


Sıfır noktasından hareket
Havanın değişebileceğinin, yıkıcı dalganın durdurulabileceğinin ilk işareti "Derviş bonoları" oldu. Türkiye "Sıfır noktasında" durdu, şimdi hareket etmek zorunda.
Sıfır noktasına kadar inmenin nedeni, güven duygusunun yokolmasıdı. Kemal Derviş'in ekonominin yönetimine getirilmesi bu duygunun yeniden oluşabilmesinin ilk adımıydı. İkinci adım da "Derviş bonoları"na gösterilen ilgiyle atıldı.
Şimdi sıra üçüncü adımda.
Üçüncü adım da bellidir: Sistemin çöküşünde ara rollerden birini oynayan kamu bankalarının tam kontrole alınıp zararlarının yok edilmesi.
Bunun için de hareket başlamıştır. Yeni ekonomi yönetimiyle birlikte bu bankaların yeniden yapılanması için harekete geçilmiştir.
Bu üç adım da "sıfır noktasında durmamızı sağlayan" adımlarıdır. Yukarıya doğru hareketin de hemen arkadan gelmesi şarttır.
Enkaz yerinde duruyor
Sıfır noktasında bir "Enkaz" vardır. 70'lerde iktidar Demirel ile Ecevit arasında el değiştirirken, yeni gelen, "Enkaz devraldık" diye işe başlardı.
Bugün gerçek bir enkaz vardır ve bu enkazı devralacak kimse de yoktur.
İflaslar, işten çıkarmalar devam etmektedir. Ekonominin en dinamik sektörleri durmuştur. Satın alma gücü iyice azalmış olan halk çaresiz beklemeye devam etmektedir. Şikâyetçi olmayan hiçbir kesim yoktur.
Devalüasyonun ihracat ve turizm gelirlerine yansımasıyla sağlanacak canlılığın sonuçları da kısa dönemin işi değildir.
Yıkıcı dalga durmuştur, ama enkaz da yerinde durmaktadır. Enkazın kaldırılması için yapılması gerekenleri sadece Derviş ve kadrosundan beklemek, haksızlıktan öte saflık olur.
Türkiye 2000 yılını anlamsız iç mücadelelerle, kimsenin sonucunu hesaplamadığı itiş kakışlarla geçirdiği için dibe vurdu.
Dibe vurmanın faturasının sahibi de bellidir. O kadar bellidir ki, milletvekilleri seçim bölgelerine gitmeye çekinmektedir. O kadar bellidir ki, hep mikrofona atlayanlar suspus olmuş, köşelerine çekilmişlerdir.
Siyasi yapıda yenilenme
Türkiye'nin sıfır noktasından yukarıya doğru harekete geçmesi için en önemli koşullardan biri de siyasi yönetimin yenilenmesidir. Yenilenme bugünkü hükümetin gitmesi ve yerine yine buna benzer bir hükümetin gelmesi değildir. Bugünkü koşullarda seçim de değildir.
Yenilenme için siyasi yapının kendindeki tıkanmayı görmesi gerekir. Bu tıkanmayı görüp, itiraf edip, bir mantık değişikliğine yönelmek durumundadır.
Siyasi yapı da "Bir yerden" başlamak ve başladığını göstermek zorundadır. Türkiye, sıfır noktasına bu siyasi yapıyla gelmiştir ve bu siyasi yapı kendini de sıfır noktasına çekmiştir.
Türkiye yukarıya doğru hareket edecekse ki başka bir çare yoktur, yapının bütün unsurları hep birlikte hareket edecektir.
Bu unsurlardan herhangi biri engellemeye, hareketi durduracak faaliyetlere girişirse "Vatana ihanet" suçu işler.
Mesut Yılmaz'ın dediği gibi "Saltanatları yıkılacak olanlar... gündemi saptırmaya çalışacak... kriz çıkarmaya çalışacak... oyun içinde oyun oynayacaklar..."
Bu noktada bu faaliyetlerin adı "Siyaset yapmak" değil "Vatana ihanet" olacaktır.