kapat
30.03.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Böyle olmaz!..

Aşık olduğunuz nasıl anlaşılır?

Arjantinli bir yazar der ya hani: "gözlerimizin altındaki mor halkalar, uyku tutmadığını gösterir. Tanrı'nın her gecesi sevgilimizle kucaklaşmak ya da kucaklaşamamak derdiyle uyanıkızdır."

Gülsek mi, ağlasak mı? (İkincisi daha çok içimizden geliyor değil mi!) Ne dersiniz?..

Hepimizin gözlerinin altında uykusuzluğun mor halkaları...

Hepimiz mecburiyetlerimizi bir türlü defedemeyişimizin doğurduğu aşksızlıkta kavrulmuşuz sabahlara kadar çünkü!..

Ödenecek faturalar, içinden çıkılmaz kiralar, okul taksitleri ve ötekiler...

Dünyayı "şey"ine takmayan arzuların solup, yükselen endişelerin (şimdilerde anksiyete demek daha havalı!) soluğumuzu tıkadığı nice geceden ter içinde, uykusuz çıkmışız.

O yataklardan, yanıp tutuşup külümüzle kalkmak isteriz.

Ama...

Yüzümüzü yıkarken aynaya baktığımızda "işinde gücünde" ve günün programını soğukkanlılıkla düzenleyen birer android olduğumuzu görürüz.

Sevdiklerimizin bizden sıkıldıklarını belli etmelerine kırılacak kadar bile kendimizde değilizdir çoğu zaman...

Çünkü biraz önce bir bankanın ATM'inde "özür dileriz, geçici olarak işlem yapılamamaktadır" yazısını görmüş ve buna maalesef... Maalesef çok ve gerçekten üzülmüşüzdür...

Herkesin herkesle bir ilişkisi vardır. İlk bakışta ne güzel, ne canlı, ne renkli bir dünyadır bu...

Ama hepsi "alışveriş" ilişkisidir.

Herkesin birbirinden alacağı vereceği vardır ve vadeleri gitgide ne kadar kısalmaktadır.

Geriye, sevgiye filan işte...

Hatta şöyle rahat bir soluk almaya bile ne kadar az zaman kalmaktadır!

Artık baharın geldiğini bile farkedemeyişimizi farkettiniz mi? Binbir türlü bahanemiz vardır; "mevsimler de çok değişti canım!"

Ömrümüz minibüs kuyruklarında geçiyorsa, sevginin duraklarındaki tenhalığa neden şaşalım ki!

Benden her fırsatta kimliğimi kanıtlamamı isteyen bir bürokrasi hiç durmadan semiriyorsa, kimliksiz-hesapsız kitapsız sevgilere yer mi kalır?

Ne kadar düzgünüz, Tanrım!

Ne çok mecburuz düzgün ve "düzeltilmiş" olmaya!

Bizi böyle sevdiğini söyleyenler sevmeyi bilmiyor oysa...

Sevmeyi bilenler de, görevlerimiz, ödevlerimiz, sorumluluklarımız arasından bembeyaz bir atın doludizgin koşarak çıkacağına inanamıyor!.. Haksızlar mı?

Bu kağıtlar, bu ikamet belgeleri, bu faturalar, bu kimlikler...

Bu kırtasiye...

Akan musluklar...

Çöp vergileri, çöp yığınları, çöp kokuları...

Bunlarla olmaz!

Bunlarla birbirimizi yiye yiye tüketiriz.

Ama sevemeyiz!

Öyleyse...

Kahrolsun bürokrasi!

Çekil kenara modern hayat!..

Ey tarih, bana bir hamak ver!..

Uzanıp hem dinleneceğim hem de ağlayacağım...

İşletmecilerle iktisatçılar
Üç işletmeci gara geldiklerinde bakmışlar ki, pek tanıdık üç iktisatçı da orada... Bilet sırasına girmişler. Üç iktisatçı bir tek bilet almış.

İşletmecileri bir meraktır sarmış.

Trene binilmiş.

Kondüktör gelmeden önce iktisatçılar birlikte yerlerinden kalkıp tuvalete girmiş.

Kondüktör tuvaletin kapısını çalıp bilet sorunca da dışarı tek bileti uzatmışlar.

İşletmeciler bunu görmüş, "vay canına, ne zekâ!" deyip dönüş yolunda aynısını gerçekleştirmeye karar vermişler.

Dönüşte üç işletmeci tek bir bilet alırken iktisatçıların hiç bilet almadığını farketmemişler tabii...

Trende köndüktör dolaşmaya başladığında işletmecilerin üçü birden hemen tuvalete girip saklanmış. İşte o sırada iktisatçılar da gelip tuvaletin kapısını çalmışlar: "Bayım, bilet lütfen!"

(Bu fıkrayı gönderen Ömer İskenderoğlu'na teşekkürler)

Haydi Boğaz'a!
Yazmıştım değil mi? Ben denizi severim ve tuhaftır ama Boğaz'ı bir ırmak gibi görürüm.

Olağanüstü özgün doğal konumuna ve yılların kıyılarına bıraktığı güzelim kültürel birikime lafım yok!

Fakat Boğaz'ın karanlık sularında denizin aydınlık tadını hiç bulamam.

Biraz ufuk çizgisi, biraz karşı kıyı görme arzusundan oluşan deniz duygumla Boğaz'ın peyzajı bir türlü uyum kuramamıştır.

Yine de Boğaz kıyısında ilkbaharı karşılamanın güzelliklerine; o özel mevsimde; yani eylülde, Anadoluhisarı sokaklarında çırpınan bir kalple dolaşmanın eşsizliklerine de aşinayım.

Şimdi durum değişiyor...

Boğaz Boğaz olmaktan çıkacak pek yakında!

Kocaman dev bir tanker olacak Boğaz!

Kapkara bir tanker gövdesi...

Karşı kıyıya değil, tankerlerin ürkütücü gövdelerine bakacağız.

Çünkü biz Bakü-Ceyhan filan diye geveleyip duralım; Ruslar Kazak petrollerini Boğaz'dan aşağı taşımaya başlayacaklar...

Eylem yapalım filan demiyorum. Çok küskünüm bunlar için!

Ama gidip son kez, şu bahar sabahlarında Boğaz'ın keyfini çıkartalım....

AYIN SÖZÜ
Bizde birisinin düğmeye basması gerekmiyor ki... Düğme hep basılı, takılmış duruyor!

MUSTAFA DENİZLİ

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır