Kiptinin merdi, şecaat arzederken sirkatin söylermiş.. Fenerbahçe'nin çığırtkan tetikçilerinden Ömer Çavuşoğlu, hani yumruğunu Galatasaray bayrağının içinden geçiren kahraman, Star'daki köşesinde bakın aynen şöyle yazdı:
"Metin Tokat, normal şartlarda Abdullah'a o kırmızıyı gösterir miydi?.. Şüpheliyim. Evet, pozisyon kırmızılık.."
Yazının başlığına dikkat:
"Kutsal ittifak çığlığı iş gördü.."
Siz itirafın böylesine rastladınız mı hiç?..
Abdullah kırmızılık hareket yapar, ama Metin Tokat kart çıkarmazmış. Eğer "Kutsal ittifak" çığlıkları atılmasaymış..
Abdullah'ın kendisi, maç sonrası şaşkınlığını nasıl ifade etmişti, hatırlayın.. Çocuk böyle tekme atmaya alışmış. İlk kez kart çıkıyor, nasıl şaşmasın?..
Necati Bilgiç, sevgili dayım, Türkiye adına en büyük tanıtım ve propogandayı yapan Galatasaray'a, yasa çıkarılıp komik bir ödül verilmesini diline dolamış. Fikret Ünlü'ye nefret kusuyor. Çok kritik, sonucu Türk futbol tarihinde yeni bir dönüm noktası olacak Milan maçı öncesi İstanbulspor maçını ertelediği için federasyonu lanetliyor.
Türk medyasından örnekleri, onlarca verebilirim..
Hadi bunlar, altlarındaki imzaları bağlayan kişisel yazılar..
Peki ya, tetikçiliğe, amigoluğa soyunmuş, gazete sayfaları ne olacak?..
Yorum özgürdür. Haber özgür olamaz. Doğru olmak zorundadır.
Başlığı okuyorum.
Faruk Süren, Emre ve Okan için "Defolsunlar" demiş.. Manşet bu..
Defolsunlar..
Haberi dört kez okuyorum. Böyle bir sözcük, tüm yazı içinde ima dahi edilmiyor.
Süren'in sözleri aynen şöyle:
"Onlara kızmam.. Sadece üzülürüm.."
Şimdi söyleyin, bu "Defolsunlar" demek mi?..
Haberde olmayan bir şeyi başlığa çıkmak, söylenmedik bir sözü manşet çekmek, gazetecilik yasalarında, kurallarında, etiğinde var mı?..
Yok..
Ama amaç Galatasaray'ı karıştırmaksa herşey mübah!.. Hagi'nin hakemler hakkında ettiği lafları tesadüfen (!) tam maç günü yayınlamak gibi..
Hagi için bu medyanın hazırladığı sayfaları, sıraladığı TV programlarını, onun sadece futbol hayatını bitirmek değil, Türkiye'ye bir daha ayak basmasını dahi önlemek için girişilen akla, mantığa sığmaz tertipleri de hatırlayın..
Galatasaray'a gole dahi dönüşmeyen bir penaltı verildi diye koparılan kıyametleri ya da.. Mesele zaten kaçan penaltı değil.. Mesele bundan sonra Galatasaray lehine penaltı çalacak hakemlere göz dağı vermek..
Hepsi hesaplı, hepsi planlı.. Herkes, her durumda görevini biliyor ve başarı ile yapıyor..
Bir kez daha özetlememi ister misiniz?..
Herşey Ali Şen'in sezon başında uyarısı ile başladı:
"Galatasaray beşinci kez şampiyon olursa, geri kalan Türk takımları ile arasını 25 yıl açar, bir daha yakalanmaz. Galatasaray beşinci kez şampiyon olursa doğan bütün çocukların Galatasaraylı olması engellenemez. Öbür takımların geleceği kalmaz. Bir Fenerbahçelinin birinci görevi, takımının şampiyon olması için elinden geleni yapmaksa, ikinci görevi de Galatasaray'ın şampiyonluğunu engellemektir."
Şen bunların hiçbirini inkar etmez. Hatta Galatasaray şampiyon olamazsa, bakın buraya yazıyorum. "Ben engelledim" diye bizzat ilan edecektir.
Kutsal İttifakın tohumlarını Şen attı.
Fenerbahçe yöneticileri Murat Özaydınlı ve Mahmut Uslu hemen tetikçiliğe soyundular. Medyaya malzeme olacak demeçleri, her durumda vermek görevini onlar yüklendi.
Fenerbahçeli Bülent Yavuz Merkez Hakem Komitesi Başkanı olarak, ittifakın vurucu gücü oldu.. Yavuz'un hakemleri Galatasaray'ı tahrip etmek için herşeyi yapmaya başladılar.. Erol Ersoy ipin ucunu iyice kaçırana kadar.. Sonunda başardılar.
Galatasaray ligde geride kaldı..
Ama Avrupa'da gidiyor, hem de Türkiye tarihinde ikinci kez Şampiyonlar Liginde son sekiz takım arasına kalmayı başarıyordu. Galatasaray yarı finale kalırsa, hem dünya çapındaki şöhreti bir kat daha perçinlenecek, hem de içerde oynanan oyunlar iyice sırıtacaktı.
O halde, Real Madrid, Galatasaray'ı elemeliydi..
Fenerbahçe ve Galatasaray yönetimleri kolları bunun için sıvadılar..
Milli takıma on oyuncu veren Galatasaray, üçer gün arayla, Slovakya, Makedonya, Beşiktaş ile oynayıp, daha doğru dürüst tek idman yapmadan, Real'le hem de kazanması gereken Beşiktaş maçına çıkacaktı.
Sakın ola federasyon Beşiktaş maçını ertelememeli, yılanın başı içerde ezilmeli ve Galatasaray Real'in önüne turşu gibi atılmalıydı..
Gerekçe de ne kadar haklıydı:
"Real de ayni koşullarda oynuyor.."
Ve işin daha da acısı.. Can Bartu gibi bir yazar, satır aralarında Beşiktaş ve Real maçlarına dinç kalabilmek için Galatasaraylı futbolcuların milli maçta oynar gibi yapacaklarını ima (Ya da ihbar) edebildi. "Beşiktaş maçını erteleyin, herkes rahat etsin" diyeceğine..
Fenerbahçe ve Beşiktaş yönetimlerinin ödü kopuyor aslında Galatasaray Real'i geçer diye.. Böyle bir başarının altında daha da ezileceklerini düşünüyorlar..
Kutsal İttifak'ın dışa taşınması, şimdi Real'i de kapsamasının sebebi bu..
Galatasaray'ın içerde olduğu gibi dışarda da yolu kesilmeli..
İlkini başarmış gibiler..
İkincisini de başarmalarına az kaldı..
Kınaları hazır edelim!..
Kinleri, öfkeleri nefretleri bitmedi.. Tüm Türk spor medyasına "Fuck you" işaretleri yapan, gazeteci, seyirci döven, hocasına telefon fırlatan, kendi ifadesi ile ruh hastası bir Fransız, Türk ulusuna bir saygısızlık daha yaptı.. Kendisini izleyen kameraları ve fotoğraf makinalarına aldırış dahi etmeden ve tuvalet 10 metre ötedeyken, gitti duvara işedi.. Hangi duvara..
Eceli gelen it, cami duvarına işermiş..
Türkiye'nin en eski, en onurlu kulübünün Kabesine, en kutsal yerine.. Beşiktaş'ın duvarına işedi, herif-i naşerif!..
Çıt yok..
Hayır var..
"Pascal'ı hoş görelim. O büyük futbolcu.."
Büyük futbolcu da ne yapmış bugüne dek?..
Bir de Hagi var!..
Ülkesini geçin.. Türkiye'ye ne onurlar kazandırdı, Galatasaray forması ile..
