İçinde kıvrandığımız krizin adı bankacılık krizi. Ekonominin ihtiyacı olan parayı IMF anlaşmasından dolayı Merkez Bankası'nın verememesi krizin başlangıcı ve sürükleyicisi oldu. Şimdi krizden çıkış yolunu arıyoruz. Bunun için bir sorumluyu ve bürokratları atadık. Çalışmalar yapılıyor. Ancak üçlü koalisyondan oluşan siyasi otorite radikal adımları atmakta zorlanıyor. Bu nedenle yeni ekonomik paket geciktikçe gecikiyor. Kriz de derinleşiyor.
Çıkışta ilk atılması gereken adımın kamu bankaları başta olmak üzere bankacılık sektöründe olmasında hemen herkes hemfikir.
Yalnız bunun için belli bir kaynağın bulunması ve kamu bankalarının açıklarının karşılanması gerekiyor.
Yani piyasaların çalıştırılabilmesi için Merkez Bankası'nın geçmişte olduğu gibi bu piyasalarda aktif biçimde işlem yapması ve gerekli likiditeyi sağlaması lazım.
Yurtdışından kaynak gelse de, yurtiçinde istenen TL'nin verilmesi nedeniyle para arzı genişleyecek. Dış kaynağın gelmemesi halinde bu kez ya vergi ya da banknot matbaasının çalıştırılması yoluyla para arzının artırılması gerekecek. Yani nereden bakılırsa bakılsın para arzının artırılması zorunlu.
Para arzını da enflasyondaki artışın izlemesi beklenebilir.
Bu durumda piyasaya verilen paranın yeniden Merkez'e geri çekilmesi en iyi yol. Hem Merkez Bankası belli bir kaynağı bankacılık sistemine tahsis edecek hem de bu kaynağın enflasyona etkisini azaltabilmek için geri çekecek. Bunun için de elinde ters repo yapacak enstrümanın olması lazım.
Merkez Bankası'nın bu konumu ve davranış tarzı geçmiş iki krizde ortaya koyduğu tarzdan oldukça farklı. Piyasalardaki şişkinliği yavaş yavaş alan, işi rayına oturtan küçük müdahalelerden oluşmuş bir yol bu.
Tıpkı uçurtma teorisinde olduğu gibi. Eğer uçurtmanın ipini gergin tutarsan rüzgar bu ipi kopartır. Çok bol da bırakırsan yere düşer. Aradaki altın dengeyi bulursan uçurtmanın havada kalma süresini uzatırsın. Uçurtmanın ipinin belli bir gevşeklikte tutulmasını, gerektiğinde çekilmesini ve gerektiğinde bollaştırılmasını ise rüzgarın hızı ve yönü belirliyor. Küçük küçük hareketlerle rüzgara teslim olmuş gibi görünürken aynı zamanda kontrolü de elinde bulunduruyorsun ve havada kalmanın yolunu yakalıyorsun.
* Sonuç- "Ne ileri gitmeli. ne geri kalmalı" Çin Atasözü
Devletin hangi sektörden ne kadar kaynak çektiği de belirleyici oluyor. Kamu kesimi yaptığı halka arzlarla 94 krizine kadar borsadan kaynak çekiyordu. Krizden sonra bu iyice azaldı. Borsada dönen paranın hiç gelmemek üzere çekilmesi aracıların komisyonunu düşürüyor. Özel sektör halka arz yapsa bile, çekilen paranın bir bölümünü tekrar borsaya sokabiliyor.
Kamu kesiminin borçlanma gereğinin giderek tırmanması ve bu açığın finansman biçimi banka krizine yol açtı. Bir de bankaların bağımsız denetime kavuşması 2000'in Eylül'ünde mümkün olabildi.
İlk kez sermaye piyasası aracıları bankalardan dayanıklı çıktı.
Bunun nedenlerinden biri siyasi otoritenin ekonomik istikrarı sağlamadaki niyet gevşekliğiydi.
Bürokrat değil, memur arayışı ve 'emrederim yapar' yaklaşımı da tepe noktalara yönetici bulmayı zorlaştırdı.
Ancak can alıcı nokta kriz sonrasında kendini sorumlu hissederek istifa eden Merkez Bankası eski başkanı Gazi Erçel hakkında aynı günlerde soruşturma açılmasıydı. Son anda bu soruşturma durduruldu. Ancak bürokrat arayışı sürerken böyle bir hareket çok anlamsız kaldı. Eğer bir suç görülüyorsa bunu görevdeyken yapmak gerekmiyor muydu?