kapat
28.03.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )

Toplumsal yalancılığımız ve biz

Baştan anlaşalım... "Doğru olsun da, ne pahasına olursa olsun" diyenlerden değilim.

Doğru, iyilik yaratmıyor, kötülüğü kışkırtıyorsa doğru değildir...

Ama...

Pembesi, karası, beyazı filan, hepsi bir yana...

En kötü yalan toplumsal yalandır!

En kötü yalancılık toplumsal yalancılıktır!

Biz toplumca bu tür bir yalancılıktan mustaribiz.

Bu yüzden sorunlarımız çözülmüyor.

Siyaset alanı bu yüzden yalanların mayın döşediği bir arazi haline geldi.

Hiç suçu başkalarına atmayalım... Önce kendimize bakalım.

ooo

Bir süredir her gazete ve dergide, her konuda kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor. Daha önce yazdım: Kamuoyu diye bir şey gerçekten var mıdır, belki onu tartışmak gerek.

Ama daha öncesinde yalancılığımıza bakmalıyız.

TÜSİAD'ın Görüş dergisinde Prof. Yılmaz Esmer'in "Temiz Toplum: Ben Hariç, Evet..." başlıklı yazısını okuyunca bu konudaki kanaatim iyice güçlendi.

Prof. Esmer 1990 Türkiye Değerler Araştırması'nın verilerini ele almış. Tüm ülkeyi temsil edici nitelikte bir araştırmaydı bu...

Rüşvetten çevreyi kirletmeye; vergi kaçırmaktan devlet imkânlarından haksız yararlanmaya kadar birçok alanda ne düşündüğümüzü ortaya koyan bir araştırmaydı... Akıl sıra!

Prof. Esmer diyor ki, "Araştırmacılar olarak bu verilere baktığımızda ya bizim başka bir ülkede yaşadığımıza ya da araştırmanın Türkiye dışında yapıldığına karar vermek gerekiyordu. Sonuçlar, İskandinav ülkelerini bile kıskandıracak düzeydeydi."

Bu kadar da değil!

Neredeyse öfkeli Prof. Esmer bu durum karşısında:

"Bu memlekette vergi kaçıranların oranı sadece yüzde bir ile mi sınırlıydı? Bırakınız sokakları, Boğaz'ımızı bile çöplüğe dönüştürenler kimlerdi? Park edilen arabasını yandan göçmüş bulduğunda, arabanın camında 'özür dilerim; numaram şudur, hasarınızı ödeyebilmem için lütfen beni arayınız' diye bir not görenimiz var mıydı aramızda? Düşünmesi bile komik geliyor, değil mi? Ama halkımıza sorarsanız hiç de değil."

Yazıdan öğreniyorum ki, bu komiklik (yalancılık demek zarif gelmemiş araştırmacılara anlaşılan!) karşısında 97 ve 2000 Türkiye Değerler Araştırması'nda bu sorular sorulmamış.

ooo

Araştırmayı ve Prof. Yılmaz Esmer'in haklı öfkesini şimdi bir yana bırakıp önümüzdeki dönem hakkında bir çift laf etmek istiyorum.

Türkiye mecburen, mecburiyetten değişecek...

Hiç değilse, bu dönemi toplumsal yalancılığımızla idrak etmeyelim.

Sloganlara, klişelere gönül verip, yine kendimizi pohpohlayıp bu değişimi de "eski tas eski hamam"a çevirmeyelim.

Çektiğimiz sıkıntıların (ve çekeceklerimizin) bir anlamı olacaksa bu, değişim yalansız dolansız olduğunda olur...

Pisliğe gül bahçesi demeyelim!

Tasarruf demeyelim israfa!

Rüşvete ödül demeyelim!

İkna demeyelim işkenceye!

Ve dikkat: Çelmeye, tekmeye ve bilumum kontrolsüz müdahaleye şık çalım muamelesi yapmayalım.

Ne olur!

DİNLERKEN

Haftanın şarkıları
1. Geçen hafta o müthiş şarkıdan söz etmiştim ya; "Dance of Bad Angel"dan... Topluluğun adı da Booth and the Bad Angels'dı hani...

Okurlarımdan Ceyhan Peştemalcıoğlu, sağolsun, uyandırdı beni: "Bu topluluk Angelo Badalamenti ile Tim Booth'un ortak projesidir."

Eh, topluluğun adındaki "Booth"un ünlü James grubunun Tim Booth'u olduğunu anlamalıydım. Benim için asıl önemli olan ise Badalamenti idi: Filmlerine ve "İkiz Tepeler"ine vurgun olduğum David Lynch yapıtlarının müzikçisinden etkileyici olmayan tek bir nota bile çıkmaz. Bunu anlamalıydım...

2. "Bir yağmur yağsa, mutlulukla ıslansa dünya / Odalar üzgün durmasa, ayrılığa kapansa kapılar..."

Şunlar da var: "Çıkıp gelse anılardan o gencecik ermişler / Savrulup da gittiler kaç kez rüzgâr rüzgâr"

Sonra gündelik hayatın en delici katılımı şarkıya: "Korktuk neden korktuğumuzu bilmeden / Gizli raporlardan, vergi iadelerinden"

Haftayı bu şarkıyı dinleyerek geçirdim. Mazhar Alanson'un sakin ve "derin" sesiyle "mutluluk yağmuru"nu ya da yağmurun getireceği mutluluğu bekledim saf saf... Malum önümüzde kuraklık var, ama şarkıların taşıdığı umudu da yabana atmamalı.

Şarkı Komser Şekspir filminin albümünde yer alıyor. Sözler Şükrü Erbaş'ın, beste Mazhar Alanson'un, düzenleme ise Bilge Han Erten'in.

Yurt dışında eğitim ve ölüm
Ölenin de, öldürenin de ABD veya öyle bir yerde eğitim görüyor olmasının, ölüme ve öldürmeye ayrı bir özellik kattığını düşünmek nereden çıktı, anlamıyorum.

Asıl magandalık medyanın bu ayrımında...

Oysa ölüm de, zorbalık da böyle ayrımlar tanımıyor.

Ne içerde ne dışarda "okuyamamış" olup da, zorbalığa kurban gidenler hakkında ne düşünüyor medyamız? Yoksa...

AYNA
Aşırı duygusallık zalimliğimizi örtmeye yarayan bir peçedir aslında.

C. J. JUNG

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır