|
|
 |
| |
|
|

Korku niye?
Bir teknik direktör kendine ayrılan yerde rahat ve huzurlu oturmayıp sahaya devamlı ikazda bulunuyorsa, demek ki yanlışlar çok. Evet, Şenol Güneş... Milli Takım'ın daha çok ilk yarıda rakibine inanılmaz şekilde mahkum ve zavallı bir görüntüsü vardı. Korkan, hücuma çıkmayan, pas yapamayan, organize olamayan bir takımın rakibine üstünlük sağlayıp; gol atıp skoru lehine çevirmesi mümkün müydü? Rakip topa yumuşak, kendi yeteneklerinde fazla agresif olmayan, mütevazı bir ekipti.
Milli Takım böyle bir rakip karşısında gol yiyinceye kadar öyle aciz durumlara düştü ki, bir ara defans 6 kişiydi ve Hakan Şükür ile aralarında 60 metre mesafe vardı. Yani zorla Makedonya takımının gol atması için üstüne gelmesine, bile bile razı olduk.
Cesaret gerekiyor
Yediğimiz gole kadar acizliğimizden başka söylenecek bir şey yoktu. İşte o dakikadan sonra çaresizliğin verdiği cesaret ile bilinçsizce de olsa rakip alana gitmeye başladık. Daha çok 2. yarı savunma riskini göz önüne alarak hücum girişimi denemeye başladık. Çünkü bize galibiyet lazımdı ve net gol fırsatlarını yakalamaya başladık. Ümit'in kaçırdığı bir net gol pozisyonundan sonra rakip futbolcunun kendi kalesine attığı gol ve arkasından Ümit ile öne geçme fırsatını bulduk.
Şu açıkça görüldü: Şenol Güneş'in ikinci yarıdan kendine olumlu fikirler çıkarması ve korkunun işe yaramadığını bilip, cesaretle futbolcularını bu yönde motive etmesi lazım.
Gol atabilmek için takım oyununun yanında, ceza alanında da becerikli, golü koklayan ve hisseden oyuncular gerekiyor. Daha çok da, Hakan'ın yalnızlığını hissettirmeyecek, ona yardımcı olacak bir partner bulunmalı... Hasan Özer'in, gelecekteki maçlar için en iyi alternatif olduğunu görmekte fayda var. Fatih takımın en iyisiydi. Hem defans hem de sağ kulvardaki enerjisi ve kendinden beklenmeyen pas yüzdesiyle takımı adına çok faydalı girişimlerde bulundu.
|
|
 |
|