


Milli takımlar.. Milli duygular.. Kaldı mı?..
Pazartesi akşama D&R'a uğradım.. Dünyanın her yerinde, müzik mağzalarında girişe yakın yerlerde, devasa sepetler vardır. İçi CD'ler dolu.. Bunlar, güncel CD'lere göre bedavadan ucuza satılır.. Ve deneyimli bir plak alıcısı olarak bilirim ki, eğer sabrınız varsa, gerçek hazineler de bu sepetlerde bulunur..
Vaktim vardı, daldım.. Ne müzikaller buldum.. Ne klasik müziğin en popüler, en kolay dinlenen melodileri..
Sabah gene o Boğaz'ın masalsı güzelliği içinde işe geliyorum.. Ercan yeni diskleri takmış bile..
BBC Konser Orkestrası Opera Gala Konseri.. Canlı kayıt..
Ve Tenor Bonaventura Bottone, o muhteşem orkestra, o muhteşem koro eşliğinde haykırıyor..
Vinçero.. Vinçero!..
Zafer!.. Zafer!..
Dünyanın en güzel Zafer şarkılarından biri bu..
Puccini.. Turandot!..
Kulağımda Pavarotti'nin, Domingo'nun Carreras'ın sesleri yankı yapıyor.. Dalıyorum..
1990.. İtalya.. Dünya Kupasının resmi şarkısı bu..
Vinçero!.. Zafer!..
Ama kimin zaferi?..
Arjantin ve İtalya Napoli'de oynuyorlar.. Maçtayım.. Türkiye'de kapısı çalınmayan Necdet Ağabey (Çobanlı), FİFA Onur Üyesi.. Bir otomobil tahsis etmişler ona.. Bir de asistan.. Kuzey Afrikalı bir prenses.. Masal prensesleri gibi güzel..
"Hadi" dedi, Necdet Ağabey.. Atladık otomobile.. Ver elini, Napoli.. Roma'dan çıktık yola.. Tribünler karışık.. Napoli halkı doldurmuş stadı ama, seyirci alenen ve resmen Arjantin'i tutuyor..
Niye.. Arjantin'de Maradona var.. O yıl Napoli'nin kaptanı.. Ve o yıl Napoli 69 yıl sonra ilk kez İtalya şampiyonu olmuş.. Napoli halkı Maradona'ya tapıyor ve onun uğruna Arjantin'i tutuyor, kendi takımına karşı..
Kulüplerin milli takımların önüne geçmeye başladığını ilk o zaman hissetmiştim..
Sonraki yıllarda, Avrupa'nın her yerinde ayni şeylere rastlamaya başladım..
Sonunda Türkiye de oturdu o raya..
Bugün Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş Milli takımın çok önündeler..
Bir hafta içinde iki milli maçımız var. Aşarsak, 1954'ten bu yana ilk kez Dünya Kupasında finallere katılacağız.. O kadar kritik..
Gazetelerde milli takım haberleri karınca duası gibi.. Manşetlerde, üstelik 15 gün oynanmayacak lig ve onun dedi koduları..
Ben 1957'de başladım gazeteciliğe.. Milli takımın açıklanması günün birinci haberi olurdu. Kulağımızı parazitli radyoya dayar beklerdik.. Kim alınmış, kim alınmamış diye..
Ertesi gün gazeteler gelirdi. En ünlü eleştirmenlerin sütun sütun yorumları ile.. Seçimi eleştirirlerdi.. Kim niye alınmış, kim niye alınmamış..
Milli takım kampa girdi mi, Türkiye oraya taşınırdı. En ünlü yazarlar, en ünlü fotoğrafçılar.. Hatta kamptan dizi dizi mizah getiren en ünlü karikatüristler..
Bir hafta milli takımla yatar, milli takımla kalkardık..
Ankara'dan trene biner sabahın köründe Haydarpaşa'dan İnönü Stadına gelirdik ki, yüzlerce metre kuyruk.. Millet yorgan döşek gelmiş, bir gece evvelden kuyruğa girmiş yatarak.. Atlı polisler dolaşıyor, düzen bozulmasın diye..
Öyle yaşanırdı milli maçlar..
Ya şimdi?..
Milli takım hangi otelde kampta biliyor musunuz?. Kadroda kimler var, kimler yok, biliyor musunuz?.
Muhtemel bir milli 11 sayabilir misiniz?..
Hayır, sayamazsınız.. Çünkü artık o kadar umurunuzda da değil.. Sizler milli takımı unuttunuz da medya mı yazmaz oldu?.. Medya mı yazmaz oldu da, sizler milli takımı unuttunuz bilmem..
Bildiğim, Milli Duygular artık kulüpler altında ezilmeye başladı.. Bu iyi mi, kötü mü oldu onu da bilmem.. Onu sosyologlar daha iyi tartışır..
Kesin olan..
Milli duygular yok oluyor.. Kulüp duyguları beyinlerimizi hücre hücre ele geçiriyor.
***
Bir kokain kullanıcısı yalancının, kendi ülkesinde "Benim gencime örnek olamaz" diye dışlanmış bir Alman'ın Türkiye'ye "Kurtarıcı-Mucize Adam- Yaşayan Efsane" gibi sunulması, bu ülkenin en köklü kulübünün gençlerinin başına getirilmesi, hiç kimsenin duygularını rahatsız etmiyor..
Galatasaray çeyrek finali geçerse, Türk futbolu adına bir muhteşem adımı daha gerçekleştirecek. İlk defa bir Türk takımı Şampiyonlar Liginde yarı final oynayacak.
