kapat

23.03.2001
Anasayfa
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Finansinvest
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


İstanbul'u nasıl kirlettiler..

İstanbul 2008 Olimpiyatlarına talip ya.. "Ne kadar hazırız" ona bakmaya gelen Uluslararası Olimpiyat Komitesi Heyetine şov yapacağız ya..

Olimpiyat bizde olursa eğer, ev sahipliği yapacak İstanbul Belediye Başkanlığı, sözüm ona kenti, bayraklar ve dövizlerle süsledi..

Süsledi ki, heyet üyeleri İstanbul caddelerinde geçtikleri her metrede Olimpiyatı ne kadar hissettiğimizi, yaşadığımızı görsünler.. Gördüler..

Nasıl bir zevksizlik, nasıl bir aceleye getirilmişlik, nasıl bir cahillikle herşeyi yüzümüze gözümüze bulaştırdığımızı gördüler..

İstanbul Belediyesinin kenti nasıl bir gecekondu mahallesinde çamaşır gününe çevirdiğini gördüler..

Bayrak demeye dilim varmıyor.. Bez parçaları asmışlar, yukardan aşağı, mavi beyaz..

Mavi beyaz Türkiye'nin mi rengi?.. Değil.. Olimpiyatların rengi mi.. O da değil..

En ufak rüzgarla asıldığı direğe, ağaca, tellere dolanan, okunmaz, görülmez olan bir zevksizlik, bir çirkinlik, tam anlamı ile bir oriyantallik..

Nasıl bir basitlik.. Nasıl bir ucuzluk.. Ucuz olan görüntü ha, yanılmayın.. Bu bayrakları hazırlayan ve asanlara, kaç milyar, belki de trilyon verildiğini A. Müfit Gürtuna açıklarsa öğreniriz..

Yahu hadi, yurt dışına hiç gitmediniz.. Sportif bayraklarla kent nasıl donatılır görmediniz.. Bir bilene de soramaz mıydınız?..

Bu tür bayrak ve flamalar rüzgara, yağmura, kara dayanıklı yapılıyor artık..

İnce uzun bandın tepesine bir sopa.. Tabanına bir sopa.. Sonra direğe geriliyor.. Değil rüzgar, kasırga gelse yerinden kıpırdamaz, dimdik durur.. İçinde ne olduğunu görürsünüz.. Bizim çaputlar, paçavralar, bez parçaları, savrulup durduğundan ve asıldıkları yere dolandığından içlerinde ne var görülmüyor ve okunmuyor. Allahtan okunmuyorlar..

Çünkü üzerlerinde ne yazıyor biliyor musunuz?..

"İstanbul Olimpiyatlara hazır!.."

Kime söylüyorlar bunu.. Herhalde İstanbul halkına.. Türkçe çünkü.. Yahu reklamı, propogandayı kime yapıyorsunuz.. Kendi kendimize mi?.. Bir akıllı Allahın kulu yok mu, bu paçavralara döktüğü milyarlarla, kimbilir kimi zengin eden Belediyede..

Olimpiyatların resmi dili, fransızca ve ingilizcedir. Bütün duyurular bu iki dilde yapılır, bütün söylevler bu iki dilde verilir..

İstanbul Olimpiyatlara hazır.. Hazır da, tercümana ihtiyacı var sadece..

Mavi beyaz.. Sanırsınız heyet Atina'da.. Yahu assana Olimpiyatın renklerini.. Sarı, kırmızı, siyah, yeşil, mavi..

Bezesene İstanbul'u bahar çiçekleri renklerine.. Bakanlar keyifle baksınlar.. Gururla baksınlar..

Hayır.. Görünen aynen şu..

Pencereden pencereye ip gerip çamaşır asan gece kondu mahallesinde çamaşır günü manzarası..

Tüm İstanbul bu ucuz, bu anlamsız, bu zevksiz görüntüye bürünmüş..

"Yahu siz üç tane bayrakla kenti süslemeyi bilmiyorsunuz.. Süsleme diye çevre kirliliği yaratıyorsunuz.. Üç bayrağı doğru dürüst yapıp asamayan siz mi Olimpiyat yapacaksınız.. Hadi canım sen de" derse adamlar, ne yanıt veririz?..

A. Müfit Gürtuna, bu kentin belediye başkanı, muhtemel Olimpiyatların ev sahibi ise derhal soruşturma açtırır ve bu rezaletin sahiplerini açıklar bir..

Bir de benim sorum vardı hani..

Bu zevksizlik, bu ucuzluk, bu çirkinlik, bu çevre kirlenmesi için, İstanbul Halkının vergilerinden kaç milyar kimlere ödenmiştir, iki..

Savcılarımız nerede?..
Pazartesi gecesi atv'de İstanbul Cumhuriyet savcılarını derhal harekete geçirmesi gereken bir ihbar yapıldı.

İhbarı yapan hem de "Elimde şahitler, belgeler var" diye yapan, lafı ciddiye alınmayacak, alelade biri değil.

Tam tersine bu ülkenin en saygın kulüplerinden birinin asbaşkanı.. Önemli bir işadamı.. Sözüne inanılır. Bu yüzden hemen her Tv programında konuşmaya davet edilir.

