Şimdi vereceğim örneği daha önce yazmıştım. Konuşmalarımda sık sık anlatırım. Türkiye'de vatandaşın herkesi ilgilendiren sorunlar hakkındaki tutumunu çok iyi yansıttığı kanısındayım.
Bir kentte yaşıyoruz. Diyelim ki günde 100 bin ton su harcıyoruz. Kentin su sisteminin günlük kapasitesi su talebi ile uyumlu. Sular gürül gürül akıyor. Hiç kesilmiyor. Ortada bir sorun yok.
Zaman içinde kentin hem nüfusu hem de geliri artıyor. Daha çok villa, daha çok bahçe ve çim, daha fazla otomatik çamaşır ve bulaşık makinası su talebini 100 bin tonun üstüne çıkartıyor. Rezervuar, arıtma tesisi, borular, vs. yani kapasite yetersiz kalıyor.
Şimdi kentte yaşayan herkesi etkileyen müşterek bir sorun ortaya çıkmıştır. Su talebi ve arzı arasındaki denge bozulmuştur. Birşeyler yapılması gerekmektedir. Su üretimi arttırılabilir. Şu ya da bu şekilde su kullanımı kısıtlanabilir.
Bu durumda Türkiye'de ne olur. Hemen söyleyelim. Uyanık vatandaş derhal "kendi sorununu kendin çöz" ilkesini uygular. Evine bir su deposu yaptırır ve hidrofor koyar. Artık kentin su sorunu onu etkilemez. Suları hep akar.
Neden? Çünkü kente gelen kişi başına su azalırken, o kendisininkini sabit tutmuştur. Bunu temin eden, deposuz ve hidroforsuz hemşehrilerinin daha da susuz kalmalarıdır.
Analize devam edelim. Diyelim ki herkes aynı yöntemi uyguladı. Evine, işyerine, imalathanesine, vs. depo ve hidrofor koydu. Ne olur? Kente gelen su miktarı artmadığına göre, su yetersizliği sürer. Herkesin suyu gene kesilir.
Ne kadar ilginç, değil mi? Depo ve hidrofora giden para ile yeni baraj yapıp sorunu kökten çözmek mümkündü. Ama vatandaşlar müşterek soruna müşterek çözüm yerine bireysel çözümü tercih ettiler.
Halbuki bireysel çözüm ancak diğerlerinden çalarak mümkündü. Sonunda hepsi birden susuzlukta birleştiler. Yatırımları da boşa gitti.
İkincisi çok kolay gibi duruyor. Çünkü bireysel. Tasarrufunu dövizde tutarsan, enflasyon ve devalüasyon seni etkilemiyor. Sadece küçük bir azınlık dövize geçer, diğerleri hala TL'de kalırsa, ekonomiyi de fazla etkilemiyor.
Ama çoğunluk dövize geçince, işler değişiyor. Faizdeki dalgalanmalar artıyor. O zaman TL'de kalanlar da vadeyi kısaltıyorlar. Her an dövize geçebilecek gibi gecelik ya da birkaç günlük vadeyi tercih ediyorlar.
Mali piyasa iyice karışıyor. En küçük bir tereddütte, herkes TL'den dövize kayınca, ya döviz kurunda ya da faizde çok büyük dalgalanmalar oluşuyor. Piyasalar kilitleniyor. Ekonomi tam anlamı ile deliriyor. Depo ve hidrofor örneğindeki gibi. Bireysel olarak tasarrufumuzu kurtarmaya çalıştıkça, ekonominin tümünü batırıyoruz. Ekonomi battıkça, tasarrufumuzu korusak bile, işimizi ve gelirimizi koruyamıyoruz. Tekil birey için rasyonel gibi duran çözüm, ekonominin tümü için bir felakete dönüşüyor. Geri dönüp bireyi vuruyor. Neden? Çünkü toplumlarda müşterek sorunlara bireysel çözüm mümkün değildir. Mümkün olduğunu zanneden toplumlar hep böyle çalkantılar içinde yaşamaya mahkum kalıyor.
Vatandaş bu aşamada elindeki dövizin onda birini bozdurup TL'yi desteklese, yönetime büyük katkı yapabilir. Ekonominin istikrara yönelmesini kolaylaştırır. Acaba yapacak mı?
Aynı şekilde, vatandaş TL varlıklarında ortalama vadeyi bir ay uzatsa, mali piyasalardaki kilidin açılması yönünde büyük bir adım olur. Gene istikrara giden yolu kısaltır. Acaba yapacak mı?
Başkan Kennedy söylemişti. "Ülkem benim için ne yapabilir diye sormayın; ben ülkem için ne yapabilirim diye sorun." Tam zamanıdır.