kapat
30.03.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
METİN MÜNİR(mmunir@sabah.com.tr )

'Orta vade'de ulusal dinamit

Ulusal Programı Kürtler'in kültürel haklarından ve Apo'nun asılıp asılmayacağından ibaret sananlarf çok önemli birçok noktayı gözden kaçırdı.

Bunlardan biri, devlet ihalelerinde Avrupa normlarını yakalamanın en az beş yıl süre ile ertelenmiş olmasıdır. Hükümet bu konuyu "orta vade"de yapılacak işler arasına aldı. Avrupa Birliği terminolojisinde 'orta vade' "beş yıl içerisinde yapılacaklar" anlamına gelmektedir.

Hadi diyelim ki Kürtler'e kültürel haklarını vermek ve idam cezasını kaldırmak tartışmalı idi.

Devlet ihalelerinin Avrupa normlarına uydurulması da mı tartışmalıdır?

Devlet ihalelerinde rüşvet ve yolsuzluğun Türk vatanının en aziz törelerinden biri olduğunu herkes biliyor. PriceWaterhouseCoopers'ın yeni bir araştırmasına göre Türkiye; Çin, Rusya ve Endonezya'dan sonra dünyanın en rüşvetçi ülkesidir. Devlet ihalelerinde Avrupa normlarını kabul etmek, yani ihaleleri şeffaf, objektif ve dürüst yapmak, rüşveti ortadan kaldırma yolunda önemli bir adım atmak olacaktı.

Buna kim itiraz edebilir -ihalelerin şeffaf, dürüst ve objektif yapılmasından zarar görecekler dışında?

Bu sorunun cevabını en iyi bilenler arasında Başbakan yardımcıları Hüsamettin Özkan, Devlet Bahçeli, ile Mesut Yılmaz, Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, Enerji Bakanı Cumhur Ersümer ve Devlet Bakanı Faruk Bal bulunmakta. Neden o zaman, bu centilmenler, Ulusal Program tartışılırken, ayağa kalkıp ihale sisteminin Avrupa normalarına uydurulmasının orta vadede değil, hemen yapılması gerektiğini savunmadı? Savunmadıkları kesin çünkü savunsalardı, ortak güçleri, programın bu şekilde değiştirilmesi için yeter de artardı bile.

Bunu yapmak, onlar için, dünyanın en kolay işi olurdu.

Şimdi 12 Şubat 2001 tarihine geri dönelim.

O gün, Bayındırlık Bakanı Koray Aydın'ın uhdesinde bulunan Karayolları Genel Müdürlüğü 18 trilyon liralık bir yol ihalesi yaptı. İhalenin hangi şirketin üzerinde kalacağı, Ankara'da müteahhitlik çevrelerinde, haftalarca öncesinden biliniyordu. Nitekim kazanacak şirketin adı ihaleden önce Noter huzurunda yazıldı ve bu doküman SABAH Gazetesi'ne ve Devlet Denetleme Kurulu'na yollandı. Danıştığımız uzmanlar bunun ihaleye fesat karıştırmak anlamına geldiği ve soruşturulması gereken ağır cezalık bir suç olduğunu söylediler.

Haber SABAH'ta yayınlandı. Bayındırlık Bakanlığı konuyu araştırmak için müfettiş tayin ettiğini açıkladı. Ama bu, kamuoyunu yanıltmak için alınan göstermelik bir karardı. Eğer göstermelik olmasaydı müfettişler SABAH'ı arayacak ve yolsuzluğun karinesi olan noter tasdikli dokümanı isteyeceklerdi. İstemediler. Müfettiş raporu (eğer böyle bir rapor varsa tabii,) açıklanmadı.

İhale komisyonu ihaleyi onayladı. İdare yol inşaatının finansmanını sağlayacak olan Kuveyt Fonu'na yazı yazarak kredinin kullanılabilir hale getirilmesini istedi. Bu yapıldığında (eğer yapılırsa) "ita amiri" yani Karayolları Genel Müdürü, ihaleyi onaylayacak. Onaylayacak diyorum çünkü iptal edecek olsaydı, gerekli nedenler bulunduğuna göre, çoktan iptal ederdi.

Sanıyorum bu olay, siyasilerin neden devlet ihalelerinde Avrupa normlarını uygulamak için acele etmediklerini açılıyor.

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır