  
Kendi rejimini kendin seç (2)
Medeni Kanun değişikliğinin en çetin noktası, yasal mal rejimi konusunda uzlaşma sağlanması olacak gibi görünüyor. Ama bu zorluğun nedeni, sadece Meclis'teki milletvekillerimizin uzlaşma kültürünün olmayışı, geleneksel değer yargılarının; maço anlayışların güçlülüğü, vs. değil.
Güçlük asıl olarak konunun kendisinden geliyor. Çünkü bu, tek bir doğru üzerinde anlaşmanın kolay kolay mümkün olmadığı bir konu...
O yüzden de geçen yazımda, madem ki bütün evlilikler için aynı derecede "doğru" olan, hepsi için adil ve uygulanabilir olan tek bir mal rejimi bulmak mümkün değil, neden "yasal rejim" belirlemekten vazgeçip, çiftlerin evlenmeden önce aralarında anlaşıp kendi mal rejimlerini kendilerinin seçmesi uygulamasına geçmiyoruz, diye sormuştum.
Daha sorarken de, maddeyi savunanların verecekleri cevabı biliyordum:
"Çünkü bizim kadınlarımızın çoğu hem bu seçimi yapabilecek kadar bilinçli değil, hem kendi lehlerine olan rejimi seçme gücüne sahip değil. Kocaları baskıyla istedikleri rejimi kabul ettirebilir..."
Bir kere, "bilinç" eksikliği faslını hemen geçelim. Çünkü bu ülkeyi biraz olsun tanıyan herkes; sıra miras, nafaka, mal bölüşümü gibi konulara geldi mi; köylüsünden gecekondulusuna, aydınından hiç okumamışına kadar bütün kadınların, gayet keskin bir bilince sahip olduklarını çok iyi bilir. Koca korkusuyla kendi lehlerine olan mal rejimini seçemeyecekleri noktasına gelince...
Evet, yasal mal rejiminin kaldırılması kadınları, kendi haklarını, kendi çıkarlarını korumak için aktif olarak tartışmaya itecek. Kadın ve erkek, evlilik arifesinde bu konudaki anlayışlarını ortaya koyacak ve tartışacaklar. Ama bu tartışma, bütün çiftlerin yaptığı, normal bir tartışma olacak... Bugün notere gidip özel sözleşme yapmak gibi anormal bir davranış değil...
Yasal mal rejimi koymakla, bir norm koymuş, yani normal olanı belirlemiş oluyorsunuz. Bu yüzden de, yasal rejim belirlenmişken, diğer seçeneklerden birini seçmek, "normal dışına çıkmak" gibi algılanabiliyor. Yani adam ya da kadın ister istemez eşini suçluyor: "Normal buyken, yani herkes öyle yaparken, sen neden farklı bir yöntem seçmek istiyorsun? Demek bana güvenmiyorsun!"
Dolayısıyla da, yasal rejim dışına çıkmak çiftler arasında alınganlık konusu olabiliyor.
Ama eğer yasa, norm belirlemezse, yani yasal rejim diye birşey olmazsa; "normdan sapma" da sözkonusu olmaz, baskı ve alınganlıklar da...
Yasal mal rejiminden vazgeçmek sadece pratik açıdan değil, teorik açıdan da daha doğrudur. Aslına bakarsanız medeni kanun, sadece mal rejimi konusunda değil, her konuda sınırlayıcı hükümlerden mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.
Bilindiği gibi medeni kanunlar esas olarak devletle birey arasındaki ilişkileri değil, bireylerin kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemek üzere hazırlanır. Bireylerarası ilişkilerde ise özgürlük ve çeşitlilik esastır. Yani, ister karı koca olsunlar isterse başka türlü bir ilişki içinde, bireyler birbirleriyle kurdukları ilişkinin kurallarını kendileri belirlemelidir. Daha doğrusu, bu ilişkinin özel kurallarının o bireyler tarafından belirlenmesi kaide, yasa tarafından belirlenmesi istisna olmalıdır. Yasa bu ilişkiye ancak, toplumun genel çıkarlarını kollamak açısından, zorunlu olduğu hallerde burnunu sokmalıdır.
Tabii bu, Medeni Kanun'a hangi açıdan baktığınıza bağlıdır. Eğer siz bireyin hayatının her noktasının sıkı bir şekilde zapturapt altına alınmasını savunan biriyseniz, yasal mal rejimini savunmakla kalmaz, diğer seçeneklerin sunulmasını bile kamu düzeni açısından tehlikeli bulursunuz.
|