kapat

16.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Yine içimize bakıyoruz!

Kafalar karışık.. Bir yandan ekonominin bu içinden çıkılmaz hale gelmesinde rolü olan hükümet üyelerinin istifa etmeyişine kızıyor, bir yandan acil önlemler paketinin neleri çözebileceğini araştırıyor, bir yandan korkunç bir doğru orantıyla işsizliğin ve hayat pahalılığının aynı anda artışına (veya ters orantıyla maaşların değerinin düşüp pahalılığın artmasına) yanıyor, öte yanda Adalet Komisyonu'nda cereyan eden Medeni Kanun rezaletine ağzımız bir karış açık bakakalıyoruz.

Çok sıkıntı, bunalım, kriz gördük ama hiç bu kadar kördüğüm olmamıştık, Allah yardımcımız olsun! Sadece sabır konusunda değil, beyinlerimizi inadına daha hızlı çalıştırmamız, dimağlarımızı dingin tutmayı başarmamız ve bütün bu konuları çözümleyerek geride bırakmamız için de yardımcımız olsun!

Görüldüğü gibi başımızda o kadar çok iç sorun var ki istesek de, istemesek de hep içimize bakıyoruz.. Ve bu arada Ermenisi, Fransızı, Kürdü, Yunanlısı, Rusyası'yla güçlü bir ittifak aleyhimizde bin türlü yalan ve iftirayla hızla yol alıyor.

Adeta gizli bir 3. Dünya Savaşı yaşanmakta.

Fransa'da Galatasaray maçında Türkler'e yapılanlar ve olayların gerçek yüzünün elbirliğiyle örtbas edilerek yine Türkler'in suçlu çıkarılması, dünyaya bu şekilde yansıtılması da bizim hâlâ sürdürmekte olduğumuz yanlış politikaların ve ihmallerin bir sonucu..

Dikkat çeken iki noktadan biri, gerçekten de Fransız medyasının tutumuyla bize güzel bir ders vermesi. Umuyoruz Türk televizyon kanalları ve basını her şeyin "reyting" ve "tiraj" demek olmadığını, yayıncılığın önemli bir milli sorumluluk da gerektirdiğini bu olayla anlamışlardır.

Diğer nokta ise maça gidecek Türk seyircilerin olaylara neden olmamak için tezahürat yapmamaları, hatta Türk olduklarını fazla belli etmemeleri konusunda önceden çok ciddi şekilde uyarılmamaları. Bunlar hep organizasyondan ne kadar uzak oluşumuzun birer göstergesi değil de nedir?

Ermeni soykırım teklifi Fransız Parlamentosu'ndan geçeceği günlerde Ermeniler'in yoğun faaliyetine karşılık biz oradaki 300 binden fazla vatandaşımızın doğru dürüst bir protesto yürüyüşü yapmasını da aynı organizasyon eksikliği nedeniyle sağlayamadık. Bu eksiklik sonucu Fransız basınında sesimizi duyuracak baskıları, onlar gibi oluşturamadık.

Şu anda, bu konuların tüm çözümünü devletten beklemek yerine kendileri birşeyler yapmak için çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. Hepsi tek tek kendi içlerinde uğraşıyor ama biraraya gelerek en kısa zamanda neler yapılabileceğini düşünüp, örgütleyemiyorlar.

Oysa Türkiye'de bu konuda konferanslar vermekte olan yabancı tarih uzmanları da, örneğin sanayicilerin, işadamlarının birlikte çalıştıkları Avrupa ve Amerikan şirketlerinin ne kadar etkili olabileceğini ısrarla vurguluyorlar.

TÜSİAD gibi etkin bir sivil kuruluşun öncülüğünde işadamları, basın ve dernekler birleşebilir, yerli ve yabancı uzmanların diğer ülkelerde vereceği konferanslarla, planlayacağı etkinliklerle, arşivler konusuda oluşturulacak baskılarla Ermeni soykırım iddiaları çürütülebilir. Belli bir ülkeyi muhatap almadan gerçekler dünyaya anlatılabilir. Uluslararası Adalet Divanı'na gidilebilir.

Bunun neden yapılmadığı, Dışişleri'nin ise bu konularda sonradan yaptığı protestolar dışında ne ile meşgul olduğu kocaman birer soru işareti!

Bir soyadı sorunu
Böyle bir ilginç sorun var ortada. Önce Doktor Ergon Mengi ve oğlu İlker Mengi'yle bir akrabalığımız olmadığını yazdım, şimdi de Turban Kuşadası Marina eski müdürü Haydar Mengi çıktı. Bunu soran olmadı ama hakkında 5 ayrı tutukluluk kararı olduğu için ben peşin peşin yazayım.

Uzaktan yakından hiçbir akrabalığımız yoktur. Durum sadece isim benzerliğinden ibarettir. (Bu gidişle burada ayrı bir köşe açmam gerekecek bu iş için galiba!)

Kalitesizlik diz boyu..
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün durumuna bakarak üzüntü duyuyorum artık.

Adalet Komisyonu'ndaki MHP ve FP'li üyelerin, yapılacak Medeni Kanun değişikliğinde, evlilik süresince edinilen mallarda eşit paylaşımı öngören "mal ortaklığı rejimi"ne itiraz etmeleri bekleniyordu ama bu kadar kalitesiz iddialarla bakanın karşısına çıkabilecekleri de düşünülmemişti şüphesiz.

MHP'li Bıçakçıoğlu'nun "Adam müteahhit, 100 milyar alıyor. Karısı öğretmen, 220 milyon maaş alıyor. Bunların aldığı ev kimin?" sorusu, "Nerede öyle karı, öyle karıyı bul, bütün malımı vereceğim" sözleri, bir başka MHP'li veya FP'li milletvekilinin "60 yaşında bir adam, 20 yaşında bir genç kızla evlenir ve ayrılırsa malını mı versin?" diye sorması sadece komisyonun değil bugünkü meclisimizdeki kalitenin de ipuçlarını vermek açısından ilginç konuşmalardı.

Özellikle son soru bana Marilyn Monroe'nun bir filmindeki diyalogu hatırlattı;

Adam kadına "Bu kadar zengin olmasam benimle yine evlenmek ister miydin?" diye soruyor.

Kadının cevabı "Ben bu kadar güzel ve genç olmasam sen benimle evlenmek ister miydin?"

Şimdi tabii ki Türk kadınları, kadından -ki buradaki konuşmalar kendi eşleri hakkındaki düşüncelerini açıkça ortaya koyuyor, önce onların karşı çıkması gerekir- "karı" diye sözedebilen bu beylere "herif" diyerek onlarla aynı düzeye inmezler. Ama şu soru sorulabilir;

"Be adam bunun aksini adil bulmuyorsun da, 60'lık birinin hem 20 yaşında kızla evlenmeyi düşünecek kadar kafayı yemesi, hem de aynı zamanda malını, mülkünü kaçırması sence adil midir?"

Adalet Bakanı davranışında yerden göğe kadar haklıdır. DSP'li kadın milletvekillerinin daha ilk itirazda (hem de böylesine ipe sapa gelmez itirazlarda) hemen yelkenleri suya indirirerek "paylaşmalı mal ayrılığı" rejimine geçmek istemeleri ise onlarca yıllık emeği hiçe sayarak Medeni Kanun Tasarısı'nın belkemiğini kırmalarından başka birşey değildir. Aslında bu durumda sadece DSP'li değil, meclisteki tüm partilerden kadın milletvekillerinin birlikte itiraz ederek Bakan Türk'e destek olmaları, siyaseti bir yana bırakarak 30 milyon kadını (ve gelecek kuşakların kadınlarını) düşünmeleri gerekiyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır