kapat
25.03.2001
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor

Limasollu

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansinvest
 
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )

Biz çocuklarımızı sevmiyoruz!..

Erol Büyükburç demişti ki, "Sen de benim gibi nostaljik müziğe meraklısın madem, Joy FM ile (100.5) brt'yi (103) izle.."

Vallahi ikisi de harika.. Laf az, bizim 60'lar, 70'ler şarkıları çok..

Geçen gün gidiyoruz gene.. brt açık.. O az laflardan birine rastladık.. Sevimli bir ses anlatıyor.. Ünlü bir Amerikalı golfçü, Arjantin'deki uluslararası turnuvayı kazanmış.. Yüklüce de bir ikramiyesi var.. Onu da almış.. Otoparkta arabasına binecek oteline gitmek için.. Bir kadın yanaşıyor yanına..

"Bayım" diyor.. "Bir küçük çocuğum var.. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yaşama şansı yok.. Ona son günlerini mümkün olduğu kadar rahat geçirtmeye çalışıyorum. Ama ağrı kesen ilaçları pahalı.. Son arzularını yerine getirecek para da bulamıyorum.."

Golfçü, aldığı ödülden kocaman bir bölümü, birkaç bin doları ayırıp kadının avcuna sayıyor..

Ertesi gün gene golf oynamak için kulübe geldiğinde, müdür onu barda yakalıyor..

"Dün bizim otopark görevlileri farketmiş ama geç kalmışlar, sizi uyarmakta" diyor..

"Nasıl yani" diye soruyor, Şampiyon..

"Bir kadın çocuğunun ölümcül bir hastalığı olduğunu anlatıp, sizden para istedi, siz de verdiniz öyle mi?.."

"Öyle.."

"O kadın sahtekarın teki.. Bunu hep yapar, kimde para olduğunu öğrenirse ona yanaşıp bu öyküyü anlatır ve dolandırır.."

"Yani o kadının ölüme mahkum bir çocuğu yok.. Yani ölümü bekleyen bir çocuk yok öyle mi" diye soruyor Şampiyon..

"Yok.."

Bir kahkaha atıyor Şampiyon..

"Müdür bey" diyor.. "Demek ölümü bekleyen bir çocuk yok.. Bugün aldığım en güzel haber bu.."

Çocuklarını sevmeyen bir ülkede böyle öyküleri, masal da olsa dinlemek güzel..

"Çocuklarını sevmeyen ülke.."

Ağır bir itham değil mi?..

Değil.. Az bile..

Ben çocuklarını seven ülkeleri, çocuklarını seven ülkelerin medyasını, oralardaki sivil toplum örgütlerini biliyorum.. Ben çocuklara karşı işlenen en küçük kusur, en küçük suç, onların geleceğini, onların ruh sağlığını etkileyecek en küçük eylemde, o medyanın, o sivil toplum örgütlerinin, o anne ve babaların gök kubbeyi nasıl sorumlarının tepesine indirdiklerini biliyorum..

Bizim üzerimize ölü toprağı serpilmedi herhalde.. Kusurumuz uyuşukluk değil..

Kusurumuz çocuklarımızı sevmememiz..

Sakın.. Sakın ha, "Ben çocuğumu seviyorum" diye ortaya çıkmayın. Sakın ha önce kendinizi, sonra beni aldatmaya kalkmayın.. Ben "Çocuklarımızı" diyorum..

Sadece kendi çocuğunuzu değil, tüm Türkiye'nin çocuklarını seviyor muyuz?..

Onlara karşı nasıl korkunç suçlar işleniyor bu ülkede.. Ne yapıyoruz tepki olarak?..

Gelecek hafta boyu, hem de bugünlerin en güncel örnekleri ile, bu ülkenin geleceği çocuklara nasıl ihanet edildiğini ve medya olarak, sivil toplum örgütleri olarak, toplum olarak nasıl duyarsız, nasıl sessiz kaldığımızı anlatacağım..

Ve de, adımı bildiğim gibi biliyorum..

Anlattığımla kalacağım..

Okuyacak, "Adam haklı yahu" diyecek, ama gene kılınızı kıpırdatmayacaksınız.. Çünkü biz, çok laf eden, ama kılını kıpırdatmayan bir milletiz!..

EĞER
..birisinin özel bilgisayarı olsaydınız, kimin olurdunuz?..

..dünyanın herhangi bir ülkesine televizyon muhabiri olarak gönderilmeniz söz konusu olsa, hangi ülkeyi seçerdiniz?.

..dünya tarihinin yaşanmış en kötü dilimini size seçtirseler, hangi tarihler arasını seçerdiniz?..

SEVDİĞİM LAFLAR
Çocuklar başlangıçta anne ve babalarını severler, sonraları yargılarlar, ve sonunda zor da olsa affederler.

O.Wilde (Teşekkürler Nustun)

Pazar Neşesi
Pazar Neşemiz, Los Angeles'ten Kazım'dan.. Uyarlaması da bizden..

Fena halde televizyon meraklısı kadının kendisi gibi ekran başından kalkmayan üçüz kızları evlenme yaşına gelmiş.. Şans işte.. Üçünün de kısmeti hemen aynı zamanlarda çıkınca, bir tek düğünle üçünü de evlendirmiş.. Damatlar kızları alıp balayına giderken anne "Aman bana hemen yazın da anlatın bakalım, evliliğiniz nasıl gidiyor" diye ille de ısrar etmiş..

Bir ay sonra, posta kutusunda üç mektup..

Anne birinci mektubu açmış..

"Anneciğim" diyormuş, birinci kız.. "Evlilik Ali Kırca gibi.. Hayatı paylaşmak için.."

İkinci mektubu açmış..

"Benimki Reha Muhtar, anneciğim" diyormuş ikinci kız.. "Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa diyor, hala dünyayı dolaşıyoruz.."

Üçüncü mektuba sarılmış anne heyecanla..

"Benimkisi anne, M. Ali Birand.. Adam her akşam bir manşet çekiyor!.."

Hakan&Utku'dan tatil keyfi..

2008 hakkımız, söke söke alırız!
Bu hafta istanbul'un çok önemli misafirleri vardı. 2008 Yaz Olimpiyatları için aday şehirlerin incelenmesinde sıra İstanbulda'ydı Heyet istanbul'dan ayrılmadan önlerini kestik Her birinin eline de aşağıdaki yazıyı tutuşturduk.

Abiler, İstanbul olimpiyatları için en uygun şehirdir. Çünkü;

-Bi kere İstanbul tam bir olimpiyat şehridir. İstanbullu'nun hayatı olimpiyattır. Şehrin her yanından spor fışkırır. Borç içinde yüzme BEDBİNton, önüne gelene bok atıcılık, saman altından su yürütme, banka boşatma, sarıkla yüksekten atma, sur dibinde kulplu kulpsuz her çeşit beygiri kesip satma.. Yetmez mi?.

-Olimpiyat Stadı'nı gördünüz. Belki bizimkiler söylemeyi unutmuşladır, stadın altında milyonlarca yıllık tarihi mağaralar olduğu söyleniyor. Olimpiyata verdiğimiz değeri anlayın artık. Hangi delikanlı şehir yapar ulan bunu?

Stadın ufak bir kusuru var, hala yolu mu yok.. Ayıpsınız, seyirci, tepeler dereler aşarak cross country ile triatlon yaparak gelecek stada..

Dilerseniz yüzme yarışlarını Yerebatan Sarayı'nda, atıcılığı Sultanahmet, biniciliği At, okçuluğu Ok Meydanlarında, jimnastiki Yedikule Zindanları'nda, basket maçlarını da Ayasofya'da yapabilirsiniz. Dükkan sizin.

-Açılış gösterileri bugüne kadar yapılanların alayına beş basmazsa biz de adam değiliz. Dedikodulu dedikodusuz İstanbul'un tüm meyhaneleri emrinizde. Düşünsenize açılışta havada milyonlarca peçete uçuşuyor. Yalnız bir konuda söz verin olimpiyatın son günü olimpiyat ateşi sönmeden evvel hep beraber toplanıp ateşin başında bi ocakbaşı yapıcaz okey mi? Hem rakının dibine vurmadan kapanış mı olur canım?! Sabaha doğru da meşaleyle Olimpiyat Stadyumunu yakarız. Sigortadan gelen parayı da kırışız.

-Meşaleyi başka yerde tutuşturup da günlerce oradan oraya dolaştırmanın bi alemi yok, Olimpiyatların açılacağı gün nasıl olsa İstanbul'un yerinde tüp patlar. Gider orada tutuşturuz meşaleyi. Ateş yolda sönse bile dert değil. İstanbullu yardımseverdir. Birinden "bilader ateş var mı" der alırsınız.

-Yurt dışından gelecek seyircileri hiç dert etmeyin. Dilediğiniz sayıda gelin. Hiçbiri ayakta kalmaz. Bu şehirde spor olarak bi tek futbol bilindiği için yarışlar sırasında tribünlerde nasıl olsa İstanbullu bulunmaz.

-Olimpiyat köyünü de düşünmeyin. İstanbul zaten koskocaman bir köy. İstanbul'un tamamı emrinize amade. Mesela Rus bayan sporcularını Laleli'de ağırlarız. Hem onlar da ilerde sporu bırakınca geldiklerinde yabancılık çekmezler.

-Ekonomik olarak 2008'de daha da dibe vuracağımız ve herkesin don-atlet kalacağı düşünülecek olursa İstanbul'a gelecek atletler kendilerini yabancı hissetmeyeceklerdir.

-Ekonomik kriz gözünüzü korkutmasın. Biz neler gördük. 2008'e kadar Allah kerim. Biz o güne kadar 20 kriz atlatır, 10 Kemal Derviş eskitiriz. Olimpiyatlar boyunca yaşanacak krizler de Olimpiyatlar'a ekstradan bir heyecan ve adrenalin katar, fena mı?

-Yine de Olimpiyatları bize vermeyip Osaka senin busaka benim dağıtırsanız canınız sağolsun. Biz de oturur Kriz Olimpiyatları düzenleriz. Medyum Memiş ve Keto'yla işbirliği yapar Olimpiyat Ruhu'nu çağırıp rehin alırız. Siz de ayvayı yersiniz.

hakanutku@hotmail.com

 
Sabahonline'nın değişen tasarımını nasıl buldunuz?

Eskisine göre çok beğendim
Eskisi daha iyiydi
Farketmez

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır