


Yıkılan heykeller ülkesindeki gerçek
"Avurtları çukura kaçmış, sıska bir adam... Üstü başı perişan, üzerindeki giysinin düğmeleri açık, gözkapakları toz içinde bir adam... Çevredeki arazi çoktan taş kesilmiş. Hayvanlar ölmüş, bitkiler kurumuş.
Köyler terkedilmiş.
Adam parasız, yiyeceksiz. Dokuz gündür yollarda... Adam soruyor: "İlerisi Pakistan mı?"
Orada belki iş bulacak. En azından yenilecek bir şeyler bulacak. Su bulmak bile yeter... Hepsi sınırın öte yanında. Burada hiçbir şey yok.
Ama adam artık sınırda büyük kalın sopalarıyla bekleyen Pakistan gümrük muhafaza memurlarının içeriye kimseyi almadığını bilmiyor.
'Çaresizim, kafam çalışmıyor, nereye gittiğimi bile bilmiyorum' diyen adam, kendisi gibi aynı yöne yürüyen kalabalığın arasına katılıyor."
Washington Post yazarı David Finkel yeni döndüğü Afganistan'dan izlenimlerine bu manzarayla başlıyor. Bütün dünya Afganistan'da Taliban'ın top ateşiyle yıkılan dev Buda heykellerini konuşuyor.
Afganistan'ı konuşmak, sadece Taliban'ı veya Usame Bin Laden'i konuşmaksa sorun yok, konuşup duruyoruz.
Ama o Afganistan bugün Finkel'ın anlattığı gibi bir ülke işte!..
Savaş yorgunu, uluslararası yardım yorgunu, düşmanlık ve uzlaşmazlık yorgunu...
Ve herşey bitmiş. Geriye sadece kıtlık, açlık ve çaresizlik kalmış. İnsanlar birbiriyle savaşırken kimse aldırmamış. O arada ülkenin yüksek yaylaları çöle dönüşmüş; ırmaklar yok olmuş, kuyularda su kalmamış.
1999'da ekilebilir durumda kalan sınırlı arazideki ürünün yüzde 60'ının kavrulup gideceği öngörülmüş ama o bile fazla iyimser kalmış. Geçen yıl da müthiş bir kıtlık ülkenin yakasına yapışmış.
Böyle bir ülkede Taliban bütün acıların acısını sokakta gezen kadınlardan, müzikten, televizyondan, tıraşsız erkeklerden, şundan bundan sonra, şimdi de Buda heykellerinden çıkarıyor.
Alın size, madalyonun arka yüzü!
Anlamak istemeyenler kızacaklar ama, artık Afganistan'dan konuşurken İslam'dan başlamak sadece hiçbir şeyi kavramamaya yarıyor.
Şimdi herkes unuttu, fakat Taliban kazanmadan önce sayısız İslami örgüt ve grup vardı. Hemen hepsi köktendinciydi! Onlar da her davranışlarını, hatta attıkları her mermiyi bile, akıl sıra İslami ölçülere yaslıyorlardı...
Nerede şimdi onlar?
Bir ülkeyi yıllar boyu süren savaşla, iç çatışmalarla yiyip bitirdiğinizde geriye kalan fikirler, tezler, ideolojiler, siyaset filan değildir.
Palavra bu!
Orada geriye kalan ölümdür.
***
"Taliban denetim noktası. Siyah türbanlı, omuzlarında tüfekler asılı birkaç adam...
Ötesi hiç.
Issız bir köy.
Başka şey yok.
Yıkık bir köprü ve kurumuş bir nehir.
Başka hiçbir şey yok.
Birkaç koyun, birkaç deve ve bir iki göçebe.
Ötesi hiç, hiç, hiç.."
David Finkel'ın Afganistan'da gördüğü bu olmuş.
Dünya Besin Programı'nın bölgedeki sorumlularından Feyyaz Şah'ın Finkel'e söyledikleri çok açık: "Her gün durum daha kötüye gidiyor. Ayakta kalmış birkaç köyde rastladığım çocuklar, deyimi mazur görün, hayvan gibi davranıyorlar. Sadece yemek istiyorlar. Bütün hayatları bu."
***
Buradan oraya bakıp Taliban'ın "ilkel"liğine sahip çıkan budalalar da, bu "ilkel"liğe "köktendincilik işte, ne olacak!" deyip geçenler de orada adım adım "insansız"lığa nasıl gidildiğini anlamıyor, umursamıyor!
Finkel'ın anlattığı şu iç burkucu sahneyi umursarlar da, Buda heykellerine ne olduğunu öyle anlarlar mı?
David Finkel ve ekibi ıssız yolda park etmiş bir kamyonete rastlıyorlar. Kamyonetin arkasında tıkış tıkış çoluk çocuk bir kalabalık... Onlar da kaçmaya çalışıyor.
Adamın biri de aşağıda oturmuş yumruk kadarlık yiyeceğini gövdesine indirmekle meşgul. Adama soruyor Finkel. Aldığı yanıt şöyle: "Onların ne yiyeceği ne de parası var. Ben durdum, yiyorum. Onlar da beni bekliyor."
ALTYAZI
Kathy: Senin... İyi niteliklerin var.
Joe Turner: İyi nitelikler mi... Neymiş onlar?
Kathy: Gözlerin güzel. Başkalarının işine burnunu sokmayan, yalan söylemeyen, kaçmayan ve yine de olup biten hiçbir şeyi de kaçırmayan gözler...
(Sydney Pollack'ın 1975 yapımı ünlü politik serüven ve gerilim filmi "Three Days Of Condor/Akbabanın Üç Günü"nden bir sahne)
Beşiktaşlıların Duası
Bizim Kemal Kök basından kaçtı, kendini Beyoğlu Balo sokakta açıp işlettiği mekâna attı!.. Mekânın adı Mogli. Bu şirin yer meyhane katıyla başlayıp cafe ve canlı müzik katına kadar yükseliyor.
Duvarlarda eski İstanbul'dan, özellikle Beşiktaş semtinden çok ilginç siyah beyaz fotoğraflar var.
Birine baktım ki, ne göreyim! Taksim Stadı'nda bir Beşiktaş maçı.
Altında "Beşiktaşlıların Duası" ibaresi var resmin. Dua şöyle:
"Takıma kudret, çocuklara kuvvet, yine bir mucizei nübüvvet eyle Yarabbi.
Yani'ye ihsan, Hristo'ya iman, Yavuz'a Ömer'e derman ihsan eyle Yarabbi.
Hüseyin'i çalımdan, Sabri'yi geride kalımdan Halâs eyle Yarabbi.
Kemal kuluna fren, Faruk kulunun ayağına bir parça dümen ihsan eyle Yarabbi.
Takıma gol, hasılatı bol eyle Yarabbi.
Beşiktaşlı kullarını sevindir, Nazmi ile Remzi kullarına hora teptir Yarabbi.
Artık Refik Osman kulunu da dinlendir Yarabbi."