Medya nasıl gözü dönmüş tribünler oluşturdu, Hagi'yi arenaya atıp.. Tüm baş parmaklar aşağı çevrildi..
"Öldür.. Öldür.. Öldür!.."
Şeref tribününde Neron rolünü de Erman Hocam oynayarak..
Ne kadar hayal kırıklığına uğradıklarını günlerdir izliyoruz, Hagi'nin futbol hayatı bitmediği için.. Bu ülkeden kovulmadığı için.. Futbol sonrası geleceği de karartılmadığı için..
Günahı ne Hagi'nin?..
Galatasaraylı olması.. Galatasaray'ı yüceltmesi..
Onun için hain.. Onun için hoş görülmemeli.. Onun için yok edilmeli..
Efendim topu almış eline, bir vurmuş dışarı.. Daha o anda sarı kart görmeliymiş..
Gidinin üç kağıtçıları.. O sahne öyle mi?..
Galatasaray'ın gollük bir akını, hakem tarafından durduruldu..
Futbolcular hayretle hakeme baktılar. Sahanın kenarında ikinci bir top vardı, taç çizgisinin yarım metre içinde.. Sahada iki top varmış. Biri dışarı atılmalı..
Hagi de, top da santrada idi.. Hagi topu eline aldı.. Santradan top dışarı vurulursa, nasıl vurulur.. Tabii, bu vuruşun içinde biraz kızgınlık da var.. Ama olay bu..
Sarı da sarı.. Hemen ardından kırmızı da kırmızı.. Yetmedi dava.. Yetmedi hapis..
Seni hain Hagi seni..
Seni alçak Hagi seni..
Sen Türkiye'nin, sen Galatasaray'ın adını, Rio'dan Tayland'a bütün dünyaya yayarsın öyle mi?.. Sen Galatasaray'a, sen Türkiye'ye tarihsel onurlar kazandırırsın ha..
Seni ezececeğiz.. Seni yok edeceğiz. Seni bu ülkeden sileceğiz..Bize hergün bir başka yolunu bulup hakaret eden, sövenlerin kıçını yalarken..
Nerden çıkıyor bu Kutsal İttifak lafı yahu?.. Ne alakası var?..
Hagi gibi alçakların defterini dürmek için Ulusal bir çılgınlık içine düşmek de mi hakkımız değil!..
uuu
Türkiye Slovakya maçında hakemin hem de nasıl bedava verdiği penaltıya itiraz etti, Slovak futbolcu.. Hakemi önce iki eli ile itti, sonra sağ eli ile çekti.. Milyonlarca göz gördü ekranlarda..
Sonra..
Hepsi o..
Peki hani hakem dokunulmazdı.. Niye Hagi için kopan kıyamet, Slovak için kopmadı?..
Çünkü öyle birşey yok.. Hakeme dokunulur.. Dokunmanın anlamını hakem yorumlar, karar verir, hepsi bu..
Oysa bizde, Hagi'nin adeta tiki var ya.. Laf söylerken arkasını dönüp giden hakemin koluna dokunuyor "Dön bana bak" diye.. Bunun böyle olduğunu Sabah'a geldiği sohbet gününde İbrahim Seten'in sorusu üzerine anlattı..
Seten yanıtı bile bile, maçın ertesi gün, Hagi'yi asan sayfayı yaptı..
Erman Hocam, daha önceki maçta kendisine dokunan Hagi'yi atmadığı için Erol Ersoy'u asmıştı ya.. Ersoy, "Bak nasıl atarım" demek için ayni sahneyi bilerek yarattı. Önce Hagi'nin üzerine koştu, kendisi konuştu. Tam Hagi konuşurken sırtını döndü. Hagi'nin refleksini biliyordu.. Dokundu Hagi ve kırmızı kart..
Galatasaray'ın ve Türkiye'nin adını yüceltmek gibi ağır suçu olan alçak Hagi, tuzağa düşmüştü.