kapat
25.03.2001
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
A. SAVAŞ AKAT(aakat@sabah.com.tr )

Birey ve toplum

Cuma günü yayınlanan "Bireyin Sorumluluğu" başlıklı yazım hakkında okuyucularımdan rekor sayıda e-posta mesajı aldım. İlgi ve tepkinin yoğunluğu, Türkiye'nin önemli bir sorununa parmak bastığıma işaret ediyor.

Yazıyı bazı okuyucularım görmemiş olabilir. Kısa bir özet yapacağım. Su talebinin kapasitenin üstüne çıkması halindeki muhtemel çözümlere bakmıştım. İki farklı anlayışı örnek vermiştim. Depo ve hidrofor bireysel çözüme tekabül ediyor. Kente gelen su arzını arttırmak ise müşterek çözüme.

Bireysel çözüm kolay duruyor. Ancak, herkes o yola giderse başlangıç noktasına geri dönüyoruz. Su sıkıntısı sürüyor. Üstelik depo ve hidrofora çok kaynak harcanmış olmasına rağmen.

Aynı mantığı enflasyonla mücadelede bireysel çözümleri tercih etmeye uygulayabiliriz. Vatandaş tasarrufunu döviz tutarak yada gecelik vadede kalarak korumaya kalkınca birbiri ardından krizler çıkıyor. Devalüasyon oluyor. Gelirler düşüyor. İşsizlik artıyor.

Neden? Çünkü enflasyon tüm toplumu etkileyen müşterek bir sorun. Bireysel çözüm aramak beyhude. Biz bireysel çözüme yöneldikçe aslında ekonomide kriz ihtimalini yükseltiyoruz. Tasarrufumuzu koruyalım derken kriz yüzünden gelirimizden, işimizden oluyoruz.

GÜVEN SORUNU
Gelen mesajların bir bölümü beni eleştiriyor. Tasarrufumuzu dövize yöneltmekte yada kısa vadede tutmakta haklıyız deniyor. Neden olarak aynı şey söyleniyor: "Siyasi kadrolara ve hükümete güvenmiyoruz".

Türkiye'nin temel açmazı bu şekilde karşımıza çıkıyor. Vatandaş kendisini yönetenlere güven duymuyor. Kamu otoritesine güveni olmadığı için, müşterek çözümlere iltifat etmiyor. Bireysel çözümü daha gerçekçi buluyor.

Böylece bir fasit daire oluşuyor. Kamu yönetimine güvensizlik vatandaşı dövizde ve kısa vadede kalmaya itiyor. Bu durumda mali krizler çıkıyor. Şubatta olduğu gibi devalüasyon oluyor ve gecelik faizler gökyüzüne çıkıyor. Vatandaşın korkuları gerçekleşiyor.

Uzun süredir Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunu TL'nin "dandik para" haline dönüşmesidir diyorum. Dandikliği ise vatandaşın TL'ye hiç güven duymaması şeklinde tanımlıyorum.

Kasım ve şubatta yaşanan iki kriz analizimin doğru olduğunu kanıtlıyor. Her ikisinin ardında hükümete, siyasilere, ekonomi yönetimine güvensizlik yatıyor. Güvensizlik krizi getiriyor. Kriz güvensizliği pekiştiriyor.

Kendi vatandaşlarının Türkiye'nin milli parası TL'ye güvenmedikleri çok açık. Bir bölümü TL faizleri yükselince bile dövizini bozdurmuyor. Yüksek faize bakıp TL'ye geçenler ise en küçük olayda hemen dövize dönüyorlar.

Onlar dövize kayınca ya kur kopuyor yada faizler. Gerginlik büsbütün artıyor. Dövize talep tekrar tırmanıyor. İşte size kriz. Yani yanlış teşhisler yanlış çözüm getiriyor. Bireysel çözüm güdüsü ve müşterek çözüme güvensizlik herkese büyük zarar veren krizlerle sonuçlanıyor.

KİM ÇÖZECEK?
Baklayı ağzımızdan çıkartalım. Güvenin yeniden tesisinde tüm sorumluluk sadece hükümete ve siyasetçilere mi aittir? Vatandaşın "ben bunlara güvenmiyorum, dolayısı ile davranışımı değiştirmem" demeye hakkı var mıdır?

Vatandaşı hep aciz, haklı, ezilen, gariban, vs. gören, her yerde ve daima tek suçlu siyasetçileri ilan eden görüşlere katılmakta zorlanıyorum. Bu tavrı herşeyi yukarıdan ve devletten bekleyen anlayışın uzantısı olarak görüyorum.

Tam tersine, sıradan vatandaşın ve sivil toplumun kendi kaderini etkileyebilecek güce sahip olduğuna inanıyorum. O nedenle, gelen eleştirilere rağmen sizlere hatırlatmak istiyorum.

Müşterek sorunlara bireysel çözüm yoktur. Güven ve kriz fasit dairesini kırmak için vatandaşın da yapabilecekleri vardır.

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır