Televizyon kameraları görüş almak için bir spor yazarının yanına geliyor. Ama bu "sözde" spor yazarı, taraftarların omuzlarında kendinden geçmiş tezahürat yapıyor. Zaten görüş olarak, "En büyük Galatasaray" sloganından öteye gidemiyor.
Bu yazar Osman Tanburacı. O ve onun gibi amigo yazarlar yüzünden Türk spor basını en karanlık günlerini yaşıyor. Herkes bir takım tutar. Hatta maç seyrederken basın tribününde fanatikçe konuşmak da hoşgörüyle karşılanabilir. Ama siz gazetede yayınlanacak yazınızda, televizyona yaptığınız yorumda topluma doğru mesajı vermek zorundasınız. Sizinle danseden taraftarlar, bir gün bir lafınıza kızıp sizi döverlerse bunun sorumlusunu başka yerde aramamanız gerekir.
Bugün hangi televizyon programına baksanız karşınıza tek amacı tuttuğu kulübün çıkarlarını korumak olan yazarlar çıkıyor. Bunların fazlaca el üstünde tutulmasının sonucunda, ortaya çıkan gariplikler hepimizi üzüyor. Bir zıpçıktı taraftar, bunlardan cesaret alıp G.Saray efsanesinin yaratıcılarından Turgay Şeren için "Biz onu G.Saraylı saymıyoruz" diyebiliyor. Bu adamlar yüzünden yakında "Spor yazarıyım" diyene, kız falan da vermeyecek babalar.
Toplumda yaşanan ekonomik ve sosyal krizin getirdiği bunalım insanların futbola olan tutkularını daha da arttırıyor. Ve maalesef bilinçaltlarında yaşadıkları nedeniyle oluşan öfkeyi boşaltmak için bir yol olarak görüyorlar futbolu. Bu tip yazarları ne yazık ki ateşin üzerine körükle gidiyor. Bir gün ölü sayıları 40'a, 50'ye çıktığında bu yazarların dökecekleri timsah gözyaşlarına sakın aldanmayın.
Tanburacı ve benzerleri, Türk spor yazarlığının en sığ noktasını sembolize ediyorlar. Denizin sığ noktasında yüzme bilmeyenler dolaşır. Derinlere gidebilmek için ise yüzme bilmek gerekir. Maalesef bizde yüzme bilmeyenler, bilenleri sığ noktalara çekmekle meşguller.
Ama ben artık gönlümce yüzmek istiyorum.