Hayatın özünü üflemek
Viyanalı hocasının 'Dinlediğim, performansının yüzde 50'si. Bu nasıl bir mükemmellik' dediği flüt sanatçımız Şefika Kutluer, nefes vererek 'doğa denklemindeki' görevini yerine getiriyor
'Fantasies', Şefika Kutluer'in dünya piyasasında olan altıncı CD'si. Japonya, Çin dahil tüm dünya radyo ve TV'lerinde en çok istek alan parçalardan oluşuyor. Şef Rezuşa'nın yönetimindeki Slovak Filarmoni Orkestrası'nın eşliğinde çalan sanatçı ile "mükemmeliyet" üzerine konuştuk.
Şefika, bir parçayı iki kez aynı şekilde çalabiliyor musun? Mümkün değil gibi geliyor.
Şefika Kutluer: Doğru, aynı yorumu ikinci defa yapamam. Her seferinde değişik olur.
İki saniye evvel sen de başka oluyorsun, yorumun da. Kayıtlar sırasında ya orkestrada yanlış bir ses çıkıyor, ya teknik bir arıza oluyor kesiliyor ve tekrarlanmak zorunda kalınıyor. CD'ler montaj yapılarak bitiriliyor. Dinlerken kimse montajın farkında olmuyor. Ben CD'lerin bu şekilde yapılmasına karşıyım. Çünkü çalarken hissettiğin duygular bölünüyor. Gazete kupürleri yapıştırılmış gibi oluyor.
Bütünlüğünün olmadığını herhalde çok az insan anlıyordur. Önemli olan senin tatminin tabii.
Ş.K.: Bu yüzden benim için CD kayıtları çok zor geçiyor. Çünkü ben başladığım duyguda, aynı renklerle bitirmek istiyorum parçamı. Orkestranın benimle çalışırken yanlış yapmaması gerekiyor. Bir yanlış ses beni tedirgin ediyor. Baştan tekrar edilecek, başka çare yok. Benim bütün CD'lerim, konser gibi hiç bölünmeden baştan sona çalınarak, montajsız kayıt edilir.
Eşi Refik Kutluer (RK): Şefika'nın titizliği çok meşhurdur. O yüzden en iyi orkestralarla çalışır.
ŞK: Bende aşırı bir mükemmeliyetçilik var. Kendimi çok fazla hırpalıyorum. Kayıt sürecinde uyuyamıyorum.
RK: 70 dakikalık bir CD bu. Toplam kayıt süresi dört gün. Sabah on, akşam on. Herhalde yetmiş saat ediyor kayıt süresi. Şef Rezuşa, aynı zamanda aranjeleri yapan dünya çapında bir besteci. Müthiş bir kulak. O, orkestranın diğer teknik adamları ve Şefika oturuyorlar, yaptıkları kaydı dinliyorlar. Hepsi "mükemmel, harika" derken Şefika "Hayır, olmadı" diye itiraz ediyor. Birkaç dinlemeden sonra onlar da fark ediyor neden olmadığını. Bunlar sıradan insanlar değil. Onlar bile farkedemiyor önce. Sonra aynı kayıt baştan sona tekrarlanıyor.
Onları rahatsız etmeyen, seni rahatsız eden şey ne?
RK: O kadar ince bir detay ki bu. Mükemmelle biraz öncesi arasındaki aralık... Şefika işte onu hissediyor.
Çaldığın hikayedeki duygunun bölünmüşlüğünü, onların hissetmemesi gerginlik yaratıyor olsa gerek.
ŞK: Gerginlik değil yorgunluk oluyor. Bir de kuraldır, ikinciden sonra tekrarlandıkça bozulur. Bu da çok tehlikeli bir şeydir bizim için. Onun için müzisyenlerle ve teknik ekiple çok iyi anlaşmak lazım ki fazla tekrar yapmadan bitirilsin.
RK: Mükemmeli 100 ile ifade etsek, mükemmel bir eser yaratmak için herkes sıfırdan başlamak zorunda olsa, 100'ü ona bölsek, her on birim için belli bir çalışma lazım olsa, ilk yedi birim için birer hafta çalışmak gerekiyorsa, sekizinci on için bir ay çalışmak gerekiyor. Dokuzuncu on için bir yıl çalışmak gerekiyor. 99'dan 100'e geçmek için gereken o bir birime bazen bir ömür bile yetmiyor.
ŞK: Viyana'da talebeyken de böyleydim. Ben ne orkestrada, ne de çalıştığım teknik insanlarda hata kabul ederim.
n O istediğin mükemmellik nasıl bir şey?