Ahmet Hamoğlu..

Ekranda dedi ki..

"Boğaziçi Denizciler Derneği Lokalinde sabaha kadar kumar oynanıyor!.."

Savcılarımız bu açlıklamayı ihbar kabul ettiler mi acaba?..

Çünkü kumar, bu ülkede, ulusu, gençleri zehirlediği gerekçesi ile yasaklanan bir eylem.. Serbestken inanılmaz döviz geliri sağladığı halde "Ondan gelecek hayır, Allahtan gelsin" dediler. Tüm kumarhaneler kapatıldı ve yasaklandı..

Demek hala oynanıyor. Hem de öyle pervasız ve yaygın oynanıyor ki, Hamoğlu haber alıyor, şahitli belgeli.. Polis haber almıyor sadece.. Hamoğlu ihbar ediyor. Gene eylem yok.. Polisten de, savcılardan da..

Savcılar neyi ihbar kabul ederler, hala anlamış değilim..

Kanal D, çocukların, Doğu Anadolu'dan toplanıp getirilmiş çocukların, İstanbul civarındaki tuğla fabrikalarında köle gibi nasıl çalıştırıldıklarını görüntülemişti.

Kökler dizisindeki Kunta Kinteler gibi..

Ne oldu?..

Amerika'da, İngiltere'de, Almanya'da olsa yer yerinden oynardı. Bizde hiçbir savcının kılı kıpırdamadı. Kanal D de kendi olayını izlemedi. Medya gözlerini yumdu, kulaklarını tıkadı, sesini kesti..

O medya ki, tinerci çocukları döverek kovaladı diye bir polis şefinin adını Hortumcuya çıkarmış, mahkemelere düşürene, mahkum ettirene kadar peşini bırakmamıştı.

Çünkü o medyaya göre devlet suç işleyen çocuklara dahi eylem yapamaz, ama özel kuruluşlar Kunta Kinteler yaratabilirdi.

O çocuklar orada belki hala, aç bilaç, sopalarla dövülerek çalıştırılmaya devam ediyor.. Bilmiyorum.. Çünkü ora savcısından tek haber gelmedi bu korkunç görüntüler üzerine..

Peki ne yapıyor o savcı?. Görevi ne?. Ne kadar medya, o kadar savcı!..

***

Sergen Yalçın iyi bir avukat tutar ve dava açarsa, bu yıl transferden beklediği parayı misli ile Ahmet Hamoğlu'dan alır. Mesleki ve ticari değerini yok ettiği ve iyi bir transfer yapmasını engellediği için.

Özür!..
Sabahın köründe Mustafa Denizli telefon etti..

"Yahu" dedi, "Teknik direktörler kendi futbolcularına oy veremezler!.."

Hani sormuştum ya dün, Şenol Güneş'e, biraz da sert..

"Türk futbolunun gerek kulüp, gerekse ulusal takım bazında tarihsel bir zirve yaptığı 2000 yılında, FİFA Dünya Listesinde niye bir Türk futbolcusu yok" diye..

"Niye üç oyundan birini bizim çocuklardan birine vermedin" diye..

Veremezmiş.. Kural gereği..

Şenol Hocamdan özürler dilerim..

Dilerim de.. Usulden..

Esastan değil..

Türk Milli takımının Teknik Direktörü ben olsaydım, jüride ben bulunsaydım, benim üç oyum olsaydı, geçen yıl oynadığı futbol, attığı ve attırdığı gollerle, Galatasaray'ın UEFA Şampiyonu olmasında, Türk Milli takımının tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonasında çeyrek finale kalmasında baş rollerden birini oynayan Hakan Şükür bu listede, hem de öyle bir falan değil, çok daha fazla puanla olurdu.

Nasıl mı?..

Ali Dayı (Daei) ve Sami Al Jaber diye adı sanı bilinmeyen iki futbolcuya kim oy vermiş bilir misiniz?.

Pakistan Milli Takımı Teknik Direktörü.. Adam üstelik İngiliz.. Ama Pakistan jürisi üç oyundan ikisini Müslüman Futbolculara vermiş. Ya da "Müslümana ver" demişler adama, maaşını verenler..

Beş oy toplayan Mwankwo Kanu'ya oylar nedense hep Afrika'dan gelmiş..

Benim Dünya Teknik Direktörleri arasında üç beş dostum olurdu. Onları ikna edebilirdim, bizim futbolcumuzun oyu hakkettiğine..

Dahası.. Neyse.. Geçelim..

Türk Futbol Federasyonu ve Şenol Hocam, bir Türk futbolcusunun, dikkat edin, özellikle 2000 yılında bu listede olmayı hakkettiğine inansalardı eğer..

Olurdu!..

Nihayet geldi!..
Dünyanın en güzel dergisi, National Geographic (NG) nihayet Türkiye'de, türkçe yayınlanmaya başladı..

Dünyanın en güzel, ama en sosyetik dergisiydi NG.. Bayilerde satılmaz, sadece "National Geographic Society/ Ulusal Coğrafya Sosyetesi" üyelerine gönderilirdi. Lise ve üniversitede iken tek tük elime geçerdi, olağanüstü güzel fotoğraflara hayran hayran bakardım.. Yazılarını su içer gibi okuyabilmek için, ingilizcemi ilerletme hırsına kapıldığımı hatırlarım..

İngilizceyi öğrenme hırsını bana hep, bu ingilizce kitap ve dergiler verdi hep.. Nasıl güzel, rengarenk resimlenmiş hikaye masal kitapları alırdı babam, çocukken.. Resimlere bakar, okuyup anlayamadığım için kahrederdim. Meğer bilinçli imiş babam..

İlkokul ikide lingafon seti alarak başladım ingilizce öğrenmeye.. Babamın yakın arkadaşı Ahmet Ellezoğlu ve zaman zaman da Aslan Amca (Türkeş) hocamdı..

Holly ile evlenince ilk işimiz NG Sosyetesine katılmak oldu.. Holly Türkiye'de kaldığı sürece dergiler muntazaman geldi. Birlikte bakar, okurduk. Birlikte TV izler gibi..

Kütüphanemi temizlerken, bir gurup kitap ve dergiyi ayırmıştım, köy okullarına göndermek için.. Kolileri Ercan ile Mehmet yaptılar.. "Her kolinin içine bir iki de bu dergiden koyun" dedim.. Köy çocukları o eşsiz dünya fotoğraflarına baksınlar.. Olur a, içlerinden biri de benim gibi heveslenir bakarsınız, okumaya..

Kör yerinde nasıl öğrenecek demeyin.. İnsan isterse, onun yeri, zamanı yoktur.

Bir yanlışlık olmuş. Bir köye sadece NG dergileri gitmiş.

Hoca yazıyor..

"Bu çocuklar türkçeyi zor okuyor, nerde kalmış ingilizce.."

"Benimle dalga mı geçiyorsun" demeye getiriyor..

Bir yanlışlık olmuş, tamam.. Ama o dergiler, hala bir hazine o çocuklar için.. Şimdi bakarlar.. İçlerinden bir, tek bir tanesini okumaya heveslendirirse, görevini yapmış olur, hocam..

Dergileri sınıfta sıraların üzerine yay..

"Herkes bu fotoğraflara baksın.. Onlarda tarih var.. Coğrafya var.. Herkes baksın ve neler düşünüyor, neler hissediyor, söylesin" de..

Bak neler olacak hocam, bak neler olacak?..

NG'nin türkçe ilk sayısında, iki kez gidip gezdiğim Mısır Krallar Vadisi üzerine enfes bir araştırma var. Muhteşem fotoğraflar, krokilerle.. Okurken öyle heyecanlandım ki, biz kez daha Mısır'a gitmek geldi içimden.. Bu defa dergi de yanımda..

Fay Sırtında Yaşamak, Anadolu'yu ve depremi anlatıyor. Ben olsam, hem de ilk sayıya koymazdım. Bu dünya keyfi derginin, Türkiye'de televizyonların iyice suyunu kaçırdığı bu tatsız reyting konusu ile yayın hayatına başlaması bir talihsizlik olmuş bence..

Kağıt ve baskı kalitesi birinci sınıf..

NG dergisi her evde bulunmalı.. Hele hele ilk ve orta eğitim çağında çocuları olan evlerde..

Sakın yanlış anlamayın.. Çocuk dergisi değil bu.. 80 yaşındakiler bile, zevkle, keyifle okurlar o ayrı.. Ama çocuklar, içinde yaşadıkları dünyayı, onun geçmişini, geleceğini, insanlarını, doğayı, bu emsalsiz dergi ile öyle öğrenirler ki, inanın dünyaları değişir.

Hoşgeldin, National Geographic!.

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan

Kadının biri köpeğini veterinere getirmiş.. "Köpeğim hiç hareket etmiyor Doktor!" demiş.. Doktor muayene ettikten sonra.. "Maalesef köpeğiniz ölmüş!" demiş kadına.. "Aman!" demiş kadın üzülerek "Yapacak başka bir şey yok mu daha detaylı muayene edebilirsiniz?" "Tabii" demiş Doktor, ve içeriden kafes içerisinde bir kedi getirmiş, açmış kafesi, kedi dışarı çıkıp köpeği burnunun ucundan kuyruğuna kadar koklamış ve girmiş tekrar kafesine... "Gördünüz!" demiş doktor "Köpeğiniz maalesef ölmüş.. borcunuz 125 Dolar...!" "Bir muayeneye 125 Dolar?" diye hayretle sormuş kadın "Hayır!" demiş doktor "Muayene 25 Dolar, 100 Dolar da Kedi Tomografisi tutarı...!"

SEVDİĞİM LAFLAR
En iyi yanan eski odunlar, en zevkle içilenler eski şaraplar, en güvenilen kimseler eski dostlar, en rahat okunanlar yaşlı yazarlardır.

Bacon (Teşekkürler Nurdan)

BİZİM DUVAR
Son dakika!:

Kadrosunda Okan Bayülgen'in yer almadığı bir film çekildiği tespit edildi.

Hakan&Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır