kapat
04.04.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

Kangurum

Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Bu da gelir, bu da geçer!..

1957'de başladım gazeteciliğe.. Hukuk'u, guguka çeviren, medyayı da maymuna çevirmek için akıl almaz yasalar çıkaran Demokrat Parti İktidarının emir kulu polisleri, Allahın günü gazeteye gelir birini götürürlerdi. Bazan gece evden alırlardı, ertesi gün gazeteye gelmeyince öğrenirdik.. Nereye, niye giderdi, açıklanmazdı. Mahkumiyetler birbirini izlerdi. Gazeteciler özel bir koğuşa sahip olacak kadar kalabalıktılar içerde.. Ankara Hilton'du adı koğuşun. O yıllarda ülkenin yegane 5 yıldızlı oteli Hilton'dan mülhem..

Özel kurumlar bugünkü gibi güçlü olmadıkları için pek reklam yapamazdı. Oysa devletin resmi ilanları ve Ziraat Bankası gibi devlet kurumlarının reklamları, gazete yaşatacak kadar boldu. İktidar bu resmi ilan ve reklamları basını satın almak için elinde tutardı. Boyun eğmediniz mi, akıl almaz baskılar gelirdi.

Gazeteniz kapanır, kapatılır, işsiz kalırdınız..

İhtilalden sonra, hukuk geri geldi ama, Ankara gazeteleri bellerini bir türlü doğrultamadılar.. 1980'de İstanbul'a taşınana kadar, durmadan işsiz kaldım. Gazetem kapandığı, ya da mali zorluklar yüzünden kadro daraltmaya mecbur kaldığı için.. Tam 23 yıl, gazetecilikten 3 ay üstüste ay başında maaş aldığımı hatırlamıyorum..

İstanbul'a göç ettiğimde, Cumhuriyet'in ve Yankı'nın bana yazı başına verdiği 25 liralarla yaşıyordum. Aylığı denkleştirmek için de habire yazıyordum. Haftada 20-30 yazı yazdığım olurdu..

Bunları neden anlatıyorum..

İşsiz kalmanın, çalıştığı gazetenin kapanmasının, ya da kadrosunu daraltmak zorunda kalmasının acısını benim kadar yaşamış insan azdır, onu söylemek için..

Aylarca, aramızda para denkleştirir, üzüm, peynir ekmek yerdik.. Kışın soğuklarında donmamak için masa, sandalye yaktığımızı bilirim..

Dün sabah gazeteye en azından yüzümdeki neşe ifadesi ile girdiysem, odama kadar arkadaşlarla şakalaşıp, kahkahalar attıysam, bundandır..

Zor günlere, kötü günlere alışmışım bir.. Böyle günlerde, anlarda, tecrübelilerin vücud dilleri moral açısından çok önemlidir, onu bilirim iki..

Uçak sallanmaya başlanınca hostese bakar yolcular.. Onun yüzünde bir gülümseme görmek için.. Eğer o abus abus bakıyorsa, korku derinleşir, panik hissi yayılır..

Hayır.. Durum parlak değil.. Ama korkuya, paniğe gerek yok..

Dinç Beyin tutuklanmasına çok üzüldüm.. İşlerin düzelmesi biraz gecikecek diye.. Düşmanlar kına yakıyor, bayram yapıyor diye.. Hepsi o..

Pazartesi günü Dinç Bey dışarda olsa, Ankara'da olacaktı ve büyük olasılıkla, devletle, herkesi tatmin eden bir anlaşmanın imzaları atılacak, en azından Sabah ve atvciler için kriz dönemi bitecek, iyileşme süreci başlayacaktı.

İmzalar atılacaktı.. Çünkü, Dinç Bey, hiçbirine itiraz etmeden (ki aslında itiraz edeceği çok kalem vardı) tüm borçları kabullenmiş, tüm borçlara, teminat, kefiller göstererek ödeme planı yapmış, her türlü muvazaa dedikodusunu kaldırmak için, eşi ve çocuklarını da, borçlular listesine almıştı.

Bunların ne demek olduğunu, hukuku bilenler bilirler..

Bu, kendine, kurumlarına, ekiplerine güvenin ve "Onur"un ifadesidir.

Banka kapatılır kapatılmaz, ilk uçakla yurda gelip, ilk demecinde "Bütün borçlar ödenecek, hiç kimse ve hiçbir kurum zarar görmeyecektir" demişti. Dediklerinin boş olmadığının göstergesi idi, gelinen gün.. Ama Dinç Bilgin o güne gelemedi. Getirmediler mi?.. Bilemem..

Geciktirdiler.

O gün gelecek.. Biraz geç gelecek ama, gelecek, kimse merak etmesin..

Dinç Bilgin, ülkemizde nesli tükenen gazeteci ailenin çocuğu..

Gazetelerini Borsadan almadı. Babasının yanında yetişerek sahip oldu..

Ondaki gazetecilik aşkını yakından bilenlerdenim..

"Son" yoktu.. Hep "Daha iyi.. Daha mükemmel" vardı.. Kazandıkları ile ömür boyu paralı ve gazete patronu olarak güçlü yaşayacakken, daima "Daha fazlasını istedi.." Hani Pepsi'nin bugünün gençliğine hedef yapmak için dünya çapında katrilyonlar harcadığı slogan..

Daha çok gazete.. Daha çok dergi.. Daha çok televizyon..

Bunlar nedir bilir misiniz?..

Gözü doymaz bir patronun büyüme hırsı diyenler çıkar tabii. At gözlüğü öyle gösterir..

Daha çok gence iş imkanı.. Günümüzde pıtırak gibi çoğalan İletişim Fakültelerini bitiren gençlere umut..

Bu ülkenin gazetecileri ve televizyoncuları, Dinç Bey'in sayesinde, Avrupa, hatta Amerika'daki meslekdaşlarından çok daha ileri ortamlarda çalışma imkanları buldular..

Onca kazanç, onca kredi nereye gitti sanırsınız?..

Gidin Samandıra tesislerini görün, anlarsınız..

Enaz üç tane daha Sabah, enaz 50 tane daha Aktüel çapında dergi çıkaracak tesisler bunlar..

Ülke ve Sabah bu krizleri yaşamasa, bu tesis tam kapasite ile çalışmaya başlasa, gazetecinin yaşam koşulları enaz iki misli daha düzelecekti..

Bugün, çok iyi koşullarda yaşayan ve çok iyi ücretler alan gazeteciler, bunu Dinç Bilgin'e borçlular.. Çıtayı Dinç Bey yükseltti çünkü.. Beni üzen de bu.. Dinç Bilgin'e en çok borçlu olanlar, ona en fazla saldıranların başında geliyorlar..

Hani Hz. Muhammed'e demişler ki, "Ebu falanca aleyhinde konuşuyor.."

"Allah Allah" demiş, Hazreti Peygamber.. "Ben ona hiç iyilik yapmamıştım ki.."

Dinç Beyin yanında yetişenler, Dinç Beyin yayınlarına gide gele, durmadan transfer yapa yapa maaş yükseltenler, şimdi nasıl isterik çığlıklar içinde ipini çekmeye uğraşıyorlar, üzüntü ile ama hiç şaşmadan izliyorum..

Bütün hesapları dondurulmuş, bütün kredi yolları tıkanmış, hatta çeklerini dahi doğru dürüst tahsil edemez olmuş Sabah ve atv, yaşamak, hayatta kalmak, gelecekte gene büyüyüp, gene yepyeni iş imkanları yaratmak için küçülme zorunda kaldığında (Alternatifler, ya küçülmekti, ya kapanmak) yeri göğü oynatanlar, daha sonra kendileri ayni yola, hem de Sabah'ın yaşadığı krizin zerresini yaşamadan gittiler ve yüzlerce meslekdaşımızı kapıya koydular. Kimsenin sesi çıkmadı.

Ona da şaşmadım. Ben medyamızın çifte standardına alışığım..

Dinç Bilgin hayat boyu yaşadığı krizlerden birinde daha ayakta kalmaya çalışıyor. 5 nisan krizinde de, pek çok arkadaşımız işsiz kalmıştı. Kriz aşıldı, kadrolar eskinin iki misli büyüdü, hem adet, hem maaş olarak..

Bu defa da öyle olacak.. Hayatta kalmak kaydı ile..

Bazılarını endişelendiren de bu..

Sabah ve atv kapanmazsa, bekledikleri tiraj ve reyting hesapları şaşabilir..

Çünkü onlar aslında sizi bekliyorlar..

Sabah ve atv kapanırsa, belki de onlara kayacak sizleri..

Patronlar böyle düşünebilir. Diyeceğim yok.. Ama işçiler, fikir işçileri Sabah gurubunun yok olması için nasıl çırpınır, kendi oturdukları dalları nasıl keserler..

Bu gurubun yok olması, kaç bin fikir ve kol işçisinin işsiz kalması demek. Bu işsiz kalanlardan kaçı, gelip onların yerini alır?.. Düşünemezler. Bu dünya iki patrona kalırsa, nasıl köle, nasıl kul olur, çalışma koşulları, sosyal imkanları, maaşları ne düzeyde oluşur, akıllarına dahi getirmezler.

Biz savaşacağız.. Dinç Bilgin'le beraber sonuna kadar savaşacağız..