İlk defa bir Türk takımı yarı final oynarsa, Galaytasaray'ın tek başına kazandırdığı puanlarla şampiyonlar Ligine iki takımla katılmaya başlayan Türkiye takım sayısını üçe çıkaracak. Türkiye adı, dünyada üç misli duyulacak..
Hayır..
Fenerbahçe ve Beşiktaş Yönetimleri, Galatasaray'ın yolunu kesmek için işbirliği yapıyorlar. Kendi kulüp menfaatleri, bu ülkenin adının duyurulmasından çok daha önemli.. Galatasaray'ın bugüne kadarki Avrupa başarılarının altında ezilmişler. Yeni bir başarıya tahammülleri yok.. Galatasaray'ın başı, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da ezilmeli..
Beşiktaş Yönetimi, bir kokainciyi, bir yalancıyı, bir meslek etiğinden habersiz menfaatçıyı iş başına getirmekte tereddüt etmeyen Beşiktaş yönetimi, Real Madrid adına ahlak(!), Real Madrid adına Fair Play(!) çağrısı yapıyor.. Sevsinler.. Real hangi koşullarda oynuyorsa, Galatasaray da o koşullarda oynamalıymış..
Real'in hangi koşulu Galatasaray'a denk dostlarım.. Güldürmeyin beni.. Bir dünya devini Türkiye adına devirmek için, ülkesinden anlayış beklemek niye ayıp olsun ki?..
Hayır..
Gerçek ne kadar acı dostlarım..
Fener ve Beşiktaş yönetimlerinde, Galatasaray'ın elenmesi, şampiyonlar Liginden defolup gitmesi konusunda da tam bir ittifak var..
Neden?..
Milli duygular gidiyor.. Kulüpler, kulüpçülük, bildiğimiz, inandığımız, taptığımız tüm değerleri değiştiriyor..
Küreselleşme belki de bu..
Belki de böylesi daha hayırlı..
..mı acaba?..
Peki Şenol Güneş farkında mı?..
Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş, Ulusal duyguların giderek yok olmasından şikayet edenlerin başında geliyor?..
Peki kendisinde bu duygular ne kadar var?.. Ulusuna, onun futbolcularına ne kadar inanıyor, güveniyor?..
***
FİFA 2000 yılının futbolcularını tüm FİFA üyesi ülkelerin Milli Takım Teknik Direktörlerinin oyları ile seçti. Teknik direktörler, birinciye beş, ikinciye üç, üçüncüye bir puan vererek oylarını kullandılar.
Zinedine Zidane 370 puanla birinci, Luis Figo 329 puanla ikinci, Rivaldo 263 puanla üçüncü oldular. Nihayet elime geçen tam listede 41 futbolcu yer aldı.. Son sıradakiler 1 puan olmak üzere.. Bu listede Ali Dai vardı bilir misiniz?.. Hani geçen yıl Galatasaray'ın perişan ettiği Herta Berlinli futbolcu.. İki maçını da izlediniz. Hatırlıyor musunuz bir hareketini..
Recoba var.. Hani şu İnter'de bir var bir yok Arjantinlisi.. Toldo var.. Fiorentina'nın yeteneklerini yakından gördüğünüz kalecisi..
Şevçenko, hani Milan'ın Galatasaray önünde iki yıldır durmadan ezilen Milan'ın Şevçenkosu hem de beşinci sırada..
Latapy diye birini duydunuz mu?.. Var..
Al Jaber var.. Nordby var. Cordova var.. Medford var.. Adını sanını ilk kez duyduğum bir yığın var oğlu var..
Tek Türk yok..
Galatasaray'ın Avrupa'nın Süper Şampiyonu olduğu, Milli Takımın Avrupa Şampiyonasında çeyrek final oynadığı yılda, listede tek Türk, geçtik, Türkiye'de futbol oynayan tek kişi yok..
Çünkü onları en yakından izleyen, en yakından tanıyan Türk Milli Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, oylarını, Zidane, Barthez ve Rivaldo'ya vermiş..
Türk futbol tarihinin en altın yılında Şenol, bir tek Türk sporcusuna bir puanlık oyuna bile layık görmemiş.. Görse bir Türk de listede olacak..
Sen kendi adamının farkına varmazsan, onun değerini bilmezsen el oğlu bilir mi?.. Senin hocan oy vermezse el oğlu verir mi?..
Eurovision yarışmalarında geride kaldıkça fesat teorileri kurardık. Avrupa bize karşı birleşti diye.. İşte Türk Jüri üyesi ve işte oyları.. Buyrun..
El oğlu verdiği oylarla, ülkesini, futbolcusunu dünya kamuoyuna sunuyor.. Şenol Hoca Türkiye'nin en parlak yılına göz yuman bir yabancı hayranı olarak ortaya çıkıyor..
Şimdi bu hoca Türk futbolcusunu tanıdığına, ona inandığına kendi futbolcularını ikna edebilir mi?. Şimdi bu Şenol Hoca "Aslanlarım siz bunların hepsini devirirsiniz" diye futbolcularını motive edebilir mi?.
Onun hamaset nutuklarına inanan çıkar mı?.
"Madem öyle de niye içimizden birini seçmedin hocam" demezler mi çocuklar?.
Vay be Şenol Hocam..
Sen ne tarafsız, ne muhteşem adammışsın meğer.. Türk futbolunun altın yılında bir Türke oy vermeyerek nasıl objektif kriterler içinde hareket ettiğini FİFA'ya ve dünyaya kanıtladın..
Al sana bir madalya..
Karpuz kabuğundan..
O gün vermediğin oyun, bugün karşına çıkacağını hiç aklına getirmedin değil mi, hocam?.