  
Alarm!
Konfüçyüs çok önce söylemiş:"İnsanın akıllıca hareket etmesi için üç yol vardır.
Birincisi, yapacağı şey üzerine düşünmektir, ki bu en asil yoldur.
İkincisi, önceden yapılmış iyi bir şeyi taklit etmekle olur.
Üçüncüsüne gelince, bu en acı yoldur, deneyerek, uğraşarak bulunan yol."
Yöneticilerimiz düşünüp, tartışıp, buldukları yol üzerinde mutabakat sağlayıp ilerlemeyi seçmediler. Bu birinci yoldu.
İkinci yolu da seçmediler. Şu anda bizde sıkıntı yaratan konuları dünyada kim nasıl çözmüş diye bakıp, "başarılı olan ne yapmışsa biz de aynısını yapalım" deyip, ilerlemediler.
Konfüçyüs'ün üçüncü yolu "çırpınma" yoludur. Ama bu yoldan gitmek için de çalışmak, başarısız olunduğu anda tekrar yeni bir denemeye girmek, sürekli yeni seçenekler yaratmak gerekir.
Bu da olmuyor. Ankara duruyor, bekliyor ve "abesle iştigal"e devam ediyor.
Üç cümlede Ankara
Krizde son aşamanın kod adı artık "15 Nisan"dır.
Kemal Derviş, Amerika'da "15 önemli yasanın 15 Nisan'a kadar çıkmasının şart olduğunu" söyledi.
Devlet Bahçeli Ankara'da "Aceleye gerek yok" dedi.
Bülent Ecevit yine Ankara'da "15 Nisan'a kadar bu yasaları çıkarmak zor" dedi.
Bu üç cümle arka arkaya getirildiğinde Ankara'dakilerin, krizden hızla çıkma yolları konusunda aralarında bir mutabakat sağlayamadıkları sonucu çıkmaktadır.
Edebiyat ise yerindedir:
"Biz bu vatan için canımızı feda ederiz..." (Ama Emlakbank'ın birkaç milyar dolarlık konut kuruluşunu bırakmayız.)
"Ekonomik kurtuluş savaşı başlamıştır..." (Ama devlet ihale kanununu düzeltmemiz zor olacaktır.)
"Krizden çıkmak için el ele vereceğiz, hep birlikte çalışacağız..." (Ama biz Türk Telekom'dan devletin ve ülkenin milyarlarca zarara uğramasına aldırmayacağız, tuttuğumuzu bırakmayacağız, eşimiz dostumuz ve partilimize iş bulmak için herşeyi yapacağız)
"İleri ülkeler düzeyine çıkmak için bütün fedakârlıkları yapacağız..." (Ama medeni bir Medeni Kanun bu halka fazla geleceği için medeni herşeye kuşkuyla bakacağız.)
"Ülkemiz için canla başla çalışmaya devam edeceğiz..." (Yaptığımız her iş başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da koltuğumuzu bırakmamak için her şeyi yapacağız.)
Çanları işitmeme inadı
"Kemal Derviş'e çalışmalarında her türlü desteği vereceğiz..." (Derviş'in ne yapmaya çalıştığını pek anlamadığımız için huylanıyoruz, bu yüzden desteğimiz lafta kalacak; ayrıca ülkenin neden krize girdiğini de anlamış değiliz, ne yapmamız gerektiğini de bilmiyoruz, ama birşeyler yapmaya çalışan herkesten de kuşkulanıyoruz.)
Ankara'nın manzarası basittir, açıktır, nettir. Siyasi yönetim bir tek noktaya kilitlenmiştir: "IMF, Dünya Bankası, Amerikan yönetimi, Avrupa Birliği, hükümetler, özel bankalar... Kimse kim... Bize para versinler, gerisine fazla karışmasınlar." Bu parayı bulup getirme görevini, kendi açılarından Kemal Derviş'e vermişlerdir. Bu para gelmezse de çok üzülmeyecekler, hatta içten içe sevinecekler, "Kemal Derviş de başaramadı" diye konuşacaklardır.
Türkiye üçüncü aşamaya, "alarm" aşamasana hızla yaklaşıyor. Ama Ankara çan seslerini, giderek büyüyen ve 65 milyon insanın öfkesinde, umutsuzluğunda yankılanan çan seslerini duymamakta ısrar ediyor.
|