kapat
30.03.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr )

Ara rejim tartışması

İşler ne zaman sıkışsa, siyasi iktidar sorunları çözemez duruma gelse, Türkiye'de "ara rejim" konuşulmaya başlanır. Ara rejimin anlamı, "dışardan" müdahale ile parlamenter sistemin kendi mecrasının dışında bir yönetim kurulmasıdır.

Türkiye'de "ara rejim" üç kez kurulmuştur: 27 Mayıs 1960'da, 12 Mart 1971'de ve 12 Eylül 1980'de. 1997'de yaşanan ya da yaşanmaya başlanan "28 Şubat süreci" bu üçünden oldukça farklıdır. 28 Şubat'ta da "dışardan" baskı olmuştur, ancak çözümler yine siyasetin kendi mecrası içinde bulunmuştur.

"Dışardan" denildiği anda da asıl olarak kastedilen Silahlı Kuvvetler'dir. Silahlı Kuvvetler'in her müdahalesi de toplumdan gelen ve doğrudan siyasi yapıya yönelen tepkilere dayanmıştır.

Daha önce yaşananlar toplumda da, umutların en aza indiği, siyasilere tepki ve öfkenin en yukarı çıktığı anlarda "asker gelsin bu iş bitsin" cümlesinin fazla sık ve kolay tekrar edilmesine yol açmıştır.

Bugün de siyasi yapı sıkışmıştır. Türkiye'yi yönetmekle yükümlü olan kadro, yönetememektedir. "Yükümlü"dür, çünkü yönetmek için oy istemişler, halk oy vermiş ve bugünkü üçlü koalisyon "davul zurnayla" ve geniş bir toplumsal destekle kurulmuştur.

Ne istendiyse verildi
Bu koalisyonun kurulduğu dönemde, Türkiye'nin son 15 yılını kana boğan, maneviyatları bozan, on binlerce insanın ölümüne, on binlerce insanın yaralanmasına, yüz binlerin evsiz, işsiz, aşsız kalmasına, kamu kaynaklarının heba edilmesine neden olan terörist kalkışma da sona ermişti.

İçerde toplumsal barış ve toplumsal uzlaşma havası, çeşitli engelleme girişimlerine rağmen yayılıyor; dışarda ise hem Avrupa ile hem çevre komşularla ilişkiler daha ılımlı yönelimler kazanıyordu. Avrupa Birliği de Türkiye'yi aday ilan etti.

Ekonomide, Uluslararası Para Fonu ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde yeni bir "kemer sıkma" ve enflasyonu düşürme programı uygulanmaya başladı. Toplumun alt kesimleri bu program nedeniyle çok zorlanmasına, sabit ücret ve maaşlarla yaşayanların koşulları gerilemesine rağmen; başka ülkelerde büyük toplumsal olaylara neden olabilecek bir gerileme süreci yaşanmasına rağmen, Türk halkı sesini çıkarmadan yönetimin söylediklerini yaptı. "Zam yapmayın" dendi, Türk halkı zam yapmadı. "Fazla ücret ve maaş istemeyin" dendi, Türk halkı aldığıyla yetindi.

Son ışığı söndürmek
Bütün bu olumlu koşulların biraraya gelmesine rağmen siyasi yönetim ülkeyi getirdi, getirdi ve duvara vurdu. Çünkü sıçramayı sağlayacak, fedakârlıkların sonucunun alınmasını sağlayacak yapısal reformları yapmamıştır.

Türk halkının bütün kesimleri tepkilidir, öfkelidir, kendini ihanete uğramış hissetmektedir.

Ve umutsuzdur. Bu yüzden de ortaya yine "ara rejim" lafları çıkmıştır.

Başbakan Ecevit dün "ara rejim lafını bile duymak istemiyorum" dedi ve ekledi: "Türk halkı da duymak istemiyor."

Türk halkının "ara rejim" lafını duymak istememesinin bir tek koşulu vardır: Demokratik sistem içinde siyasi yapının kendisini yenileyeceğine ilişkin umudunun olması.

Bu umut ışığını verebilecek olan, "durumu kavramış" siyasi yapının kendisidir. Bütün olumlu koşullara rağmen başarısız olmuş ve ülkeye herhangi bir ışık vermeyen bir yönetimin durmaya devam etmesi, son ışıkların da yokolmasıdır.

Değişim siyasi yapının içinde başladığı anda ışık yine geri gelir ve Türk halkı "ara rejim" lafını unutur. Bugünün ortamında "Unutun" deyince unutmasını, "lafını etmeyin" deyince susmasını hiç kimse Türk halkından isteyemez.

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır