kapat

16.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Ronta yatmak
Jargonlar yıllara göre değişir. Bazı deyişler de...

Çocukluğumdaki "ne hakla otuzbeşe bakla", "Duyduk duymadık demeyin, balıkla yoğurt yemeyin", "Baylar bayanlar merdivenden kayanlar" masumiyetindeki espirili çığırtkanlıklar, yerini daha sonraki yıllarda işler ciddileşince "Kurtuluşa kadar savaş Osmanbey'de dur!" veya "Ey! bu topraklar için toprağa düşmüş asker, kalkta üstünü başını silk!" tarzı haması sululuklara bırakmışsa da sokak jargonunda cinsellik yerini ve önemini hep korumuştur kanaatimce.

"İkizlere takke", donsuz "kar"ı sevmek, "ronta yatmak" gibi cinsel çağrışımlar içeren demeler hızla gelişen şehirleşememe sürecinde yerini "tombul, tombul memeler" veya "kaytan bıyıklarımı sürsem nerelerine" model türkülü göndermelere bıraktıysa da röntgenlemenin kısaltılmışı olan "ront geçmek" ya da "ronta yatmak" fiilleri nesillerin favorisi olarak bence tarihteki yerini çoktan almıştır.

Röntgenleme fiilinin anlam ve önemi şüphesiz iç organlardan ziyade dış organları gözetlemeye yönelik olsa gerektir.

Gerekliliği bırakın, olması halinde, kalbe kuvvet, göze fer, evlere şenlik getirir ("Kana kuvvet, göze fer batna ciladır çorba", Tevfik Fikret!)

Röntgenleme genlerimizde mevcut meraklı bir eylemdir. Kimi, aldığı iyi aile terbiyesi mucibince kerhen sakıncalı ilan etmiştir. Kimi ise ronta yatagelmekte hiçbir sakınca görmemiştir.

Röntgenlemeler özel çaba gerektirir(di). Bu uğurda başa gelebilecek en fena şeylerden biri de filmlerde ve karikatürlerde sıkça kullanıldığı üzere çıktığı ağacın bindiği dalından tepesi aşağı yere çakılmaktır. Artık röntgenleme önce Batıda sonram bizim ellerde televizyon programı olarak evlerimize girdi ya, lafı oraya getirmeye çalışıyorum deminden beri.

"Biri bizi gözetliyor"... Gözetlenenin sanki biz olduğu çağrışımlı, yarışma bir süredir çoğumuzun dikkatini çekmekte.

Oysa adı "Biri bizi gözetliyor" olmasına rağmen "biz birilerini gözetliyoruz. "Timuti" nam Tan Sağtürk beyle soyadı Ahu Yahu (!) çağrışımlı Ahu Yağtu hanımın sundukları fakat asıl kahramanları TV'den mütemadiyen alt yazı olarak geçen ve artık 13 kişilik yarışma, aslında bir biçimde neresinden tutsan elinde kalacak görünümünde. Yarışmacıların seçiliş ölçülerinin ne olduğunu bilmeyenlerden biri de benim naçizane. Türkçeleri pek kıt mesela. Espirileri ise yerle yeksan; feci yani. Dedikoduları alçak sesle yapmalarına rağmen hepimiz duyuyoruz! Acayip tutuklar. "Sen de katılsan sen de tutulurdun" diyebilirsiniz. Deyin de cevabınızı alın. Katılmazdım ki!

Zaten asıl geleceğim nokta da yarışmacıların hal ve ahvali değil. Yarışmanın, kazanmak için yok etmeye, acımamaya yönelik gizli önermesini farkettiğimde olayın göründüğü kadar masum olmadığını ben de anladım. Hâlâ öğrenemediysek bir yandan ronta yatıp, bir yandan hayatın bu yanını öğreneceğiz demek. Kabahat kabahat üstüne. Oysa ki bizim nesil böyle mi yetişti. Hatta bizden bir sonraki nesil bile böyle yetişmedi. Ne demeli.

Seksen ve doksanlı yılların öğretisinin yarışma kılıfında enjeksiyonu diyebilir miyiz acaba?

George Orwell'in "1984" isimli romanını okuyanlar hatırlayacaklardır. Bu "gözetleme" hali romanın genelini oluşturur. Zaten orijinal yarışma "Big Brother"ın da fikir babası bu romandır.

George Orwell 1949'da yazdığı romanının kurgusunda 1984'ü hayal etmiş. Yıllar önce TRT'de izlediğimiz "Uzay 1999"un hayalinden bile önce (1999 yılındayken birçoğumuzun aklına gelmiş dalgamızı geçmişizdir). Yıl 2001... Durumlar o denli vahim değil henüz ama geçmiş zaman cihan hayali 2000'den de sonrasının insan ilişkilerinin tehlikeli boyutunu göstermiyor mu bize? "Anneciğim korkuyorum" diyerek örtünün altına girmek geliyor içimden. "Uyan da balığa çıkalım" deyip dışarda neler olduğuna dair kibarca uyarıyorsanız; o zaman ben kış uykuma devam etmek üzere izninizi rica edeyim.

Allah cümlenize rahatlık versin başka ne diyeyim.

Ayşegül Aldinç

aldinc@arti.net.tr

Faks: 0212 293 98 46


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır