Filmi beklediği gibi övülmeyen bir yönetmenle o filmi olumsuz biçimde eleştirmiş bir yazar arasında, hele telefonda nasıl bir diyalog oluşabilir? Gergin, soğuk, kırıcı dersiniz, değil mi?
Ama öyle olmadı. Sinan Çetin'i o kadar uzun zamandır tanırım ve aramızda her zaman atışmayla karışık öylesine düzeyli bir diyalog oluşmuştur ki... Bu sanırım o telefon konuşmasına da yansıdı. Ben filmde beğendiğim ve daha çok beğenmediğim yerleri anlattım. Bir kısmına katıldı, ama genelde "filmini sevmeyen ve anlamayanlara karşı" belli bir kızgınlık içindeydi. Bir filmin nasıl güç koşullarda ortaya çıktığını bildiğim için, bunu anlayışla karşıladım.
Sinan Çetin'le ve diğer Türk yönetmenleriyle ben ve diğer eleştirmen arkadaşlarım arasında, çoğu zaman fikir farklılıklarına, tartışmaya, çekişmeye dayanan, ama temelde uygar bir diyalogun hep sürmesini dilerim. Başka çaresi yok çünkü...
Ama bakınız... Radikal gazetesinde yazan ve Türk filmlerine de zaman zaman sert biçimde yaklaşan meslektaşım Tunca Arslan, son basın bunalımında işini ve sütununu kaybedenler arasında... Arslan'ın son yazısı da "Komser Şekspir" filmi için yazdığı oldukça ağır yazıydı.
Ben kendi adıma Arslan'ın yazılarını özleyeceğim. Ve hatta, daha ileri giderek, Sinan Çetin'in ve "Komser Şekspir" için yazdığı yazıda bu filmi sevmeyen eleştirmenlere giydiren Hıncal Uluç'un bile o yazıları özleyeceğini sanıyorum. Çünkü, herkesin her filmi aynı ölçüde beğenip koro halinde övdüğü bir ortam, bir tür 'dikensiz gül bahçesi' ve de eleştirisiz sinema olayı, sanırım Çetin ve Uluç'un da aslında hiç istemedikleri bir şey. Bilmem, yanılıyor muyum?
Bu yıl üçüncü kez düzenlediğimiz SİYAD Ödül Töreni gecesi de aynı zorluğa çarptı. Ama, özel sektörden Garanti Bankası ve de Kültür Bakanlığı sayesinde geceyi yapabildik ve geleneksel ödüllerimizi verdik.
Bu nedenle, bu iki kuruluşa özellikle teşekkür etmeyi görev biliyorum.
Atilla Dorsay
al.dorsay@superonline.com