kapat

16.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Dürbünün öbür ucundan bakmak..

Dürbünle baktığınızda cismi nasıl görürsünüz?.. Aklınıza ilk gelen şeyi, hemen söylemeden bir iki saniye düşünürseniz eğer, doğru yanıtı bulabilirsiniz ancak..

Hangi ucundan baktığınıza bağlı..

İnce ucunu göze, kalın tarafı cisme yönelikse, olduğundan büyük gösterir. Dürbün de zaten bunun için yapılmıştır. Bu yüzden "Dürbün" deyince herkesin aklına, "Cisimleri olduğundan büyük gösteren alet" gelir..

Oysa bunun tam tersi de doğrudur. Kalın ucunu göze, ince tarafını cisme doğru tuttunuz mu, cisim olduğundan küçük görürsünüz. Ama bunu kimse aklına bile getirmez. Çünkü, dürbünün küçük göstermek gibi bir işlevi olmadığından, bu işe de yaradığı kimsenin aklına gelmez. Dürbüne kalın ucundan kimse de bakmamıştır zaten..

***

Yavuz Donat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Fuat Miras ile konuşmuş. Miras anlatmış. Yavuz da destek çıkıyor..

Almanya'da devlet ait 22 bin araç varmış. İngiltere'de 14, Japonya'da 12 bin..

Türkiye'de ise, 100 bini nakliye, 100 bini binek olmak üzere, 200 bin..

Miras ve Donat birlikte, Kemal Derviş'e soruyorlar:

"Dünya Bankası Genel Başkan Yardımcısıydınız.. Kaç mersedesiniz vardı, kaç makam şöförünüz, kaç sekreteriniz, kaç odacınız?.."

Devam ediyorlar. "Makam şöförlerine ödenen para 450 trilyon lira.. Devlette 300 bin odacı, 170 bin telefon var.."

Özet.. En büyük hortumcu devlet..

Dürbünün o tarafından bakınca, gerçekten öyle..

Peki ama öbür tarafı..

***

Mekteb-i Mülkiye'de iken, her mayısta inek bayramı yapardık. Mali ve İdari Şubeler birbirlerine savaş ilan ederlerdi.

Mali Şube, Para'nın simgesi idi.. Biz onlara "Tahsildaran" derdik.. İdari Şube ise Fors'un.. Onlar da bize "Tellakiyun" diyorlardı.. "Tellaklar.."

Niye.. Tellaktık biz.. Parasız ve çıplak olduğumuz için..

Bu ülkeye memur yetiştiren fakültenin kendi öğrencileri, kendi geleceklerini böyle yorumlardı işte.. Parasız ve çıplak..

Tellakların tek övünçleri ise, makamlarının forslarıydı..

Cebinde paran olmazdı ama, forsun olurdu. Sana bir lojman verirdi devlet.. Belli bir makama yükseldin mi de, makam arabası..

Mekteb-i Mülkiye tüllabının önüne asılan havuç, işte buydu..

***

Şimdi Fuat Miras dostum, Yavuz kardeşim..

Bu ülkede en kıdemli Vali, 1200 dolar maaş alıyor bugün.. 1 milyar lira civarında..

Alın elinden konağını.. Alın elinden makam arabasını..

İstanbul'da valinin oturacağı ve kentine gelen yerli ve yabancı konuklarını ağırlayacağı bir daireyi, tüm maaşı ile tutmaya ve idame ettirmeye imkanı var mı?. Bu maaşından para biriktirip, valiye yakışır bir araba sahibi olabilir mi?.

Bu arabanın (Vali ne kadar dolaşır düşünün) benzin parasını karşılayabilir mi?..

Vali.. Kentin en büyük sivil memuru, makam sahibi..

Ya ondan daha küçük makamdakiler?..

Amerika, İngiltere, Almanya ve Japonya'da, ilin, eyaletin eğitim işlerinden sorumlu kişiler ayda ne kazanıyorlar, bizim Milli Eğitim Müdürü ne alıyor?..

Bu Müdür, maaşı ile İstanbul'da, devletin ona verdiği makama layık bir ev tutabilir mi?.. İstanbul'un tüm okullarını dolaşacak otomobil, benzin alabilir mi?.

Ya Tapu Müdürü?.. Dağ taş dolaşacak. Bir jip lazım en azından.. Hadi alsın..

Bizde profesör 700 dolar alıyor.. Amerika'da, İngiltere'de, Almanya ve Japonya'da ilkokul hocaları ne alıyor, Miras ve Yavuz soruşturmuş mu?.

Bir yargıç, Mülkün, yani devletin temeli yargıç 700 dolara çalışıyor ülkemizde.. Ahırdan beter salonlarda.. Binlerce toz dolu dosyanın yarattığı en olumsuz koşullarda.. Günde yüzlerce dosyaya bakarak..

Ya Amerika, İngiltere, Japonya, Almanya'daki yargıçlar, hangi koşullarda ve hangi maaşlarla çalışıyor, Miras ve Yavuz incelemiş mi?.. Dünyanın hangi ülkesinde, makam şöföründen, çayını getiren çaycıdan daha az para alan Genel Müdür var?.. Dikkat buyurun, memur değil, Genel Müdürden söz ediyorum.. Sendika grevle, mrevle aylıkları roketlemiş.. Zavallı memur nerelerde kalmış..

***

O göze çok batan, lojman, binek arabası, servis aracları, telefonlar, dilenci maaşı ile çalıştırılan memurun tek lüksü, bu ülkede devlet memurluğunun tek cazibesidir. Bunları da kaldırdınız mı, bu devlet için çalışacak adam bulamazsınız, gerzekler, yeteneksizler, beceriksizler ve en seçme "Başka hiç bir halt olamayanlar" dışında.. Bir de memurluğu rüşvet kapısı diye seçen ahlaksızlar tabii.

***

Devlet tüm lojmanları, makam ve servis araçlarını, telefonları, hatta öğleleri verdiği yemekleri dahi kaldırsın..

Bizi Amerika'ya benzetsin.. Kabul ediyor, elimi kaldırıyorum..

Ama önce memura, Amerikalı meslekdaş ve makamdaşının verdiği, refah düzeyini sağlayacak parayı vermek kaydı ile..

Memurun her ay başı ne aldığına bakmadan, ona, şöyle veya böyle sağlanan, o da zaruri, zorunlu yan faydalara göz dikmek eğer, dürbünün sadece bir ucundan bakmak değilse, nedir Yavuz?..

Hadi bunu tartışalım şimdi?..

***

Doğru olan, dürbünün bir ucundan bakıp büyük, öte ucunu tutup küçük görmek değil, çıplak gözle gerçeğe bakıp, çözüm aramak ve üretmektir!..

Savaşta nerdeydin, Baba?

Amerikalıların şirin bir deyişleri vardır, sonradan ortaya çıkan kahramanlar için..

"Where were you at the war, Daddy/ Savaşta nerdeydin baba" derler.

***

Galatasaray Milan ile en hayati maçlarından birini oynar ve tarihinde ikinci kez çeyrek final yolunu ararken, Fatih Terim Türkiye'deydi. Galatasaray'ın efsanevi hocası çocuklarının bir büyük başarısını daha izlemeye gelir sanılıyordu.

Gelmedi.. Bodrum'a gitti. Maçı Ali Şen ile çilingir sofrasında karşıladı.

Neden?..

Çeyrek Final Fatih'in ulaşamadığı bir Şampiyonlar Ligi aşamasıydı, ondan mı?..

Fatih Terim, Fiorentina'dan istifa etmeden önce Milan ile anlaşmış, geleceğini garantiye almıştı. Şimdi, gelecek yıl başında olacağı takımla, Galatasaray karşılaşırken, tribünde nasıl oturacaktı?..

Milan'ın golüne sevinse, sezon başındaki hatası yüzünden zaten kırdığı Galatasaray camiasını iyice kaybedecekti.

Galatasaray'a moral verse, stada gelişi ile seyirciyi coştursa, meşhur Köln maçı öncesinde eski Hoca Jupp Derwall'in, yeni Hoca Mustafa Denizli ve çocukları için yaptığı moral ve destek şovunun benzerini sahnelese, yeni patronlarını fena halde kızdırmaz mıydı?..

O zaman, en doğru şey, hiç ortada görünmemekti.

***

Bakın bir profesyonel olarak Fatih'in bu tutumunu doğru buluyorum.. O zaman niye yazıyorum..

İçimde bir ukde var..

Bir zamanlar Fatih Galatasaray hocasıydı. Sezonun son maçına, şampiyonluğa çıkmıştı. Galatasaray birbiri ardına golleri sıralıyor, her golden sonra stad hoparlörlerinden insanı fıkır fıkır yerinden fırlatan bir müzik yayınlanıyordu. Biz Galatasaray'ın efsane başkanı, bugünkü Galatasaray'ın temellerini atan Alp Yalman ile yan yana izliyorduk maçı, seyircilerin arasından.. Her golden sonra da onlar gibi zıplayıp, dans ediyorduk. Meğer maçı nakleden Show Tv görüntüyü yakalamış. her golden sonra bizi verirmiş..

Fatih Hoca maçtan sonra konuştu: "Onların dans ettiklerine bakmayın. Galatasaray kaybetsin diye dua ediyorlardı içlerinden" diye..

O zaman yazmıştım..

"Yapma Hocam" diye.. "Sen yolcusun.. Yarın bir başka takımın başına geçer, Ali Sam Yen'e Galatasaray'ı yenmeye gelirsin. Biz hancıyız.. Hep buradayız!.."

Galatasaray, Milan ile oynarken, ben gene hem de tam ayni koltuktaydım.. Peki sen nerdeydin, hocam?..

***

Telsim, ünlü reklamda Fatih Hocayı fena halde harcamış. Gerçi Fatih reklam tam yayına girerken Floransa'yı terkederek Telsim'i harcadı ya..

Düşünün.. Deliler gibi sevdiğiniz, üzerilerine titrediğiniz iki kızınızdan ilk defa, kilometreler ve sınırlar dolusu ayrı, tek başınıza bir doğum günü kutluyorsunuz. Kızınız telefonla sizi arıyor. Onu ve kendinizi teselli ederken balkona çıkıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz.. Hayatınızın en güzel sürprizi.. Mahalleli kapıya toplanmış.. En önde de, dünyanın öbür ucunda sandığınız kızlarınız. Gizlice, sessizce gelmişler size bu muhteşem sürprizi yapmak için.. Meğer kapının önünden cep telefonu ile ararlarmış sizi..

Söyleyin ne yaparsınız?..

Lütfen söyleyin..

Merdivenlere saldırmaz mıydınız, göz yaşları içinde, kızlarınıza biran önce sarılmak, onları öpücüklere boğmak için.. İmparatorlar demek, balkondan halkı selamlarlarmış mağrur mağrur, o duygu, o heyecan, o coşku sağnağında..

Benzinli yemek!..
Bundan sonra yemeklerinizi benzinli yemeye hazır olun.. Şaka etmiyorum.. Oynatmadım da.. Önceki gün Berrin Cankat Beyefendiyi(!) okuyorum, Milliyet'te..

Fransa Kralı 1. Fransuva hazineyi boşaltmış. Acil para gerek. Çare vergi.. En hızlı vergi, en çok tüketilen maldan elde edilir. Tuza vergi koymuş, Fransuva.. Halk "Soframızdan tuzumuzu çaldılar" diye ağlarken, Fransuva kızını evlendirmiş.. Hem de nasıl dillere destan, nasıl masraflı bir düğünle..

Halk demiş ki, "Bu düğün bizim tuzumuza mal oldu.."

O gün bugün, Fransa'da birşey çok pahalıya mal olursa "Tuzluya patladı.. Tuzluya çıktı" lafı dillere yerleşmiş. Ordan başka dillere, bu arada Türkçeye de geçmiş..

Yemek tuzluya çıktıysa, kimsenin aklına, ahçının tuzu fazla kaçırdığı gelmiyor..

Mecaz anlam, esas anlamın önünde..

Ama artık bu karışıklık da kalmayacak. Tam ben Berrin Beyi (!) okurken NTV'de haberler başladı.. Krizden çıkma ekonomisinde ilk akla gelen şey, acil vergi. En acil vergi de benzinden toplanır. Yüzde 45 zam yapacaklarmış..

Jöton düştü herhalde..

Artık yemeklerimiz tuzluya değil, benzinliye çıkacak!..

Hay hay!..
Ermenistan Cumhuriyeti baklayı ağzından çıkardı sonunda..

Kars'ı ve Ardahan'ı istiyorlarmış..

Hay hay..

Buyursun, gelsin, alsınlar!..

TEBESSÜM
Fıkra Alper Eğmir'den

Hazır kart: Ben Özgürüm

Yeşil Kart: Ben hastayım

Master Kart: Ben zenginim

Green Kart: Ben Amerikalıyım

Mavi Kart: Ben yolcuyum

Bonus Kart: Ben arsızım

Taksit Kart: Ben borçluyum

Sarı Kart: Ben masumum

Kırmızı Kart: Ben ölmüşüm.

SEVDİĞİM LAFLAR
Paran varken bağımsız olmak kolaydır. Hiçbirşeyin yokken bağımsız olabilmek ise, Ulu Tanrının sınavıdır.

Mahalia Jackson (1911-1972)

BİZİM DUVAR
Derviş'in ilk mucizesi gerçekleşti. Sabah 6.30'da bürokratları topladı.

Hakan&Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır