Haberi dün izlemişsinizdir: Aydın'da polisler, cezaevi yöresindeki evlerde arama yapıyorlar. Girdikleri bir evde yurttaş Resul Aydemir "Arama izinlerinin olup olmadığı"nı soruyor. Bunun üzerine polisler Resul Aydemir'i feci şekilde dövüyor ve yurttaşımız kaldırıldığı hastanede ölüyor.
Ben de bu köşeden Devlet bakanı Sayın Kemal Derviş'e soruyorum: "Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Bazı kişilerin, bu soruyu Kemal Derviş'e yöneltmemi haksız bulacaklarını ve konuyu İçişleri Bakanı'na sormam gerektiğini düşüneceklerini biliyorum elbette.
Ama ben özellikle, bile bile ve dikkat çekmek için Kemal Derviş'e soruyorum.
Sadece bununla kalmıyor, Silopi'de kaybolan ve kendilerinden hiçbir haber alınamayan HADEP yöneticilerini de Sayın Derviş'e soruyorum.
Çünkü bu soruların, içinde bulunduğumuz krizle ve Türkiye'nin geleceğiyle yakından ilgisi var.
Çok değerli bir insan olduğunu bildiğim, saygı ve sevgi duyduğum Kemal Derviş, sadece ekonomik göstergelerle ilgilenir ve bu ülkenin "insan" boyutunu unutursa hiçbir şey yapamaz.
Yokuş aşağı gitmeye devam ediyoruz. Ve her geçen gün biraz daha anlaşılıyor ki, içinde bulunduğumuz durumu "ekonomik kriz" sözleriyle açıklamak olanaksız.
Bu, ekonomik bir kriz değildir.
Ekonomideki yangın, hastanın yükselen ateşidir belki ama hastalığın kökü başka yerdedir.
Türkiye bir türlü dünyalı olamıyor.
Olmamakta diretiyor.
Neredeyse dünyaya meydan okuyor.
Ne İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni kabul ediyor, ne Kopenhag Kriterleri'ni.
Ankara; adalet, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kültürel haklar, birey onuru gibi evrensel değerlere karşı amansız bir mücadele veriyor.
Herkesi sindirmek ve korkutmak prensibine dayalı bir düzen bu.
Medyanın yazmadığı şey yok olur sanıyorlar.
İnsanoğlunun vicdanına ve etik kurallara karşı çıkıyorlar.
Yolsuzlukla, soygunla, işkenceyle, insan hakları ihlalleriyle dolu uzun yılların sonunda da koskoca ülke işte bu noktaya geliyor.
Duvara çarpıyor.
Ama Ankara'nın hâlâ anlamadığı birşey var: Dünya 1970'ler dünyası değil.
Güçlü ülkeler, milyarlarca insanı "tüketici" haline getirmek için, diktatörlüklere değil tam tersine, açık ve şeffaf demokrasilere ihtiyaç duyuyor.
Böylesine saydam bir pazar arayışı içindeler.
Türkiye bu kalıplara uymuyor.
Çoğulcu, katılımcı demokrasiye geçene kadar da başını duvarlara vurmaya devam edecek.
Ne yabancı sermaye gelecek ülkeye, ne de dişe dokunur bir dış destek.
İşte bu yüzden başarılı olmasını yürekten dilediğim sayın Kemal Derviş'e soruyorum: Aydın'daki olay hakkında ne düşünüyor ve ne yapıyorsunuz?
Çünkü ekonomik programınızın başarısı buna bağlı.
Türkiye er ya da geç dünyayla bütünleşecek: Ama ya aklı ile başaracak bu işi ya da kafasını gözünü yara yara.