  
Köşe yazarlarının maslahatı nedir?
Temsil biri çıktı "Mehti çıktı diye Bilal bağırdı.. Kırk teknesi vardı hamur yoğurdu.. Oniki kız, seksen oğlan doğurdu.. Bunların teker teker manasını isterim.." diye sorsa, cevabı köşe yazarının yetkisine girer..
Bizim medya leşkerlerinin halleri böyledir.. Binanın aşağı katında bir laf çıkarır, yukarı kata gelinceye kadar o lafı yeniden duyup kendi de inanır.. Tutup başını sallasa o da iyi..
Oturup o laf üzerine bir de makale yazar.. O makaleyi bir televizyon paşası okur, oturduğu yerden kurtlanır.. Altını deşmese olmayacağından hemen kolları sıvar..
Sağdan iki üç, soldan üç beş köşe yazarını toplar.. Araya bir iki de marjinal katıp "Açık oturum" yapar..
***
Bunların yaptığı günlük işlerin tamamı "yılın gazetecilik olayı" tarifine girdiğinden gümbürtüsü de büyük olur.. Artık on dakikada bir yayına giren anons mu istersin yoksa filmleri, maçları battal eden alt yazı mı beğenirsin orası sana kalmış..
"Yılın olay yaratacak tartışması.." diye bağırmalarından yakanı kurtaramazsın.. Say ki onlar Mahmutpaşa'dan mal kapmış seyyar satıcı esnafı, sen de Perşembe pazarına sarmalık lahana seçmeye giderken aralarına düşmüş ev kadınısın..
Ellerinden kurtulamazsın..
Herşey, yılın olayı..
Televizyon dediğin merette "yılın gazetecilik olayı" bir kişinin tekelinde değil ki kafanı başka yere çevirip, ellerinden kurtulasın..
Bütün haber programları kendiliğinden "Yılın olayı" sayıldığından anonslar, alt yazılar birbirine karışır..
- "Manken Berna'nın aldırdığı çocuk kimdendi? Yılın gazetecilik olayı.."
- "Ünlü yazarlar tartışıyor.. Kız sen demokratikleşmenin neresindensin? Yılın gazetecilik olayı.."
- "Sibel Can hayatının şarkısını nasıl yaptı? Yılın gazetecilik olayı.."
- "Ekonomik krizden nasıl çıkacağız? Biz sorduk, ekonomistler anlattı.. Yılın gazetecilik olayı.."
- "Ormancılar Derneği'nin geleneksel televizyonculuk ödülünü biz aldık.. Yılın gazetecilik olayı.."
Aynı gün içinde bir elin parmaklarından çok yılın olayını verirsen haliyle vatandaşın da kafası karışır.. Ekonomiyle tek ilgisi kolunda taşıdığı altın bileziklerle sınırlı ev hanımları televizyonun karşısına geçer..
Gözlerini "Ekonomik krizin" tartışıldığı bir programa dikip, bakalım Sibel Can ne zaman çıkacak, diye boşuboşuna bekler..
Yazıktır, günahtır, zulümdür..
***
Adım gibi eminim ki "Askeri müdahale bekleniyor.." lafı da böyle çıktı.. Konusuz kalmış bir köşe yazarının akıllarıdır bunlar.. Oturdu köşesine.. "Bu hallerden nasıl çıkarız?" diye düşündü..
Memleketi bu krizden çıkaracak bir akıl bulamadığından bu kez de "Çıkamazsak ne olur?" sorusuna taktı.. Aklına daha evvel yapılmış demokratik müdahaleler geldi.. Oturdu bilgisayarın başına;
- "Gidişat iyi değil, ordu işe karışabilir.." diye bir kıtır attı.. Medya leşkerlerinin geri kalanını da peşine taktı.. Ne diyeyim? Sebep olanlar Allahından bulsun, demokrasinin hayrını görmesin.. Şimdi oturup bana;
- "Sizin gibi tecrübeli, hakikatli, çarpım cetvelini ezbere bilecek kadar bilgili, Çarkıfelek'teki sorularına kafadan cevap verecek kadar kültürlü, yakışıklı, çapkın, hafif süvari, demokrat, bağımsız, fikirleri hiç düşük yapmamış bir yazarın bu konuya maydanoz olmasının sebebi nedir?" diye sorabilirsiniz..
Bilmiyorum..
Bildiğim tek şey son yıllarda işlerin tersine döndüğüdür.. Artık askeri müdahaleler devri bitmiştir, tam tersine, sivillerin askerlere müdahale devri başlamıştır..
Söylemesi ayıptır; günümüzde askeri müdahale "out" sivil müdahale "in" olmuştur.. Peki neden böyle olmuştur? Onu da bilmiyorum.. Belki de ahaliye kendiliğinden bir cesaret geldi..
İşte yılın olayı..
Elimde belge olmasa "Nöbet sivillere geçti, artık askere onlar müdahale ediyor.." diye ileri geri konuşmazdım.. Zaten aldığım iyi aile terbiyesi ve gördüğüm yüksek kurslar sayesinde tersi de mümkün değildir..
Belge diyordum.. Evet, Malatya'nın Kuluşağı Köyü Muhtarı'nın Malatya 7'nci Jet Ana Üssü komutanına hitaben yazdığı bir mektup var.. Gerçi tarihi 1990 ama olsun.. Belge belgedir..
Üstelik bu mektup demokrasi veya başka bir şey gayretiyle yazılmamıştır.. Öyle olsa adada "çaputuna çuluna, demkratlık ne haline?" derler.. Tamamen bir ihtiyaçtan yazılmıştır.. Aşağıda, bu mektubun tam metnini aynen, imlasına dahi dokunmadan sunuyorum:
***
"Malatya 7 Jea an üs yakınında bir köyün mıhtarının mektubu.." diye başlamış ve bu satırın altı kalemle çizilmiş.. Mektup şöyle devam ediyor:
Gumandan.
hürmetle selamlarım
ben aşaği Kuluşagi Muğtari Cumali Karaköse
bir mahzuretim var sakın yanlış anlama biz askeri sever başımızın üzerine koyariz Feket 7.2.1990 ayni tarihinde ben ve köyli Çileden çikti.
Allah seni inandırsın sehet tam onbir idi tayaraleriniz hanelerimizin üstünden bir geçti ki Hak getire.
bak neler oldi. Köyümüzde sekiz inek döl atti ondört hanenin camı kırıldi hacı Alinin gelini düşük yapti. Mahonin yedi yaşındaki oğli Korkudan dili tutuldi daha neler neler oldi.
kerekol komandanına sorduk bu ne iştir. dedik Dedi ki tayareler meydan taruzu yapiyler Aman gözünü severim kumandan begi sorarım sene. meydan nerde biz nerde. Şu tayyare sürücülerinin kulağını bir çek gate yapmasınlar, Allah sizleri star etsin=(Korusun) Saygıyle
Cumali KaraKöse
Kuluşağı Köyü Mıhtari
***
Fikrimce bu mektubu bir kitabe haline getirmeli.. Yani içindekileri bir mermere kazıyıp, o mermeri de gözle görülecek bir yere dikmeli..
"Dağa çıksa sislenir, suya girse paslanır hassas demokrasimize" laf eden Avrupa'ya inat.. Onlardan bir heyet geldi mi doğruca bu kitabenin önüne götürmeli.. Parası olan çelenk, olmayan bir demet çiçek bırakmalı.. Ama mecburen demokrasimize bir dakikalık saygı duruşu yapmalı..
|