Evlilik süresince edinilmiş malların eşit paylaşımı rejimi, kadın dostu olduğunu iddia eden birçok kişi ve kuruluşun, kadınları mülk sahibi yapmak için buldukları oldukça kestirme bir yoldu doğrusu.
Eğer bu yasa değişikliği fazla kurcalanmadan, sessiz sedasız geçiverirse, hem kadın cinsi tarihi ve geleneksel "çulsuz"luğundan kurtulacak; hem kadınların kuşaklar boyu kendilerini evlilik kurumu içinde ömür boyu güvencede hissetmeleri garanti altına alınmış olacak, hem de ev kadınlığı, bizzat yasalar tarafından bir meslek olarak tescil edilip bedelinin ödenmesi güvenceye bağlanmış olacaktı.
Ama böylesine radikal bir değişimin sessiz gerçekleşeceğini düşünmek bence hayaldi. Sandalye çekmek ya da kapıdan önce geçmesine izin vermek değil ki bu! Şakası yok; malın mülkün yarısı, boşanma halinde el konmak üzere ipotekleniyor. Dünya malının yüzde 99'una sahip olan erkeklerin, yüzde 1'ine sahip olan kadınlara, "Bu dünya bizim ama buyrun, yarı yarıya bölüşelim" diyecek kadar "centilmen" olmadığı belliydi.
Nitekim öyle oldu. Medeni Kanun Değişikliği'nin yasal mal rejimine ilişkin maddesi "mülk sahiplerinin" hışmına uğradı. Mülk sahibi erkeklerin tezlerini pek seviyeli bir biçimde ortaya koyduğunu söyleyemeyeceğim. Değişikliği savunanların tekrarlayıp durdukları üç beş cümlelik klişenin hiç ikna edici olmadığı da kesin. Kısacası, "Yasal mal rejimi ne olsun" meselesi oldukça kısır bir biçimde tartışılıyor ve daha uzun süre de tartışılacağa benziyor.
Ben bu tartışma ilk gündeme geldiği zaman kendi görüşlerimi uzun uzun ve gerekçeleriyle ortaya koydum. Gerektiğinde yine yazarım. Bugün, konuyu başka bir soru ortaya atarak tartışmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi yasal mal rejiminin anlamı şu: Medeni Kanun çiftlerin, boşanma halinde mallarını nasıl bölüşecekleri konusunda sanırım dört ayrı yöntem getiriyor. Ama bunlardan üçü seçmeli, biri ise yasal rejim oluyor. Yani, çiftler evlenirken aksini belirtmedikleri takdirde, boşanırken mallarını yasal mal rejimi ne diyorsa ona göre bölüştürüyorlar. Ama evlenirken kendi aralarında bir sözleşme yaparlarsa diğer mal rejimlerinden birini de seçebiliyorlar.
Peki, neden ille de bir yasal mal rejimimiz olması gerekiyor?
Tartışmalara baktığımızda açıkça görüyoruz ki, bütün evliliklere uygun tek bir mal rejimi bulmak mümkün değil. Her mal rejimi, kendi içinde bazı haklılıklar ve haksızlıklar taşıyor. Bazı evlilikler için uygun düşerken, bazı evliliklerde ciddi adaletsizlik yaratıyor. Her birinin belli üstünlükleri ve sakıncaları var. Her biri bazı ihtiyaçları karşılarken bazı sakıncalar yaratıyor. Zaten bu yüzden de, tartışmalarda çoğu kez, belli bir mal rejimini savunmak için de, eleştirmek için de aynı derecede güçlü argümanlar bulmak mümkün.
Seçenekler arasında mevcut olan her mal rejimi, genellendiği anda, (yani yasal mal rejimi getirildiği anda) bazı kesimler için adaletsizlik yaratıyor. Çünkü adı üstünde, her evlilik kendine özgü özellikler taşıyor. Kiminde kadın çalışıyor, kiminde çalışmıyor... Kiminde kadın ev kadınlığını kendi isteyerek seçiyor, kiminde buna zorlanıyor. Kiminde çiftlerin gelirleri arasında nisbi bir denge var, kiminde koca bir uçurum... Kiminde kadın çok ağır bir ev işi ve çocuk bakımı yükü altında ağır işçi gibi çalışırken, kiminde hem çalışmıyor, hem de ev işi yapmıyor.
Madem ki, bütün evlilikler için geçerli, hepsi için adil ve uygulanabilir tek bir mal rejimi bulmak mümkün değil, neden "yasal rejim" belirlemekten vazgeçip, her çiftin evlenmeden önce aralarında anlaşıp kendi mal rejimlerini kendilerinin seçmesi uygulamasına geçmiyoruz?
Neden "yasal rejim" denen şeyi toptan kaldırıp, nikah memurunun karşısına oturan her çifte "evet mi, hayır mı?" sorusundan hemen sonra ikinci bir soru daha sormuyoruz:"Hangi mal rejimini seçmeye karar verdiniz"
Tabii aslında ben bu önerime gelecek itirazları çok iyi biliyorum. Hem bu itirazları hem de bu itirazlara itirazlarımı tartışmayı gelecek yazıya bırakıyorum.