Son günlerde bir yığın fıkra uyduruluyor Bülent Ecevit hakkında. Onlardan biri de şu: Saddam bir deve armağan etmiş Ecevit'e ve:
- Sayın Ecevit, demiş; bu deve özel yetiştirilmiş bir devedir. "Oh" deyince yürür, "Ah" deyince durur... Zamanınız olduğunda gülegüle binesiniz..
Yeni ekonomik program için toplumsal destek sağlama görevini, bir anda New-York'tan Ankara'ya uçarak hemen bakan olan Kemal Derviş yüklendiği için; Dünya Bankası ile banka dünyasını unutup, biraz da kendi dünyasını yaşamaya azıcık zaman bulan Ecevit; kalemini kağıdını almış, Saddam'ın armağan ettiği deveye binerek; ıssız, çorak bozkırlarda ilham perisini aramaya başlamış...
Peri'yle buluşma umutlarının yoğun dalgınlığında, sallana sallana devenin üstünde giderken; bir de bakmış ki deve, korkunç bir uçurumun kıyısında... Ve neredeyse uçuruma adımını atmak üzere...
Deveyi durduracak sözü de birden anımsayamamış ve sadece yitik bir ünlem çıkmış ağzından:
- Ah...
Deve hemen durmuş.
Ecevit, eliyle alnını silmiş:
- Oh, demiş...
Dünya Bankası için de, bir çok fıkra uyduruluyor.. Dünya Bankası, kendisine başvuran ülekelere; eski Şark Sultanları'nın haremlerindeki odalıklara baktığı gözle bakıyor ve gözünün kestiğine bir mendil veriyormuş...
Mendilin ne anlama geldiğinden habersiz olan Ecevit; Türkiye'ye bir türlü mendil uzatılmadığını görünce, Kemal Derviş'e sormuş:
- Peki biz nereye sümküreceğiz?
Derviş:
- Şimdilik, demiş, piyasanın içine. Sonra da, burnunuzu koalisyonun kollarına silersiniz..
Kemal Derviş, ülke içinde gezilere çıkmaya başlamış ve bakmış ki, dağa taşa; ya "Önce vatan" diye yazılmış, ya "Ne mutlu Türküm diyene" diye...
Derviş, olaylara sadece ekonomik açıdan baktığı için, ünlü sloganların yazılı olduğu yamaçlara tek tek tırmanmış ve "Önce vatan"ın altına bir ekleme daha yapmış:
"Sonra Dünya Bankası."...
"Ne mutlu Türküm diyene"nin altına da şunu yazmış:
"Yahut dolarım var diyene"...
Kemal Derviş için bir fıkra daha... Sözde Kemal Derviş, Ankara'nın uyguladığı ekonomiyi; gündüzleri takma göz kullandığı için, kimsenin fark etmediği tek gözlü bir adama benzetiyormuş; akşamları yatarken takma gözünü çıkarıp, öyle uyuyan bir adama...
Maliye bürokratları:
- Evet ama, demişler; krize kadar pekala idare ettik durumu. İster tek gözlü, ister takma gözlü..
Derviş:
- Ancak, demiş, sonunda kriz çıktı işte... Neden çıktı kriz?
- Sizce neden çıktı?
- Çünkü geceleri takma gözünü çıkararak yatan tek gözlü adam; bir akşam takma gözünü çıkaracağına, yanlışlıkla gerçek gözünü çıkardı..
Militer kökenli bir siyasetçi, Kemal Derviş'e: - Biz, diyormuş, cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik sorunları Behçet Kemal'in şiirleriye aştık...
Ve bir örnek veriyormuş:
Yelelerinden tutup tarih denen arslanı
Diyelim hep beraber sahibin Türkü tanı.
Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı?
Arkasından da soruyormuş militer kökenli siyasetçi:
- Acaba siz de, aynı yöntemle aşamaz mısınız ekonomik sorunları?
Kemal Derviş:
- Olabilir ama demiş, şiiri azıcık değiştirmek gerek. Şöyle ki:
Yelelerinden tutup dolar denen arslanı
Diyelim hep beraber, "bizi de n'olur tanı"..
Doların güneşiyle dünya ufku ağardı
Şayet dolar kazansak; ne borç, ne kriz vardı.
Dolar her şey demektir, banka, bütçe, dış denge..
Dolarsız T.C olur, IMF'e son yenge.
Görüyorum burada bir hayli nane yenmiş;
Bu yüzden Kemal Derviş çarçabuk gelsin denmiş..
Kısa bir süre daha kurşun atın dolara
Sonunda her hergele vurulacak yulara
Pek bir merhem yoksa da, yetim öksüz dullara;
Yine de selam olsun, kazık yiyen kullara...