kapat
25.03.2001
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
TEVFİK YENER(tyener@sabah.com.tr )

Atina'yı ayağa kaldıran güzel Türk kızı kimdi?

Kızcağız çok çekingendi. Arkadaşım İnsel yüksek sesle: "-Bacakları titriyor, neredeyse altına kaçıracak..." dedi. Biz: "-Şişşşt, ayıp! Duyarsa morali iyice bozulur" dedik.

Kolej üniforması gibi bir şeydi kızın giysisi... Kendisi de, eh liseli yaşlarında... Mikrofonu tuttu, yardım istercesine ardındaki piyaniste baktı. Bıyıklı piyanist başıyla "korkma yavrucuğum..." işareti çekti.

Piyanoyla kıza ses verdi, bateri tıkırdadı, bas inledi ve... Kız şarkısını söylemeye başladı.

Evet kız söylemeye, başta İnsel biz de sönmeye başladık. Dalga geçmeye hazırlandığımız çekingen kız söyledikçe büyüyordu. İnsel

"-Altına kaçıracak" demiş bulunduğundan ona baktık, umursamadı. İlla bir kusur bulacak ya "Kızın eteğinde kocaman bir leke var..." dedi.

O kız sonra büyüdü, Ajda Pekkan oldu.

1961 yılıydı. İstanbul'un güzide gece kulübü Çatı'da sahne yaşamına başlıyordu Ajda Pekkan. Ancak o yıllar gece kulübünde şarkıcılık pek kazançlı değildi. Ajda bu yüzden fiziğinden destek alarak Yeşilçam'a geçiş yaptı. Birçok filmde oynadı. Yine o yıllar; sinema yıldızları mayolu görüntülerden çekinmezdi. "Starlar bacaklarını göstermez" kuralı(!) Türkan Şoray ile başladı. Herhalde Şoray "gözlerim bacaklarımdan daha etkili" diye düşünmüş olmalı. Böylece güzel vücutlu starların da önünü kesmiş oldu.

16 yaşında yıldız olan Hülya Koçyiğit gibi bir "çocuk" modern yaşantısından ödün vermiyordu. Plajda fotoğrafçılardan kaçmıyordu.

Çağdaş kadının bireysel özgürlüğünden yanaydı. O Atatürk'ün kızıydı. Yobazlar ise o Atatürk sayesinde hayatta oldukları halde kurtarıcılarına düşmandı. Onlar çağdaşlığa, aydınlığa karşıydı. Onlar Ata'nın çocukları değildi. Kimin çocuğu olduklarını bilmiyorum.

İskenderun'da Atatürk anıtına dinamit atmışlardı o yıl.

1961 yılının nefret uyandıran olayı Türkiye'yi sarsmıştı. O yıllar ve öncesinde Atatürk'e saygısızlık büyük tepki görürdü. Büyük, küçük vatan evlatlarının hepsi ayaklanırdı. Gençlik kıyameti koparırdı.

Bugün nedense o gençliği göremiyorum... Ve hayret ediyorum, aklım almıyor. Hem de kızıyorum. Ata'ya yapılan hakaretlere duyarsız kalan gençleri de adamdan saymıyorum. Hatta içimden küfür ediyorum, açıkça söyleyeyim. "Kansızlar, sümüklü ruhsuzlar" filan diyorum işte...

Küpeli olabilirler, heavy metal müzik sevebilirler, saçlarını yedi renge boyatabilirler, burun, karın halkaları takabilirler. Bunlar da çağdaşlık sayılır bir yerde... Ancak çağdaş Türkiye'yi korumak görevleridir. Bindikleri dala hassas olsunlar. Enayilik etmesinler.

Biz de rock müzik sever, modaya göre giyinirdik. İlk blucini giyenlerdik, ilk elektrogitar çalanlardık, ama modern Türkiye'yi tehdit eden tehlikelere, hele iç hainlere soluk aldırmazdık.

Ata'ya uzanan kara elleri protesto ve yobazlara gözdağı vermek için Beyazıt'ta üniversitenin önünde toplanmıştık. Güzelim Beyazıt Meydanı'nın havuzunu yıkmış, canına okumuştu devrik Demokrat Parti iktidarı... Yobazlığı da onlar hortlatmıştı. Onların yüreklendirdiği karanlık din istismarcıları Ata anıtını dinamitlemişti.

Beyazıt Meydanı'nı doldurarak ülkesine sahip çıktığını gösteriyordu gerçek gençlik. Miting sırasında Beyazıt Camii'ne, cuma namazına gelenler de çoktu...

Sakallı, namaz takkeli vatandaşların ay yıldızlı bayrakları kaldırmaları, yobazları yerden yere vuran söylevleri alkışlamaları gözümün önünden gitmez...

***

Hiçbir işe yaramayan yobazlar ırzını, namusunu, toprağını, geleceğini kurtarana dinamit atıyor, Türkiye'nin yüzünü kızartıyorlardı.

Ama birisi vardı ki, Türkiye'nin yüzünü ağartmaktaydı Yunanistan'da.. Hem de 3000 müziksevere kendini ayakta alkışlatarak...

Kimdi o?

Amatör Ajda'nın Çatı Kulüp'te "Amore Baccia mi..." şarkısını söylediği sırada... Türkan Şoray'ın bacaklarını örttüğü, hanımların şapka taktığı yıllarda...

Yassıada duruşmalarında Demokrat Parti hükümetinin, milletvekillerinin ve işbirlikçilerinin yargılandığı sırada...

1960 ve 61 yıllarında Ayla Erduran'dı Türkiye'nin yüzünü ağartan...

Atina'da tarihi açık hava tiyatrosunu dolduranlar merakla beklemişti Türk violonisti..

"Türkler ne kadar klasik müzik icra edebilir?"

İddialı Atina Senfoni Orkestrası yerini almıştı. Seyirciler ellerindeki programa baktıkça merakları artıyordu. Türk violonist Mozart'ın Re Majör Keman Konçertosu'nu çalacaktı. Zor iş...

Zarif bir genç kız göründü sahnenin kenarında, yürüdü solist makamına doğru.. Sıcak bir alkış aldı Yunanlı seyirciden... "Güzel kız Türk kemancı aynı zamanda vire..."

Şıktı kostümü Ayla Erduran'ın... Kemanından uçuşan notalarla kısa sürede etkilemişti Atinalı müzikseveri... Oradaki birkaç Türk'ün gözleri yaşarmıştı. Göğüslerini kabartmıştı Ayla... O Atatürk Türkiyesi'nin eseri, çağdaş Türk kızıydı. Klasik müzik icrasında virtüöz bir violonistti... İnsanlığın uygarlıkta yükselebildiği en yüksek nokta olan klasik müziğin ustalarındandı...

Ve o bir Türk idi. Ne demek!..

Atina'da alkışlar Türk Ayla Erduran'ı göklere çıkarıyordu. Tiyatronun arkasından Akropol pırıl pırıldı, gülümsüyordu. "Müzik evrensel güzelliktir, insanlıktır, düşmanlık ilkelliktir" diyordu sanki...

***

Köylü, kentli, fakir, zengin Türk kızının yüzünü sinemaya yansıtıyordu Türkan Şoray. Belgin Doruk'la Yeşilçam'ın doruk noktasını paylaşacak kadar şöhretlenmişti. 25'inci filmini çekmeye başlamıştı.

O sırada...

25'inci Kanada konserini veriyordu Ayla Erduran. Ünlü Fransız çelist Guy Fallot ile turneye çıkmıştı. 25 Kanada, 15 Amerika konseri ve dinmek bilmeyen alkışlar...

"-Bu violonist Türk..."

"-Yaaa... Hayret ve bravo!"

***

Çatı Kulüp'te Ajda, alt katındaki Çayhane'de Kanat Gür ve Ertan Anapa, sonradan Çakın Eray... Kanat yurt dışında, haberleşiyoruz. Ertan Anapa bu ülkenin en büyük seslerindendi. Ertan'ı yitirdik. Peki Çakın Eray?

O yıllar çok moda olan Tony Curtis tipiyle piyanist şantör Çakın Eray çok fiyakalıydı. Çayhane'de, Yeşil Horoz'da uzun piyano başı sohbetlerimiz vardı. Kulüpte işi bitince Fuaye'ye giderdik.

Hatta hiç unutmam bir gece, yine şöhretler doldurmuştu Fuaye'yi... İki ünlü kız kardeşler vardı, adı gerekmez şimdi, Ahmet Mekin için üçüncü bir şöhretli kız ile kapışmışlardı.

Kızlar iki yandan Ahmet'in kollarına asılmışlardı. Ahmet de ileri yakışıklıdır ha... Üç kız arasındaki aşk savaşını hangisi kazandı bilemiyorum.

Ahmet Mekin sinema şöhretleri içinde ayrı yere sahiptir. Onun mertliği, merhameti, halk adamlığı, asaleti beni hep etkilemiştir. Uzun yıllar arkadaşlık yaptık. Kafa kafaya dayanıp dertleştik; "N'olacak memleketin hali?" dedik.

Ahmet hey Ahmet! Onun çamur dolu PTT çukuruna atlayıp gövdesini zayıf bulduğu işçilere kazma kürek yardımı koştuğunu anlatmıştım. Kulakları mutlulukla çınlasın...

Fuaye ve Yeşilçam kapandı Ahmet.

Krepen Pasajı kapandı. Özdemir Asaf yok artık. Aka Gündüz de yok ki ney çalsın usta...

Başyazar gazeteleri kapandı. Bedii Faik tuttu Londra'ya gitti, yazmıyor artık. Tiyatrolar kapandı. Tipo matbaaları kapandı. Mürettipler yok artık...

Kibarlık, haklı şöhretler, uzun ömürlü olsun koca usta Halit Çapın gibi haberleriyle sarsan gazeteciler yok artık.

Bir sersemliktir gidiyor Ahmet.

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır