İstanbul şans kapısının ardına kadar açık olduğu bir şehir. Güzelliği ise sadece tarihsel mazisinde değil, bu geçmişteki renkli sayfalarında yatıyor.
İstanbul'u anlatan ve yazanların büyük bölümü şehir ve insan tasvirlerinde abartılmış bir teveccüh ve nezakete yer veriyor. İltifatkâr ve süslü paragraflarla, özellikle Beyoğlu'na inanılmaz derecede yapılan "yağlama yıkama" beni çok şaşırtıyor. Yeniyetme, İstanbul ahkâmı kesen basın gülleri, Fenerbahçe ile Fener'i birbirine karıştırıp, birkaç fotoğraf ve 100 bin liralık kartpostalla geleceğe "Seka"lık hurda bırakıyor. "Sekal" ile "Saka"yı karıştıran cehaletin, 1800 kadınına sütyen giydirmesi, erotik "Kaymak Tabağı"nı Paşabahçe tabağı zannetmesi kültürün yarına nasıl filizlendiğini gösteriyor.
Siz hiç bir Fransız yazarın Paris'i anlatırken St.Denis'i pas geçip, sadece katedrallere daldığını gördünüz mü? Adamlar siyah jartiyerli gece kuşlarını, o yaşanan hayatın dışında tutmuyor. Hollandalılar Harlem'i hayatlarının bir parçası olarak görüyor. Çünkü alt katta Shakespeare okuyan "Beden işçisi", üst katlarda ise öğretmenler ya da sanatçılar oturuyor.
"Vurun Kahpeye" bana göre eski bir film değildir. "Aşifte, şıllık kahpe, vesikalı, sokak kadını, fahişe" ve yazmaya utandığım başka sözcüklerle, hem dil hem de ilişki kültürünü zenginleştiren toplum, bütün bunları sanki başkası yapıyormuş gibi ayıbının arkasına gizleniyor.
"Medeni Kanun" medenilerin işidir. Yaşadığını, yaşattığını saklayanların, sosyal tarihini gizleyenlerin ya da bastıranların kadınla erkeği eşitlemesi mümkün mü?
Bazen düşünüyorum; bu adamlar hiç mi "mektep" görmedi, hiç mi "üniversite"ye gitmedi? Bu, okul çağrıştıran sözcükler, "umumhane" yani genelev ile randevu evlerinin halk deyimiyle adıdır. Önce buradan "mezun" olacak sonra "master" yapacaksın.
"Beni bu işten mezun tutun" diyenlerin gençlik karnesi yoktur. Ya da "Hâl ve gidiş" iyi değildir.
Türkiye'ye ciddi tartışma getirdiklerini sanan ulema ve politikacı takımına bakın bakalım, takdim ettiklerinde ne kadar doğru sosyal hayat var? Yaşadığını saklayanlar aslında Türkiye'nin geçmişini saklıyorlar.
Onların bu ülkeye bıraktığı kültür mirasında hiçbir şeffaflık yoktur. Onlar "şeffaf Türkiye" isterler ama "şeffaf" değildirler.
Madam Manukyan'ın ölümü, aslında üstü kapalı bir hayatın yaşayışına son nokta olmadı. İş dünyasının onca birikimi ve aklına inat, "sermaye"si ile sektör yaratan Madam'ın Türkiye'de vergi rekortmeni oluşu, hem ekonomik, hem de sosyal bir derstir. Rakamlara sığmayan mirasında bu dersin notları var... Peki sektörün eskileri? Şimdi açalım defterleri...