Garanti Bankası'nın "Su satan çocuk" reklamını yayından kaldırmasını isteyen Devlet Bakanı Hasan Gemici'yi eleştiren dünkü yazım üzerine Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşen Coşkun Anadolu Ajansı'na Sayın Bakan'a destek çıkan bir açıklama yapmış:
"Bu reklam Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne aykırıdır.... Çünkü küçük çocukları çalıştırmaya özendiren bir reklamdır... İlk planda göze çarpmıyor, kimse bunun farkına varmıyor.. Reklamda, çocuk su satıp para kazanıyor, sonra düşünüp işini geliştiriyor.. Şemsiye ve tabure alıyor, suyun yanında limonata satıp daha çok kazanıyor..."
Eeee! Ne olmuş?
Yani bu reklamı gören çocuklar okumayı bırakıp sokaklara su satmaya mı çıkmış?
Bari siz yapmayın, gerçeklerin farkına varın hocam!
Söyler misiniz; hangi çocuk ailesi istemeden, zorlamadan, hatta tokat atmadan sokaklara çıkar da dilenir? Hangi çocuk gün boyu trafik ışıklarının altında cam silip evine üç-beş kuruş götürür? Hangi çocuk oto tamirhanelerinde, ayakkabı atölyelerinde geleceğini köreltir...
Bu rezilliğe, karşı çıktığınız o reklam değil, yetkililerin göz yumması sebep oluyor, hatta çanak tutuyor...
Sorun bakalım hocam;
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in, Adana'nın, Bursa'nın sanayi sitelerine bugüne kadar kaç kez müfettiş gönderdi, okul çağında çocuk çalıştıran, onları sömüren kaç işyeri sahibini savcılığa verdi?
İçişleri Bakanı Saadettin Tantan bugüne kadar kaç çocuğu parklardan, sokaklardan toplattı... Kaçını karanlık gelecekten kurtardı?
Su satan çocuk reklamına karşı çıkan Devlet Bakanı Hasan Gemici'ye bağlı çocuk ve gençlik eğitim merkezlerinde kaç kişi barınıyor? Buna karşın kaç çocuk sokakları arşınlıyor? Kendisi keyif çatarken çocuklarını çalıştıran kaç kişi kulağından tutulup yargının önüne çıkarılıyor? Kitapların yazdığı başka, sokaklar başka sayın hocam!
O reklama takacağınıza, sokakları mesken tutan onbinlerce, küçücük elleri tornavida, pense, kerpeten, testere, çekiç tutan milyonlarca çocuğun nasıl kurtarılabileceğini sorgulayın...
Onlar santrada beklerken; sahanın bir ucunda Daum ile Sadi Tekelioğlu görünmeli... Diğer uçtan Beşiktaş'ın kaptanı Şifo Mehmet, Trabzon'un Kaptanı Hami gelmeli...
Ama el ele...
Sonra bu 6 kişi santrada buluşmalı... Sevgi yumağı olmalı... Öpüşmeli, gülüşmeli... Fair play için tribünlere söz vermeli...
Bunlar yeter mi asla!
Bu altılı bugün spor severler için Türkiye'nin merkezi olan İnönü Stadı'nın tam ortasında bütün Türkiye'ye haykırmalı:
"Biz buyuz işte... Dostuz... Centilmeniz... Sportmeniz..."
Ardından centilmence mücadeleye and içecek 22 genç adam yeşil çimenlerin üzerinde fırtına gibi esmeli... Ama birbirlerini ezmemeli, hatta rakibine bile azami nezaketi göstermeli...
Bugün İnönü'de çalıma, şuta, kurtarışa aldırmayacağım... Sahada önce centilmenlik arayacağım... 22 kişinin nefesinden çok havasına, davranışına, yapısına bakacağım... Eğer hakederlerse alkışlayacağım, haketmezlerse staddan sessizce ayrılacağım...