kapat

22.03.2001
Anasayfa
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Finansinvest
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Ulusal Program, Tanzimat Fermanı değildir!

Anlaşılan Ulusal Program iki tarafı da pek memnun edemedi. Avrupa Birliği yanlıları programı yetersiz buldular, Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesine karşı çıkanlar ise bu programı bir "teslimiyet belgesi" gibi nitelemeye kalkıştılar. Önümüzdeki yılların bu tartışmayla geçeceği kesin gibi birşey.

Çünkü saflar tutuluyor, yeni dengeler oluşuyor ve Türkiye'nin bu tarihsel dönemecinde Avrupa Birliği üyeliğinden yana olanlarla, karşı olanlar antagonist biçimde karşı karşıya geliyor.

Türkiye öyle kritik bir noktaya geldi ki; bu sorun, geçmiş dönemlerin ideolojik, dinsel ve etnik kamplarını bile ayırıp yeni yapılarda buluşmaya zorluyor.

Eğer önümüzdeki dönemde, eskiden solcu bildiğiniz önemli bir ismi MHP ile birlikte Avrupa Birliği karşıtı cephede el ele görürseniz hiç şaşırmayın.

Aynı biçimde, eskiden sağcı olarak tanınan bir isim, Avrupa Birliği'nden yana solcularla kol kola girerse yine şaşırmayın.

Çünkü Türkiye'de kartlar tekrar karılıyor ve değişimden yana olanlarla, karşı olanlar ayrışıyor.

***

Böyle bir tavır değişikliğini Sovyetler Birliği de yaşadı.

Eski dönemde "ilerici" denildiği zaman komünistler akla gelir ve rejim karşıtları "gerici" olarak nitelenirdi.

Sovyetler Birliği çöktükten sonra bu terminoloji tamamen değişti ve "gerici" sözü komünistler için kullanılır oldu. Türkiye'de de "ilerici-gerici" kavramları yerinden oynamış görünüyor.

Avrupa Birliği; yani Atatürk'ün "muasır medeniyet" i ile bütünleşmeye karşı çıkan Kemalistlerle karşılaşmak bile beni pek fazla şaşırtmayacak.

***

Ulusal Program bir Tanzimat Fermanı anlamına gelmiyor.

Hatta daha ileri ve daha cesur bir metin bile aynı anlamı taşımayacak.

Ulusal Program, Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhuriyeti uygarlık projesinin bir devamı niteliğinde.

Savaş sırasında bile Batı devletlerini karşısına almamaya özen gösteren, Batı aleyhine hiçbir söz etmeyen ve savaş biter bitmez yeni kurulan ülkenin eğitimini ve uygarlığını Avrupa esaslarına göre düzenleyen iradenin 21. yüzyılda sürdürülmesi anlamına geliyor.

Müzik eğitimi sistemi için Paul Hindemith'i davet eden zihniyetin bir sonucu.

Bu yüzden Ulusal Program'ı karalamaya ve bir teslimiyet olarak görmeye çalışan Kemalist ve milliyetçi odaklar, şimdiden büyük bir açmazın içine sürüklenmiş durumda.

***

Avrupa Birliği çatısı altında biraraya gelen ülkelerin hiçbiri, Türkiye Cumhuriyeti'nin gerçekleştirdiği kültür ve uygarlık değiştirme eylemini yapmadı.

İsveç bir kuzey ülkesi olarak kaldı, İspanya bir Akdeniz ülkesi olmayı sürdürdü.

Yunanistan, kimliğini, müziğini, yemek zevkini korudu ve hiçbir zaman İsveç'e benzemedi.

Alfabesini de değiştirmedi.

Bizim 1920'lerde geçirdiğimiz büyük değişimin yanında, Avrupa Birliği üyeliği hiç kalır.

Bu ülke zaten çoktan beri yüzünü Avrupa'ya dönmüş durumda.

Bu açıdan baktığınızda, Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye'nin kendi kültürel kimliğine daha fazla sahip çıkması anlamına bile gelebilir.

Avrupa'nın bazı ülkelerinin taklidi olacağımıza, o birliğin, kendi kimliğini ve kültürünü koruyan onurlu bir üyesi olalım; daha iyidir!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır