gerekiyor.
Siyasetçi, gazeteciyi önünde bir engel olarak görme eğilimindedir. Gazeteci de, siyasetçinin zaaflarını, açıklarını, abartarak, büyüterek mesleğini icra etme peşindedir.
Taraflar ölçüyü kaçırdıklarında ortaya çıkan manzara bugün Türkiye'nin sergilediği manzaradır. Saygın bir kuruluşumuzun bir araştırması, halkın gözündeki 'itibar sıralaması'nda, medya ve siyasetin yerlerde süründüğünü gösteriyor..
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Siyaset ve medya birbirine güvenmiyor; halk, ikisine birden güvenmiyor. Bunun faturasını medya da ödüyor, siyasetçi de ödüyor. Medya ödüyor; örneğin, 120 milyonluk Japonya'da, günde 60 milyon, 55 milyonluk İngiltere'de, günde 25 milyonun üzerinde gazete satılırken, 70 milyona dayanan ülkemizde bütün promosyonlara rağmen, toplam tiraj 3 milyonu ancak bulmaktadır.
Gazete ve televizyon hidrojen bombasından sonraki en güçlü icattır. Bu icatlar sayesinde iktidara gelinebiliyor, iktidardan uzaklaştırılabiliniyor.
Söz gelimi, mayısta İtalya'da seçim var. Medya işvereni Berlusconi, mevcut iktidarı seçime zorladı ve büyük bir olasılıkla -yüzde 95 olasılıkla- mayısta başbakan olacak.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Türkiye, bir tünelden geçiyor. Bu geçiş sırasında kurumların birbirlerine karşı özenli olması gerekir. Siyasetçiye, gazeteciye duyulan güven ve saygınlık derece derece azaldı. Gazeteciler kendilerini koruyan 212 sayılı Kanuna Ğ ki büyük bir mesleki güvenceydi- sahip çıkamadılar. Daha yüksek ücretler, çok büyük rakamlar; dolayısıyla bu haklarından vazgeçtiler, sendikalardan vazgeçtiler, örgütleriyle bütünleşemediler; sonunda da, bu yüksek dolarlı maaşlar dolayısıyla, yük olarak görüldükleri için, ilk fırsatta vazgeçilen öğeler haline geldiler.
Yaşadığımız kriz aynı zamanda bir fırsat, hem medyanın hem de siyasetin silkinip kendine gelme fırsatıdır. Bu iki meslek de ne kadar hızlı toparlanırsa, bu, toplumsal silkinmenin de çok çabuk olmasına yol açacaktır.
Bu iki mesleğin, topluma önderlik etme, örneklik etme görevleri vardır. Ayrıca, iki meslek de, işlevini ve birbirleriyle ilişkilerini yeniden tanımlamak zorundadırlar. Birbirlerini karalamaktan ve halkın deyimiyle, birbirlerini yağlamaktan vazgeçilmezse ülkenin çok zarar göreceği ortadadır. Ülke bir kriz yaşıyor. Bu kriz ekonomide görülüyor. Ama, daha çok değerlerde yaşanıyor, insan” değerlerde yaşanıyor. İşlerine son verilen arkadaşlarımız toplumdan kopmuş vaziyettedir; çünkü, gazetecilik, tıpkı politikacılık gibi, insanlarla bütünleşmeyi, toplumla bütünleşmeyi öngörür.
Medyanın, siyasetçiyi olur olmaz bahanelerle karalamaktan vazgeçmesi gerekiyor. Siyasetçi de, gazetecilerle, daha da önemlisi gazete sahipleriyle arasına mesafe koymak zorunda.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
Birçok uluslararası belgeye Türkiye adına imzalar atıyor, onaylar veriyoruz. Medya-siyaset ilişkilerinin hızla düzeltilmesi, aynı zamanda bu anlaşmalar gereği de. 1997'de imzaladığımız Varşova Zirvesi Bildirgesinde, medyanın tek elde toplanmasının, çoğulculuğu, demokrasiyi, insan haklarını, özellikle temel özgürlükleri ciddi biçimde tehlikeye atabileceği öngörülüyor. Buna karşı, parlamentoların ve hükümetlerin önlem almaları isteniyor. Aynı Bildirgenin 149'uncu maddesinde, medyanın tek elde toplanmasını engellemek için antikartel düzenlemelerin uygulanması için hükümetler göreve çağrılıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Ğ Lütfen teşekkür eder misiniz.
KONUŞMACI (Devamla) Ğ İzninizle son cümleyi söyleyeyim. Günümüz koşullarında ve içinde bulunduğumuz bu krizde hızla silkinmeye ihtiyaç var. Bu silkinmenin de, önce medyada ve siyasette olması şart. Bu yüzden, işlerini kaybeden gazeteci arkadaşlarımıza toplumca sahip çıkılması inancıyla saygılarımı sunuyorum. Sağ olun. (Alkışlar)
(TBMM Tutanakları 75. Birleşim 28.03.01 gündem dışı konuşma.)
|