Türk gazetecisine daha çağdaş, daha insancıl yaşam koşulları, Türk insanına daha iyi gazete, daha iyi dergi, daha iyi televizyon vermek için savaşacağız.. Biz bu savaşı sürdürdükçe, rakipler de, rekabeti sürdürmek için daha iyi olmak zorunda kalacaklar.

Sabah ve atv'nin ayakta kalması, Türk medyasının, Türk gazetecisinin ayakta kalmasıdır.

Bunun bilinci içinde başlıyoruz işe her sabah..

Daha iyi sabahlarda ve daha mükemmel "Sabah"larda buluşma umudumuzu hiç yitirmeden..

34 ZN 7041!..
Bu mavi yeşil renkli bir Belediye otobüsü.. Daha doğrusu Belediye'nin gücü yetmiyor ya, özel firmalara hat vermişler.. Onlardan biri.. A046 da, belediyenin ona verdiği numara..

Biraz talihli olmasak, bu yazıyı en iyi ihtimalle hastaneden yazıyor olacaktım..

Sahil yolunda Arnavutköy'de biz kırmızıda dururken, arkamızdan hızla geliyordu, ok gibi solladı ve sıyırdı geçti.. Ezebilirdi. Bir de selektörle sövdü.. Kırmızıda durduğumuz için..

Durakta geçtik onu..

Kuruçeşme'ye doğru yol iki şerit gidiş. Biz soldan gidiyoruz. Sağımız da dolu.. Bu Tabakhane seferi yapıyor ya.. Hışım gibi solladı gene.. Bu defa geliş yolundaki şeride dalarak.. Karşısına bir araba çıkınca da, bu defa gidiş yoluna girmek için otobüsü üzerimize sürdü..

Ercan çok deneyimli bir şöför. Her türlü çılgınlığı bekliyor. Zor da olsa sıyırdı, hayatta kaldık. Bizi geçti ve Ortaköy'e doğru, Uludağ'da slalom yapar gibi nasıl sağa sola kayarak, nasıl hız yaparak gitti anlatmak zor..

Benim için anlamanın zor olduğu da birşey var..

Bu otobüsün içinde canı kıymetli tek kişi yok mu?.. Bu delice araba kullanan ve tıklım tıklım dolu otobüsü tehlikeye atan şöförü içerden uyaracak bir kişi çıkmıyor mu?..

Ne biçim koyunlarız biz yahu..

İnsan kellesini celladına bu kadar teslimiyetle uzatır mı?..

Bu Allahın günü eksik olmayan otobüs kazalarında suçlu sadece şöförler mi?..

Taşıdıkları koyunların hiç mi sorumluluğu yok?..

Tantan!..
Görgü şahitleri telefon ettiler.. "Tantan'a haksızlık yapmışsın" diye..

Alman İçişleri Bakanı ile aralarındaki sohbette lafı Daum'a getiren Alman değil, Tantan'mış..

Bu çok önemli.. "Daum'la ilgili belgeler istedik, hala bekliyoruz" diye sitem etmiş hatta..

"Bakan soğukkanlı davranıyor. İlerde dava konusu olmasın, Danıştay'dan dönmesin diye, dosyanın sağlam tutulmasını istiyor.." dediler..

Birşey daha dediler..

Tantan Daum'u sorunca Alman İçişleri Bakanı fena halde burun kıvıran bir yüz ifadesi ile yanıt vermiş..

"Bunu nerden buldunuz" demiş, yani..

BİZİM DUVAR
Bazı programlar yüzünden televizyon kanallarını kapatan RTÜKbeyler, ister misiniz, Ulusal Program'ı da kamu yararına uygun bulmayıp hükümeti kapatsınlar.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Filler savaşırken, ıstırabı

çimenler çekerler.

Kikuyu özdeyişi

TEBESSÜM
Sarhoşun bir bara girmiş "Bir bira..!" diye..

"Aşırı alkollülere içki vermiyoruz!" demiş barmen.. Sarhoş adam çıkmış kapıdan biraz sonra yine gelmiş.. "Bir bira!" diye.. "Çok içmişsin!" demiş barmen, "Fazla içenlere servis yok."

Sarhoş ön kapıdan çıkıp biraz sonra yan kapıdan yine girmiş bara "Bir bira...!"

"Yeter" demiş barmen "Sarhoşlara içki yoook!"

"Çattık yahu sana!" demiş sarhoş "Ulan kaç barda birden çalışıyorsun bakiiim!"

 
İstanbul 2008 Olimpiyat Oyunlarına seçilebilicek mi?

Kesinlikle Evet. En güçlü aday İstanbul ve bu sefer seçilecek.
Hayır. Rakip ülkeler daha üstün özelliklere sahip İstanbul yine yenilecek.
İstanbul başarılı olabilir ama Uluslararası Olimpiyat Komitesi İstanbul'u seçmeyecek.

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır