Kemal Derviş'in, bir itfaiyeci hızıyla Ankara'ya yetişmesinden ve alelacele süper bakan olmasından önce; Türkiye'de ekonomik bir yangın çıktığını haber alan iki Merihli, durumu yerinde görmek için Uçan Daire'leriyle İstanbul'daki yollardan birisinin kıyısına inmişler. Gördükleri bir ışığa doğru yaklaşarak, olup bitenleri gözetlemeye başlamışlar. Henüz akaryakıta zam yapılmadığı için; satışın sürdüğü, nadir benzin istasyonlarından biriymiş orası...
Araba kuyrukları uzayıp gidiyormuş.
İki Merihli durumu bir süre izledikten sonra, Uçan Daire'leriyle geri dönüp, üst makamlara şöyle bir rapor vermişler:
"Dünya da, burası gibi, çok inişli çıkışlı; çok engebeli.
Dünyalılar, her yere; yumurta kabuğu, balık iskeleti, boş konserve kutusu, portakal çekirdeği, sigara izmariti, buruşuk kağıt gibi şeyler ekmişler; yetiştirmeye çalışıyorlar.
Ayrıca bize de çok benziyor Dünyalılar..
Dikdörtgen ve ortadan uzunca boylular. Boyaları çok parlak. Alınlarında bir sayaçları var. Yalnız üreme organları çok uzun ve uyurken bunu, kulaklarının arkasına asıyorlar.
Çift cam gözlü ve dört tekerlekli tombul dişileri; önlerinde birikip, çığlıklar attıkları halde; çok nazlı davranıyor ve kulaklarının arkasındaki uzun üreme organlarını kaldırıp, dişilerinin özel yerine pek isteksiz sokarak tatmin ediyorlar onları..."
Bektaşiye sormuşlar: - Yahu bizdeki iktidar politikalarını, hiç bir şeye benzetemeyenler çoğalmaya başladı, sen ne diyorsun?
Baba erenler:
- Yok, demiş, ramazandaki oruca benziyor mübarekler; ne zaman tutmaya kalksan, mutlaka aç kalıyorsun...
Bir doktor, bir mimar, bir de Ecevit: - En eski meslek acaba hangimizinkiydi, diye oturmuş tartışıyorlarmış.
Doktor:
- En eski meslek benimkidir, demiş. Havva anamız, Adem babamızın göğüs kemiğinden yaratıldığı zaman, cerrahi bir konu çıkmış oldu ortaya. Taa o zamandan başlar.
Mimar:
- Yok, demiş, mimarlık daha eskidir. Önce boşlukta bir kargaşa vardı. Sonra Dünya kuruldu. Dünya'nın kuruluşu mimari bir olaydı. O tarihten başlıyor bizim meslek.
Ecevit, gülümsemiş:
- Haydi efendim haydi, demiş. Mimar arkadaşın sözünü ettiği, Dünya'nın kuruluşundan önce, boşluktaki kargaşa var ya; işte o kargaşa, politikacıların eseriydi..
Doktorla, mimar:
- Doğru, doğru, demişler.
Ve eklemişler:
- Sizi şimdi daha iyi anlıyoruz.
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar: - Neden Japonya'da 1000 kişiye 1000 kitap düştüğü halde; Türkiye'de 7250 kişiye sadece 1 kitap düşüyor?
Hoca:
- Türkler, demiş, başka şey okumaya alışıklar. Onun için de, kitap okumaya pek vakit bulamıyorlar..
- Söyle kuzum, ne okumaya alışıklar?
- Biribirlerinin canlarına..
İncili Çavuş, kahkah gülüyor ve: - Ekonomik önlemler, halk için; tıpkı öfkeli bir kaynananın, damadına biçtiği cezaya benzedi, diyormuş.
- Neymiş öfkeli kaynananın damadına biçtiği ceza peki?
- Öfkeli kaynana, "elimden gelse, bir demiri kızdırır, kızgın olmayan yönünü sokardım şu bizim damadın kıçına" diyormuş. "Neden kızgın olan yönünü değil de, kızgın olmayan yönünü?" diye sormuşlar. Kaynana:
"- Çıkarmak istedikçe, demiş; eli yanar, çıkaramazdı."