ŞK: O, bazen eserin içinde bir ses tonudur. Oranın güzelliğini verecek bir renktir. Onu elde etmek için belki yedi ay uğraşırım. Aylarca sırf o geçişteki o sesi çıkartmak için çalışırım. Belki sinirden, belki heyecandan odada çıkan o ses, konserde çıkmaz.
Flütten çıkan ses sevgiyi hatırlatır
Mükemmeliyetçilik için bu kadar acı çekiyorsan, doğadaki, hayattaki ya da bir insandaki mükemmeliyetle bir kıyaslama yaptığında, ne hissediyorsun?
ŞK: Yaratandan dolayı bütün güzelliklere hayranım. Yaratılmış olan her şey çok mükemmel. Benim kendi çabalarım o kadar az ki. Kendimi doğanın içinde çok aciz hissediyorum. Bu kadar çalışmayla ben, doğadaki o muhteşem yaratılmışlıkların içinde çok ufak bir zerreyim, bir kum tanesiyim. Bunu hissettiğim an Allah'a o kadar minnet duygusuyla teşekkür ediyorum ki. Yarattıklarının birbirine olan ihtiyacı, bir şeyin öteki olmadan olmazlığı... Bunlar nasıl bir denklemdir? Bu güzellikleri gördükçe de, nefes aldıkça da, flütümü çalarken o ufacık nüansı yakalamak da benim görevim.
İşte anahtar kelime: Görev.
ŞK: O, birkaç saniyelik bir ses ama ben on sene de olsa çalışıp o rengi çıkartmak zorundayım. Ama yine de acizim.
RK: Mükemmeliyetçi insanlar migren hastası oluyorlar.
Flüt çalmak, nasıl bir iş?
RK: Nefesi, bir yüzücü, bir maraton koşucusu veya dalgıcınkine eşdeğer. Flütçünün yaptığı iş ciğer işi. Şefika da çok iyi yüzücüdür zaten.
ŞK: Doktor arkadaşlarımız ciğerlerinle çok oynuyorsun diyor.
RK: İşe yeni başlayan flütçüler bayılıp yere düşerler. İki üç kere ateşi üfleyin, ne olursunuz? Flütte de öyle.
ŞK: Ben düşmedim. Bilinçli başladım çünkü. Bana her zaman Allah inancım yardım etmiştir. CD'lerin kayıt zamanında insanüstü bir güç sarfediliyor. Sonunda yatağa düşüyorum. Altı kilo birden veriyorum. Sonra migren krizleri...
Bu, Şefika Kutluer CD'lerinin dünyada neden iş yaptığını açıklıyor.
RK: Teknik çalışmayı başkası da yapar. Aynı flütle bir başkası aynı sesi çıkaramaz.
Çünkü nefes de kimliğimizin bir parçası, hiç kimseninki diğerine benzemiyor.
ŞK: Piyanistlerin tuşeleri de farklıdır ama nefeste başka bir farklılılık var.
Çünkü nefes hayatın özüdür. Tanrı, insanı yaratınca kendi nefesinden üfledi. Dolayısıyla bizim içimizde O var. Sen flüte üflediğinde belki de O'nu oraya aktarıyorsun, çıkan ses belki o yüzden daha ilahi geliyor insana. Öyle mi?
RK: Flüt, ellerle bütünleşiyor, dudağa, ağız boşluğu, gırtlak, nefes borusu, diyafram dolayısıyla vücudun tümü bir enstrüman aslında. Madem ki her insanın vücudu başka, sonuçta çıkan ses de başka oluyor.
ŞK: Flütte dünyada çok meşhur olmak güzel ama bu flütün bir görevi olmalı. O da sevgiyi yayma hizmeti. Bu flütten öyle bir ses çıkmalı ki, içimizdeki sevgiyi insanlara hatırlatmalı. Sevginin kimyasıyla doldurmalı insanların içini. Flüt yoksa görevini yapmamış olur.Hata kabul etmem, stresten uyuyamam
Sabah altıda kalkp bir iki saat egzersiz yaparım. Ciğerlerimi açmam, diyaframımı, ellerimi, dil kaslarımı çalıştırmam lazım.
İyi bir kahvaltı yapıp gece 12'ye kadar bir daha yiyip içmem. Mide çalarken boş olmalı.
Stresten uyuyamam. Dün bunlar bunlar olmadı, burada çıt çıktı diye sinir harbi oluyor.
Flütü elime aldığım andan itibaren hata olmaması lazım. Olursa kendimi yiyip bitiririm.
Nuriye Akman
nuriyeakman@hotmail.com
|