kapat

22.03.2001
Anasayfa
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Finansinvest
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Yol ayrımı

Prof. Güneri Akalın'la hiç karşılaşmadım. Kendisini çeşitli yayınlardan ve Neşe Düzel'le yaptığı söyleşilerden tanıyorum.

Akalın, çöküşe giden ekonomimiz için doğru reçeteyi yıllardır elinde tutan ve bunu bize anlatmaya çalışan bir bilim adamı, bir iktisatçı...

Yani kadrini bilmediklerimizden...

Bundan üç buçuk yıl kadar önce, Pazartesi Konuşmaları'nda Neşe'ye söylediklerini okuduğumda yüreğim daralmış ve bu zehir zemberek uyarıları daha çok insan duysun diye bazı bölümlerini kendi sütunuma almıştım. O söyledi, biz aktardık, ama kimse tınmadı... Çünkü yağma henüz bitmemişti. Yine borçlar alındı, o borçlarla dibi delik kovalar doldurulmaya çalışıldı ve sonunda malum "Cumhuriyet tarihimizin en büyük krizi" geldi çattı. Şimdi herkes krizden nasıl çıkarız diye debelenip dururken, Akalın bir kez daha konuşuyor. Üstelik bu defa çok daha sert, çok daha çarpıcı bir dille bizi uyarıyor; "Bu son fırsatımız! Eğer bu defa da gerekeni yapmazsak, Sovyetler gibi çökeceğiz." Diyor. Üstelik bu defaki öyle bir çöküntü olacak ki, bu çöküntünün altından hiç kimse sağlam çıkamaycak. Hurda kağıda dönen paralarımızı, bonolarımızı tahvillerimizi bir kenara fırlatıp takas ekonomisine geçeceğiz. Sovyetlerde sırtındaki kaputunu verip lahana alan Rus askerlerine döneceğiz, paltomuzu verip un alacağız.

***

Yaşanan krizin suçunu hâlâ IMF'ye, Dünya Bankası'na, "emperyalist Amerika'ya, şuna buna atıp kendimizi aldatmaya devam etmek niyetinde değilsek, Akalın'ın krizin gerçek sebebine ilişkin söylediklerine Ğepey geç de olsa, hiç değilse şimdi- kulak versek iyi olur: "Bizim krizimiz Uzakdoğu ülkelerindeki gibi bankacılık sisteminden kaynaklanmıyor. Bizim krizimiz Doğu Avrupa ülkelerindeki krizler gibi 'sosyalizm ve devletçilikten doğuyor... Biz, devletçiliği tasfiye etmemenin, piyasa ekonomisine geçmemenin krizini yaşıyoruz. Türkiye'nin içinde Doğu Almanya gibi sosyalist bir ada var... Bizim en önemli meselemiz bu adanın tasfiyesidir."

Akalın, bu yapıyı değiştirmenin öyle güle oynaya gerçekleştirilecek bir şey olmadığını baştan söylüyor. Devletçiliğin tasfiyesi sırasında Doğu Avrupa'dakine benzer acılar çekeceğimizi, işsizliğin artacağını, birçok fabrikada üretimin duracağını, bankaların kapanacağını, köylülere taban fiyatı verilmeyeceğini söylüyor açıkça. Ama alternatifinin bundan bin beter olduğunu da koyuyor. Bulunduğumuz yol ayrımında, yaptığımız seçimin bir uygarlık seçimi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:

"Biz iki yüzyıl önce batılılaşmaya karar verdik ama modelde yanlışlıklar yaptık. 37'de devletçiliğe, 60'ta planlamacılığa geçtik. Sol kadroların Doğu Avrupa modelini yaratmasıyla dünyanın realitelerinden koptuk... NATO üyesi olan bir Doğu Avrupa ülkesi durumuna düştük. Bilinçli bir şekilde Üçüncü Dünyacılığı tercih ettik. O yüzden AB üyeliğini reddettik. Artık uygarlık seçimimizi yapmalıyız. Uygar alemdeki gibi bir piyasa ekonomisini, onunla uyumlu bir vergi modelini ve sosyal ahlakı, demokratik hukuk devletini kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz, karar vermeliyiz... Beş sene içinde Türkiye'de herşey belli olacak. Ne tarafa gideceğimiz anlaşılacak. Ya meselelerimizin hepsini çözeceğiz ya da Suriye gibi bir ülke veya Saddam'vari bir ekonomi olacağız.

***

Evet, önümüzde iki metin ve iki yol var. Metinlerden biri bizi Avrupa Birliği'yle birleştirecek olan Ulusal Program, diğeri ise ekonomik çöküşten kurtaracak olan ekonomik program...

Bu iki metni birden, korkmadan, çekinmeden, ayağımız sürümeden hayata geçirme cesaretini gösterebilirsek, bunun gerektirdiği acıları çekmeyi göze alırsak, Akalın'ın deyişiyle yeni bir hayata başlayabiliriz. Ama şimdiye kadar yaptığımızı yapar; doktoru kandırmaya çalışan hasta misali ilaçları içiyormuş gibi yapıp çöpe atarsak, tıpkı Sovyetler gibi çökeceğiz.

Belki birbuçuk-iki yıl kadar, yabancıların şimdi verecekleri parayla dönmeye çalışacak ama iki yıla kalmadan aynı duvara bu defa çok daha büyük bir hızla toslayacağız. Bu defaki öyle şiddetli bir toslama olacak ki, ne emniyet kemeri takmak ne de air-bag'ler kimseyi kurtaramayacak...

Karar bizim... Siyasetçisiyle, bürokratıyla, işçisi köylüsü memuru, esnafı ve aydınıyla hepimizin...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır