"Evreni ele geçirip kullanmak:
Olacak iş değil bu.
O manevi bir varlıktır, sarılmak isteyen kaybeder, el süren yok eder onu.
Bir bakarsın öndedir her şey,
bir bakarsın geride.
Bir bakarsın sıcak,
bir bakarsın soğuk.
Bir bakarsın güçlü,
bir bakarsın cılız.
Bu yüzdendir ki:
Çok gergin, çok iri ve çok fazla olandan
uzak durur gerçeği bilen kişi."
Tao felsefesinin ana hatlarını dile getirirken evrenle uyumlu yaşama yolunu böyle dile getirmiş Lao Tzu...
İsa'dan yüzyıllarca öncelere dayanan bu öğretiye dikkatle bakarsanız, Uzakdoğu dövüşçülerinin ve bilgelerinin neden "uçma"ya bu kadar önem verdiklerini anlarsınız.
Bu hem uçmaktır, hem de bir bakıma zihnin ve bedenin "uçuşması"dır...
Çok gergin ve iri olandan kaçıp; rüzgârda yıkılmadan ama rüzgârı arkana alarak dövüşmenin ve düşünmenin yoludur...
Ağır olan taş kesilir; hafif olandır evrenle birlikte yüreği atan...
Filmi görenler anlamıştır; belki içinizden "Demek Haşmet de bu PlayStation oyunlarını andıran filmi beğenmiş, bize onu anlatacak, vay canına!" diyorsunuzdur.
Görmeyenlere de söyleyeyim:
"Kaplan ve Ejderha"yı seyrettim. Bence siz de seyredin...
İyi bir yönetmen (Ang Lee) kırk yıllık Çin usulü kavga dövüş filmlerinin sahnelerini kendi filmine taşıdığında nasıl farklı bir atmosfer yarattığının belki en açık, en keskin örneği "Kaplan ve Ejderha."
Fakat bundan eksiği yok, çok daha fazlası var.
Batı filmlerinde dövüşenler birbirlerinden nefret ederler. Kutsanan nefrettir. Çin filmlerinde dövüşenler kendi beceri ve güçlerine hayrandırlar, onu kutsarlar. Ang Lee'nin filminde ise dövüş her şeyden önce masalsı ve büyüleyici bir dans. Ama Lee, Uzakdoğu dövüş sanatlarında insanların birbirlerini yenmesinin bir önemi olmadığını; önemli olanın insanın içindeki korkuyu, dışındaki ürkütücü dünyayı ve bedeninin getirdiği sınırlamaları yenmek olduğunu mükemmel bir sinema diliyle anlatıyor.
Dahası...
Filmin ana kadın kahramanı Jen Yu'nun (19 yaşındaki oyuncu Zhang Ziyi ne kadar baş döndürücü, filmi görmeyene anlatmak zor!) isyankâr ruhunun dalgalanmaları filmi alıp götürüyor zaten. Yu sonuna kadar "arıza", sonuna kadar "huysuz" kalıyor...
Sonuna kadar vahşi bir kedi Yu; bir kaplan!..
Doğu'nun sakin bilgeliği Yu'nun "huzursuz" ruhunu bir türlü sarıp sarmalayamıyor. Yu sonuna kadar teslim olmuyor. Bunu film boyunca takip etmek bile yeterince heyecan verici...
Ben uzun zamandır bu kadar lirik bir film görmemiştim. (Romantik değil, lirik!)
Sevişme sahnelerinden daha çok sevişmeyi andıran dövüş sahneleri hiç görmemiştim (Bu bakımdan ne Matrix, ne de PlayStation benzetmeleri pek uygun düşmüyor.)
Uzun zamandır can sıkıcı olmayan bir masala tanıklık etmemiştim.
Çok az filmdeki çöl görüntüleri beni de böyle "çöle çağırmıştı..."
Ve aşk...
Filmin dövüş ustası Li Mu Bai ne diyordu: "Beni en karanlık zindana da atsalar, aşkım sayesinde orada yalnız bir ruh olmam."
1. Not: Antik Çin ve felsefe denilince Konfüçyüs'den başka bir şey gelmiyor bizdeki kimi sinema eleştirmenlerinin aklına... Oysa Konfüçyanizm bir tür bürokratik ve "anti-mistik" bir düzen felsefesidir. "Kaplan ve Ejderha"da Konfüçyüs'le ilgili bir şey olduğu iddia edilemez.
2. Not: Lao Tzu gerçek bir kişiydi. Ama Lao Tzu sözcüğü aslında bir "kişi" adı değildir; "yaşlı, görmüş geçirmiş adam" demektir.